·
Okunma
·
Beğeni
·
10,1bin
Gösterim
Adı:
Derviş ve Ölüm
Baskı tarihi:
Nisan 2003
Sayfa sayısı:
480
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753501323
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şehir Yayınları
Baskılar:
Derviş ve Ölüm
Derviş ve Ölüm
Derviş ve Ölüm
Derviş ve Ölüm
"Hokka ile kalemi ve yazmakta olan şeyleri tanıklığa çağırıyorum;
Yanıltıcı akşam karanlığını, geceyi ve gecenin canlandırdığı herşeyi tanıklığa çağırıyorum;
Ayın ondördü ile şafak vaktini tanıklığa çağırıyorum;
Kıyamet gününü ve kendi kendini kınayan ruhu tanıklığa çağırıyorum;
Her insanın daima zararda olduğuna dair her şeyin başlangıcı ve sonu olan zamanı tanıklığa çağırıyorum…”
(…)

“Okuyucular Derviş’i beğendiler, eleştirmenler de dahil –hemen herkes-. Fakat benim için okuyucular daha önemlidir. Gazete, radyo, televizyon, dergiler ve biraz da konunun güncelliği sayesinde eserlerim, insanların dikkatini çekti. Roman bazılarının üzerinde de bir anlaşmazlık etkisi uyandırdı, başka türlüsü de olamazdı zaten.” Mehmet Selimoviç
464 syf.
·10 günde·9/10 puan
“Kendi derdin söyleyen/gayrı hikâye etmeyen” sahih anlatımıyla Boşnakların sevilen yazarı Meşa Selimoviç’in Derviş ve Ölüm kitabıyla huzurlarınızdayım.

1942 yılında Hırvat güçler tarafından haksız yere kurşuna dizilen ağabeyinin ölümüne yazılan bir metin Derviş ve Ölüm. Yaşanmışlığıyla roman olmaktan çıkan,yürek yakan bir anı....Hayata,ölüme ve dervişliğe dair bir ağıt,güzelleme ve koçaklamadır.

“Ölürse tenler ölür/Canlar ölesi değil” in iç burkan bir fotografı olan bu eseri 1962 de yazmaya başlıyor yazar ve 4 yılda tamamlıyor.Dilimizde ise 1973 yılında yayımlanıyor.

Kur’an-ı Kerim’den “Hokka ile kalemi ve yazmakta olan şeyleri tanıklığa çağırıyorum” ayeti ile başlayan hikâye Mevlevî tekkesi şeyhi Ahmed Nureddin’in anılarından oluşuyor. Anlatının gövdesini ise iç dünya ile dış dünya arasında ki adalet çatışmalarının ve bu iki dünya arasındaki gelgitlerin oluşturduğunu söyleyebilirim.

Kaybettiği kardeşinin ardından adaleti arayan,sorgulayan,derin iç hesaplaşmalarıyla hüznünü gözler önüne seren dervişin hikâyesi ise yerel olmaktan çıkıp dünya edebiyatında yerini alan,MEB in 100 Temel Eser listesinde bulunan bir eser olmanın hakkını veriyor.

Romanın 1967 2001 yıllarında çevrilmiş iki adet de filmi olduğunu hatırlatmakta fayda var,ilgililere duyurulur.
Sevgi ve Muhabbetle..
464 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10 puan
Yazarın kendi iç dünyasına ve çevresine baktığı psikolojik bir roman diye bilirim. Genel anlamda begendim ama bir seyler sanki havada kalmış hissi olustu bende roman bitince. Bunu da yazarın profesyonel olmamasına bağladım .Sonuç olarak okunması zevkli ve düşündürücü bir kitap özellikle beğendiğim bölümler Hasan ve dervisin konusmalari
464 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Şeyh Ahmet Nureddin bir mevlevi tekkesinde hocalık yapmaktadır. Bağlanmış olduğu dinin kuralları gereği hoşgörülü olması gerekiyor. Şeyh Ahmed Nureddin’in yaşadığı dönemde siyasi acıdan sıkıntılı bir dönemdir.
Devletin halkı ezdiği bu dönemde Ahmet Nureddin kendi hoşgörüsünü sorgulamaktadır.bu sorgulama sırasında hıdırellez gecelerinden biridir.
Hıdırellez eğlencelerinin insan öldürmesine dönüşmesi Ahmet Nureddin’i kendi iç muhasebesine yol açar.
Şeyh Ahmet Nureddin’in Harun isminide bir kardeşi vardır ve işlemediği bir suçtan devletin zindanına atılmıştır.Ahmet Nureddin’in ise onu kurtarmak için çaba sarf ederken kendiside düşer ve hoşgörüsünü yitirip kişiliğinin dışında bir insan olmuştur artık dervişliğide bırakmıştır.
Çok sıkıntılı günler geçiren Şeyh Ahmet Nureddin artık ölümü düşünmektedir.

