İmanla yaşamak, arkasında var olabileceklerden korkarak kapıları kapamak anlamına gelmez; tam tersine inançlı insan arkada onu korkutabilecek hiçbir şey olmayacağı için bütün kapıları ardına kadar açar. açar. Ne hepimizi korkudan kıvrandıran ölüm adındaki büyük gizem, ne hastalıklar ne de hayatın beklenmedik olaylarından ürker. Gizemi kabul etmek "Ben" denen can sıkıcı o şeyi ikinci plana atmamıza izin verir; "Ben" doğumdan ölüme kadar tekdüze sızıldanmalarıyla can sıkar; bu kibirli cüce, gerçekliği sadece kendisinin zihin ekranımıza yansıtabileceğine, kendi arzusunca denetleyebileceğine, değiştirebileceğine ve onun eylem çemberi dışında hiçbir şeyin var olamayacağına bizi inandırmak ister.
“Bu kadar mı? Nefes alamamak acı verir mi? Bir keresinde Rapallo sahilinde gördüğü can çekişen balığı, ağzının ve solungaçlarının nasıl su aradığını, her hareketinin bir öncekinden daha küçük olduğunu ve en sonunda durduğunu hatırladı. Biz de mi öleceğiz? Balık gibi mi?”
102. Ey iman edenler! Allah'a karşı gereği gibi saygılı olun ve ancak Müslüman olarak can verin.
Al-i imran suresi
(Allah'a karşı gereği gibi saygılı olun" diye çevirdiğimiz cümledeki takva kavramı terim olarak "kişinin, kendisini günahkar kılacak şeylerden sakınması veya korunması anlamına gelmektedir. Sahabeden Abdullah b. Mesûd bu ifadeyi, "Allah'a asi olmayıp itaat etmek, nankör olmayıp şükretmek ve O'nu unutmaksızın hep hatırda tutmak" şeklinde açıklamıştır.) (Hakim, Müstedrek, II, 294).