Biraz daha hızlandı araba; yavaş yavaş şerit değiştirip sağlı sollu aralardan ilerliyordu. Otobüsün az sonra benzin istasyonunda olacağı haberini alan şoför, arabadaki üç kişiyle birlikte son kez Sırp caddelerinde makasını atıyordu. Biraz daha ağırlık verdi ayağı gaza, biraz daha ağırlık verdi zamana. Güneş kararlaştırdıkları konuma geldiğinde her biri için, aynı yerde olma sorumluluğu asırlardır süren bir gelenekti. Güneşin bundan haberi yoktu ama bu karınca sürüsü; sosyalleşmek için, birini iş çıkışı saatinde yakalayıp kafasına mermi basmak için, toplu bir şekilde milli marş okumak için, bir cenazede veyahut binecekleri sahte kimlikleri ile birlikte sınır kapısından illegal bir şekilde geçecek bu üç gencin, kendi ulaşacağı konuma istinaden daha fazla gaza bastıklarını bilmiyordu güneş. Dördü de güneşi yakalamaya çalışıyordu; tüm dünya, tüm insanlık güneş değemeden bir adım ilerisine, bir kez daha basıyordu gaza. Tüm bu kargaşa bundandı; sağa sola deliler gibi koşturan bu insanlar sıkışıyorlardı metronun kapısına, sıkışıyorlardı trafikte. Güneş Metaforu/ Mert Can Laçin
Bir günlük dinlenmem son bulmuş, canlı bomba beni biraz daha yasallaştırmak için can atan sözde tanıdık bu insanlar tarafından kampa bırakılmak üzere buraya gelmiştim. Kalabalığın arasında yüzünü arıyordum; hızla adımlıyorlardı, mavi siyah panolarda treninin peronunu bulanlar akıllarında tuttukları sayıya doğru koşturuyorlardı. ​Yüzünü gördüm; benim, bir benzer karşılamasını Türkiye'de kendisine yaparken hissettiğim mutluluktan eser yoktu kendisinde, huzursuz gözüküyordu. Kutsallaştırdığı vatandaşlığını, belki de benimle yan yana yürüyerek kaybedeceğini sanıyordu. Tek bir kelime Almanca bilmeyen benim, ne gibi faydası olurdu ki ona zaten? Sahip olduğu yaşam şartlarını paylaşmak istemiyordu; döndüğü memleketinde iki maaşıyla aldığı son model arabasını gösterebileceği birileri kalmalıydı. Cebindeki renkli haç motifli kağıt parçaları bende de bulunduğunda, kurduğunu sandığı üstünlüğünü de elinden kaybedecekti kendince. ​Tüm bunları hissettiğimden yemek teklifini reddettim. Israr edecek isteği bulamadı, benimle geçireceği her saniye riskti. Sınırları içerisine girdiğim bu yerde bana dair tek bir bilgiye sahip olmayan bu devlet, parmak izimi aldığında derin bir soluk alabilirdi; biraz daha yasallaştırmaya ihtiyaçları vardı beni. Canavar olan ben, bahnhofu yakabilir, önüme çıkan herkese sebepsiz ateş edip, tüm bu zenginliklerine rağmen benden saklayamadıkları derin mutsuzluklarını, bildiğim tek dil Türkçeyle ifade edebilirdim. Tek sorun burada olmamdı; parmaklarımı okutmadığım her bir saniye, yüzümün fotoğrafını kaydedemedikleri her an, kurduklarını sandıkları derin huzura bir kesik atıyordum. Mert Can Laçin
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Lugano sınırına girdiğimde insanlığımdan vazgeçmedim. İnsan olmanın bedeli buysa, yirmi altı yıldır ödediğim bu bedeli; zamanı kesinleşmemiş ömrümle, haz peşinde kaybetmediğim zihnimle ve içimde hissettiğim ufak umut kırıntılarıyla ödeyebilirdim. Mert Can Laçin
Bir şeyler duyarsın, görürsün,okursun ama o an senin için pek bi anlam ifade etmez ya gün gelir o anlam ifade etmeyen şeyler sanki senin can evinden vurur da bu sefer duyarsın da görürsün de ve okursun da..
Duygu ve Düşünce
"Ey can! Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme. Ya onu kaybedersin ya da kendini mahvedersin." Hz. Mevlana
Alıntı
Veren de O alanda O,nedir senden gidecek ?Telaşını gören de, can senin zannedecek. HAYIRLI CUMALAR