Derviş ve Ölüm ... okunası ,okunulması ve okutulması gereken bir kitab...
Temren
Temren Derviş ve Ölüm'ü inceledi.
@temren·18 Kas 2015·Kitabı okumadı
“Hokka ile kalemi ve yazmakta olan şeyleri tanıklığa çağırıyorum.” ayetiyle başlıyor roman.
Can hokkasına batırılmış kalemden süzülen kanlı satırların romanı bu.
Kardeşinin haksız yere idama mahkûm edilmesinin ardından dervişin yaşadığı dilemmalar yazar tarafından mükemmel bir şekilde yansıtılmış. Yazarın gerçek hayatta da kardeşinin idamına tanık olması eserin bu kadar sahici olmasında önemli bir rol oynamış.
Manevi dünyasında tamamen teslimiyetle dolu bir tekke hayatı yaşayan dervişin; kardeşinin idamının ardından dünya sorunlarıyla kuşatılışı, dervişlik kimliğinden uzaklaşarak uğradığı haksızlığa isyan edişi romanın çıkış noktasını oluşturuyor.
Bu kitabı salt bir tasavvufi roman ya da basit bir intikam hikâyesi veyahut dostluk üzerine yazılmış bir eser olarak görmek hitaba haksızlık olur.
Dünya çapında büyük ses getiren bu eser 1974 ve 2001’de sinemaya uyarlanmış. Özellikle 2001 yapımı olan film izlenesi.
Tabi kitabı okuduktan sonra 
464 syf.
Meşa ( Mehmet ) Selimoviç, Boşnak edebiyatının en önemli kalemlerinden birisi. Derviş ve Ölüm onun Kale ile birlikte en bilindik iki eserinden birisi durumunda. Selimoviç, haksız yere idam edilen ağabeyinin acısını yüreğinde hep hissetmiş birisi. Ağabeyinin masumiyetini bilse de, maalesef devletin kurbanı olmuş. Tıpkı bugün ülkemizdeki yüz binlerce masum insan gibi, ağabeyi de işlemediği bir suç yüzünden ağır bir ceza yemiş. Selimoviç, doğrudan ağabeyinin hikayesinin anlatmak yerine daha eski devirlere giderek adalet, hak, hukuk gibi kavramları tasavvuf üzerinden başka bir hikaye ile işlemiş ve mevcudun hikayesi yerine ruh halini anlatmış.

Her anlamda çok başarılı bir edebiyat eseri, tasvirler, anlatım, kurgu... Mükemmel.

Ancak açık konuşmak gerekirse çok ağır işliyor. Yani, tam bir sakin kafa ve geniş zaman kitabı. Dostoyevski tarzı var. Suç ve Ceza'daki gibi biraz da. Tam bir toplum ahlakı romanı.

Selimoviç çok sıkı bir yazar; bu kesin...
480 syf.
·10 günde·1/10 puan
Mehmet (Meşa) Selimoviç'i önce Boşnak, sonra Sırp edebiyatçısı ya da genel bir ifadeyle Yugoslav yazarı olarak tanımlayabiliriz.
Mehmet Selimoviç, kitabı için şunları söylemiş: "Bu, her şeyden önce felsefi ve psikolojik bir romandır. Dürüst bir kişiliğe sahip olmasına rağmen, Derviş'in düşünce tarzı dogmatik, belli kalıpların dışına çıkmayan bir düşünce tarzıdır; oysa hayat ona tuzaklar kurmakta, onun sözde sarsılmaz düşünce tarzının ve dünya karşısında takındığı tavrın zırhını paramparça etmektedir. Yazarken beni özellikle ilgilendiren dildi; dilin kendi içinde gizlediği, etkileyici psikolojik durumların ifade edilebilmesini sağlayan olanaklardı.."
Hikaye de kardeşi haksız yere öldürülen, Mevlevi tekkesinin dervişi Ahmet Nureddin'in yaşadığı bu acı tecrübe fazlasıyla ağır bir dille anlatılıyor. (Mehmet Selimoviç kendi hayat hikayesini derviş adı altında kaleme almış.)
İlk defa bir kitabı okuma da bu kadar zorlandım diyebilirim. Bilinen bir yazar değil, hatta kitabı yayında var mı yok mu emin bile değilim ama filmini bile çekmişler kitabın, şaşırmadım değil.
464 syf.
·31 günde·Beğendi·10/10 puan
Uzun zamandır okuma listemde olup ertelediğim bu eseri tavsiye eden arkadaşa teşekkür ediyorum.
Ben sadece teknik konulardaki birkaç roman hatası ve bazı semboller üzerinde duracağım:
Eserin cümle yapılarında ve olay örgüsü içerisindeki diyaloglarda hata çoktu. Cümle yapılarındaki hatanın mütercimden mi yoksa yayınevinden mi kaynaklandığını ancak eserin orijinalini bilen açıklayabilir. Özellikle 1. Tekil şahıs ve 2. Tekil şahıs ekleri çok karışmış. Bu eylemin sahiplerinde karışıklığa neden olmuştur.
Olay örgüsündeki diyaloglarda kopmaların tercümandan kaynaklandığı ise aşikâr. Sayfa 313-314 anlatılan iki askerin hikayesinden sonra 315’te oğlunun yasını tutan kadının hikayesini anlatmaya başladığında bu hikayeyi Vişegraf’ta kendinin duyduğunu söyleyerek başlıyor. Ama 317’de bittiğinde sanki Hasan anlatmış gibi hikâye üzerinde diyalog devam ediyor. Bunlar teknik hatalardan benim fark ettiklerim.
239. sayfada ise çelişkili bir paradigma söz konusu. Burada iktidar kavramının sonuçta “güç”e gücün ise adaletsizliklere yol açabileceğine vurgu yapsa da düzensizliğin, anarşinin daha kötü olduğunda karar kılıyor. Ayrıca aynı yerde Kuranı Kerim’in Allah’a, peygambere ve emir sahiplerine itaati emreden ayetini hatırlatıyor.
Eserde tek beğenmediğim yer yeni basımlarda 260 eski basımlarda 243. Sayfada geçen diyalog olmuştur. Yazar burada Kuranı Kerim’de geçen cennet- cehennem ehli arasındaki diyaloğu tersine çevirerek ironik bir diyaloga imza atar. Kuran’da cennet ehlinden yardım(aydınlık-nur) isteyen cehennem ehline müminlerin cevabını kitapta farklı bir motife büründürerek bize aktarır.
Kitaptaki söz konusu motif şöyle geçer: İshak’a göre yer altındaki dünyada hapsedilen ve birer köstebek, akrep, yarasaya dönüşen bir insanlık var. Onlar bu cehenneme alışmış. Artık durumlarına razı olmuşlardır. Mevcut düzene isyan edenler yeryüzüne kovulmuşlardır. Onlar da vermiş oldukları mücadeleden mutsuz olmuş ve yer altındaki cehennemlerde teslim olanlardan karanlığı tekrar istemektedirler. Yazarın teslimiyetçi mantığı burada galebe çalmış ve Kuran sahnesini dahi terse çevirmiştir. Yazar için “İslam’ı iyi bilmesine rağmen yaşama gayretinden yoksun biridir.” dememe sebebiyet verici bir tabloya imza atmıştır.
Yazar, İslam’ı iyi bilmesine rağmen yaşama gayretinden yoksun olduğu gibi mücadeleyi sürdürme gayretindekileri dahi hakir gören bir anlayış ortaya koymuştur bu tabloda. Bu Santranç kitabındaki PASİFİZM anlayışını çağrıştırmaktadır. Orada bu konuyu yeterince ele almıştım.
Son olarak İshak ve Hasan karakterleri üzerinde durmak isterim.
Kitabın sonunda bitmiş, okunmuş bir kitaptan bahsediyor. Derviş tüm bu macerayı duygularını da katarak anlatmış. Başkası da bize bunu okumuş.
İshak karakteri Derviş’in bilinçaltında köşeye sıkışmış, yardım bekleyen birinin hayalidir. Teslim olmuyor, daima kaçıyor. Derviş’e sığınıyor. Derviş aktif olarak ona yardım etmiyor. Tekkenin kapılarını ona açmıyor. Tekkenin kapını aralayan, teslim olmamak için direnen İshak’tır. Bu belki de kardeşinin hayalidir. Kendisinden yardım bekleyen, kendisini teslim etmemesini, yakalanmamak üzere kendilerinden kaçtığı güruha karşı kendisini savunmasını istediği kardeşidir. -Yazar için de infaz edilen abisidir belki de- Kalede hapsedilen kardeşinin kendisinden medet umduğu hayalidir İshak.
Derviş kalede hapsedildiği zaman zindan kapısının arkasında onu kurtaracağını umduğu kişilerin her an içeri girip onu hürriyetine kavuşturacağını ümit ediyordu. Kardeşinin de aynı hisler içerisinde can vermiş olabileceği düşüncesi onu kahretmişti.
İshak en dar anlamda en yakınımıza olan merhameti en geniş manada zulme uğramış tüm mazlumlara uzanması gereken yardım elini ve hak ettikleri adaleti temsil eder. Köşeye sıkışan, küçük bir umutla bir yerlere sığınmış çaresizce kaçan tüm mazlumların remzidir İshak.
Hasan ise aksiyon adamıdır. Direnişin, karşılıksız sevmenin ve yardım elinin sembolüdür. Pasifizmin karşıtı, direnişin ta kendisidir. Hikâyenin sonunda kurtuluşa eren de kendisidir.
Hain planların ve emellerin kaynağı tüm kişiler kendi kötülüklerinin sebep olduğu yıkıntılar altında kalırken Hasan dünyaya önem vermeyen tavrı ve yardımseverliği sayesinde kurulan kumpastan kurtulabiliyor.
Hasan’ın tek zaafı olarak da âşık olduğu evli bir kadından söz edilmektedir. Bundan dolayı ailesi tarafından kınanmaktadır.
Romanda son bölümde kadının kocasının casus olup ülke ve yönetim hakkında bilgi toplayan biri olduğu ortaya çıkıyor. Hasan da bunları himaye ettiği için zindana atılıyor. Derviş, Hasan’ın her zaman gerek bilgi gerekse de yürüttüğü faaliyetlerde hep bir adım önde olmasını, bu bilgileri nerelerden edindiğini merak etmişti. Hasan’ın kadınla kurduğu yakınlığın bu sebepten olduğu romanın sonunda ortaya çıkıyor. Hasan gibi güçlü bir karakterin evli bir kadınla olan yakınlığı böylece açıklanmış oluyor. (Dubrovnik’te aile ile tanışma, bunları memleketine getirmesi, kadına yakın durup istihbari bilgiye ulaşması, kadına zaafı varmış gibi görünerek hem onları hem de kendini perdelemesi. Zira at kaçmasaydı tüm bunlar ortaya çıkmayacaktı.)
Savaş hiledir, sözünün hakkını veren bir hareket tarzıyla hareket eden Hasan, aksiyon adamıdır. Adaletin tecelli etmesi için düşünen bir beyin, mücadele eden bilektir.
464 syf.
·1 günde·10/10 puan
2 yetişkin insan üzerinden din , siyaset , hukuk , değer yargıları , sosyallik , vicdan , adalet gibi önemli konuları da görebileceğiniz bir kitap. .
Okurken ağır ağır üzerine düşünerek ilerleyip kendi bakış açınızdan bakmanızı sağlayan nadide eser ..
Size yeni pencereler sunarak doğruyu buldurmaya çalışıp arafta bırakabiliyor .. İYİ YORUMLAMALAR..
459 syf.
·15 günde·9/10 puan
Derviş ve Ölüm - Meşa Selimoviç
Merhaba!

Esere başlamadan önce bazı bilgilere sahip olmamız şart. Kitabın başlangıcında yazar (kendi hatıralarından alıntılarla) bu eseri neden kaleme aldığını açıklıyor.

Meşa Selimovic’in ağabeyi Şevki, 1942 yılında Hırvat güçler tarafından kurşuna dizilerek katlediliyor. Meşa kahroluyor ve durumunu şu sözlerle açıklıyor: “Beni kahreden, ortada müthiş bir haksızlığın bulunmasıydı, sebepsiz ve manasız.” Meşa, ne yapsa da bu olayı bir türlü atlatamıyor. 1942 ile 1962 yılları arasında büyük bir gayret gösteren yazar, durumu şöyle izah ediyor: “Senelerden beri ifademi olgunlaştırmaya, özellikle de karmaşık duygu ve düşünceleri anlatmaya, kafamdaki gelgitlerin ve ikilemlerin düğümünü çözmeye ve güç yakalanabilen coşkunlukların derinliğini ifade etmeye yetecek, ulvî bir dil elde etmeye gayret ediyordum.” Ağabeyinin ölümünden yaklaşık yirmi yıl sonra, 1962 yılında Derviş ve Ölüm isimli felsefi ve psikolojik romana başlıyor ve 1966 yılında tamamlıyor. Düşünebiliyor musunuz arkadaşlar, tam yirmi yıl boyunca kendini bu esere hazırlıyor.

Romana gelecek olursak. Derviş Ahmet Nureddin, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Bosna’da bir Mevlevi tekkesinin şeyhi. (Tekke, varlıklı biri olan Ali Ağa tarafından tarikata hediye edilir ve okunup üflendikten sonra da kutsal bir yer olarak çabuk tanınır.) Tekkede Ahmet Nureddin ile birlikte Mustafa, Hafız Muhammed ve Molla Yusuf yaşar. Ali Ağa’nın kızıyla görüşen Ahmet Nureddin, ikisinin de kardeşlerinden ötürü güç durumda olduklarını anlar; biri kardeşini kurtarmak, diğeri ise yok etmek için çabalar. Harun (Ahmed Nureddin’in kardeşi), Kadı’nın yanında katiplik yapar ve bir talihsizlikten dolayı hayatı kararır. Harun’un kurtuluşu için Hasan (Ali Ağa’nın oğlu) hakkı olan mirastan vazgeçmeyi teklif eder, lakin olaylar farklı bir şekilde gelişir. Eserde yazar farklı konulara değiniyor; dervişlik, dostluk, ölüm, vicdan ve adalet(sizlik). İçsel düşünceler ve karakterlerin diyalogları çok. Ayrıca Derviş ve Ölüm MEB’in 100 temel eser listesinde bulunuyor. Altını çizdiğim çok fazla yer var. Çokta kolay okunan bir eser değil, o yüzden ara verildiğinde geri dönmeniz şart olacaktır. Son olarak, romanın en acı tarafı, Ahmet Nureddin isimli dervişin karakter değişimi, bize aslında hayatın ne kadar acımasız olduğunu hatırlatmasıdır.

Bir alıntıyla bitirmek istiyorum:

“Adalet sağlık gibidir, yok olunca onu düşünür insan.”

Esen kalın.

Hasan de Hollander
464 syf.
·9/10 puan
Son cümleyi de okuduktan sonra başka türlü bitemezmiş bu diye düşündüm. Yazarın çok bir profesyonelliği olmadığı belli olmasına rağmen, o kadar çok kendi dünyasından ki asla sırıtmıyor bir yerlerde.
Zaten yazılanların çoğunun yazarın kendi yaşamıyla direkt ‘somut’ olarak çok fazla bağlantısı var.
Ahmed Nurettin ismindeki dervişin -ki kendiyle adı dışında hiçbir şeyi olmadan, göğsüne adından başka muska takmadan konuşulsun isterdi- kendiyle, diniyle, ilişkileriyle yaşadığı kopuşun anlatıldığıdır.
Her şeye ihtimal verebildiği halde hiçbir şeyin olmayacağına varamayacağının kitabıdır.
Bu kadar acı çektiğini bilmiyordum, unutulmuş bir dilin kulak tırmalayan sesleri gibi.
Daha sonra gördüğümde o yeşil kapakla bağdaşmayan hayatı unutuşumu hatırlarım sanırım.
Altını çizdiğim, yazdığım çok fazla yer var. Ölçülebilir aklı selimlik için müthiş kıstas.
464 syf.
Baş yapıt sayılabilecek bir eser. Güçlü bir hikâye, iyi işlenmiş karakterler, son derece edebi bir dille çok iyi anlatılmış. Yazarın işini çok iyi yaptığı kesin. Çeviri de çok iyi bir çalışma olmuş. Şiddetle okumanızı tavsiye ederim. Hatta kitaplığınızda bulunmalı.
464 syf.
·7/10 puan
Bir çok edebiyat ödülü almış ve MEB´in 100 Temel Eser listesinde kendine yer bulan roman, yazarın kendi başından geçenleri, sanki Osmanlı döneminde yaşanmış gibi anlatmakta. Dini eğitim ve hassasiyetleri oldukça yüksek olan kahramanın iç dünyasından adalet ve vicdan olgusunu okurun muhakemesine sunmaya çalışmakta. Sayfalar akarken çok çarpıcı tespitleri harika bir edebi üslupla okuyor olacaksınız. Öyle ki bazı cümleler üzerinde düşünmek ve bazen geri dönme ihtiyacı duyabileceksiniz. Olağanüstü akıcı bir üslubu olmamakla beraber öykü kendini okura kabul ettirmekte ve içine almakta. Romanın 1967 ve 2001 yıllarında çevrilmiş iki adet filmi olduğunu hatırlatmakta yarar var.
... Kötü şeylerin yalnız kendilerine değil, herkese ait olduğunu hatırlatmak için bütün aileleri araya katarak konuşmasına başladı. Kötülüğü çoğunluğa yükleyince ayıbın daha az olacağını ve onun hakkında rahatlıkla konuşabileceğini sanıyordu.
Meşa Selimoviç
Sayfa 34 - Timaş Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Derviş ve Ölüm
Baskı tarihi:
Nisan 2003
Sayfa sayısı:
480
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753501323
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şehir Yayınları
Baskılar:
Derviş ve Ölüm
Derviş ve Ölüm
Derviş ve Ölüm
Derviş ve Ölüm
"Hokka ile kalemi ve yazmakta olan şeyleri tanıklığa çağırıyorum;
Yanıltıcı akşam karanlığını, geceyi ve gecenin canlandırdığı herşeyi tanıklığa çağırıyorum;
Ayın ondördü ile şafak vaktini tanıklığa çağırıyorum;
Kıyamet gününü ve kendi kendini kınayan ruhu tanıklığa çağırıyorum;
Her insanın daima zararda olduğuna dair her şeyin başlangıcı ve sonu olan zamanı tanıklığa çağırıyorum…”
(…)

“Okuyucular Derviş’i beğendiler, eleştirmenler de dahil –hemen herkes-. Fakat benim için okuyucular daha önemlidir. Gazete, radyo, televizyon, dergiler ve biraz da konunun güncelliği sayesinde eserlerim, insanların dikkatini çekti. Roman bazılarının üzerinde de bir anlaşmazlık etkisi uyandırdı, başka türlüsü de olamazdı zaten.” Mehmet Selimoviç

Kitabı okuyanlar 718 okur

  • Oğuz Altınay
  • Mert
  • Ayşegül  kavgacı
  • Rêber yahya
  • İslime Açık
  • Sevgi55
  • Musab Can
  • Esat YILDIRIM
  • Ahmet Enes Yücal
  • Vehbi Kıcık

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.3 (3)
9
%0.9 (2)
8
%3.9 (9)
7
%0.9 (2)
6
%0.4 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları