Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
4884
Gösterim
Adı:
Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
357
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755450920
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Telos Yayınları
Baskılar:
Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri
Arapların Gözünden Haçlı Seferleri
Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, iki yüzyıl (1096-1291) süren Haçlı Seferlerini ve Orta Doğudaki Frenk işgalini, anlatırken, bu bölgenin güncel durumuna da ışık tutuyor. 1096 yılında başlayan seferlerde Türk, Kürt, Arap emirlerinin kişisel eğilimlerini, kültür yapılarını, zaaflarını görüp, Haçlıların Orta Doğuda iki yüzyıl kalışlarının hikmetini anlatıyor.
357 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Muhteşem bir bilgi hazinesi. Tamamen o dönemi yaşayan ve adlarına Vakanüvis denilen (yani günün olaylarını yazarak zapt altına alan ) resmi görevlilerin, günümüze kadar gelen notlarından yararlanılarak yazılmış ,müthiş derecede akıcılığı olan harika bir tarih kitabı.

Kitapta , iki yüz yıl süren Haçlı seferleri sırasında bölgede yaşananlar tamamen Müslümanların tarafından bakılarak anlatılmaktadır. Olayların tamamı bizzat görgü tanıkları olan vakanüvislerin yazdıklarından derlenerek anlatıldığından dolayı neredeyse noktası virgülüne kadar gerçek olma özelliği taşımaktadır. Haçlıların gelişlerinin ilk haber alınmasından itibaren bölge insanının nasıl bir ruh hali içerisine girdiği, nasıl bir beklentilerin oluştuğu ve nelerin yaşandığı çok açık bir şekilde aktarılmaktadır.

Kitap, her ne kadar Frenklerle olan savaşlara öncelikle yer verse de, ağırlıklı olarak bölgedeki Müslümanların kendi iç çatışmalarını ve iktidar kavgalarını çok daha fazla ön plana çıkararak anlatmaktadır.

Yaklaşık bir ay kadar önce okuduğum Thomas Asbridge'in yazdığı ''Haçlı Seferleri'' isimli kitapta (Haçlı Seferleri ) ise tamamen olaylar Hıristiyanların bakış açısıyla anlatılmaktaydı. Bölgedeki Müslümanların kendi aralarındaki çatışmalar ise derinlemesine değil de kısa ve öz olarak anlatılarak geçilmekteydi. Oysa Hıristiyan dünyasındaki tüm olaylar çok ayrıntılı bir şekilde aktarılmaktaydı.

Bütün bunlar göz önüne alındığında ben her iki kitabın da birbirini tamamlar özellikte olduğu kanaatindeyim. Ortak anlatılan olaylarda, her iki kitapta da çok büyük farklılıklar göze çarpmamaktadır. Sadece tarafların karşı tarafta yaşananlar konusunda bilgi eksikliğinden kaynaklanan yazılamamış bölümler mevcuttur.

Bana göre, dünyanın en lanetli bölgesi olan bu yerde yaşanan ve iki yüz yıl süren bu vahşeti, her iki tarafta objektif bir şekilde yazarak bizlere insanlık dersi vermişlerdir.

Ben bu kitabı da, tarihe karşı ilgisi olanlar , o dönemde yaşananları merak edip öğrenmek isteyenler başta olmak üzere herkesin okuması gereken muhteşem bir kitap olarak değerlendiriyorum.
357 syf.
·63 günde·8/10
Amin Maalouf'un bazı romanlarını severek okumuş birisi olarak, onun Ortadoğu coğrafyasına ne kadar hakim olduğunu az buçuk görmüştüm,fakat kendisinin tarihçi yönünün de bu kadar derin olduğunu bilmiyordum.Kitapta; bin yıl önce yaşanmış haçlı seferlerini tarih anlatıcıları aracılığıyla ve yorumlarla bizlere aktarmaya çalışmış. Kitapta beni yoran ya da hoşuma gitmeyen yön ise kendini tekrarlayan durumlar ya da olayların tekdüzeliği.Okumam biraz uzun sürdü ama yine de tecrübe etmeye değerdi.İyi okumalar...
357 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bizans İmparatorluğu’nun 11.yüzyılın ikinci yarısından itibaren karşı karşıya kaldığı tehlikenin farkındalığıyla başlayan Avrupa akınları “Haçlı Seferleri”nin temelinde yer alıyor. Kuşkusuz Kudüs’ü ele geçirmek ve kudretli, yüce Müslümanları Ortadoğu’dan kovmak fikriyle beraber…
Avrupalıların dar bakış açısıyla yeterince kitap yazıldı, tarih zayıf akıllılar tarafından yalan yanlış ezberlendi. İşte bu kitabı benzerlerinden ayıran şey, ezberci tarihe bir karşı çıkış sergiliyor oluşu.
Amin Maalouf’un bu kitabını okuyun ki, Avrupalıların bakış açısı tarihi gerçekliği yansıtıyor mu, yoksa çoğu yalandan ibaret düşünceler yığını mı, anlayabilin.
Bir tarihi roman edasıyla yazılmış eseri soluğunuzu tutarak okuyacaksınız.
357 syf.
Kudüs, Halife Ömer zamanında 638 yılında İslam devleti tarafından alınmıştır. 7. ve 8. yüzyıllarda Indüs'ten Pireneler'e uzanan görkemli bir imparatorluk kuran Araplar, en parlak zamanlarını 809 yılında ölen Halife Harun Reşid zamanında yaşamışlardir. 10. yüzyıllarda uygarlıklar gelişmeye devam etse de siyasal olarak İranlılara ve Türklere karşı güç kaybetmişler; 1055'te ise Selçuklu Türkleri Bağdat'a hakim olmuşlar, 1071'de ise Bizans'i mağlup etmişler ve ardından da Doğuya hakim olmuşlardır.

Sene 1096 olduğunda ise Frenkler Anadolu Selçuklu Hükümdarı Kılıçarslan tarafından mağlup olurlar ancak ertesi yıl gelen büyük Frenk ordusu önce İznik'i alır ardından da Dorlion'da Kılıçarslan'i ağır bir mağlubiyete uğratir. Haçlı ordusu daha sonra önünde birkaç noktada mukavemetle karşılaşsa da Müslüman beylerin iç kavgaları, ihtiraslarinin da yardımıyla ilerlemesine devam ederek 1099'da Kudüs'ü ele geçirirler. Şehri yağmalayip, halkı katlederler. Özellikle beni en çok şaşırtan olay, Maara denilen yerde Frenklerin yamyamlık yapmalarıdır; Müslüman cesetlerini yemeleri. Üstelik bu olaylar kendi kaynaklarından aktarılmıştır.

1104'teki Harran zaferi ile Müslümanlar, Frenk ilerlemesininin doğuya doğru genişlemesine engel olmuşlardır. Selçuklular'da hanedan üyeleri çoğu zaman kukla olarak kullanılmış ve onları kullanarak nüfuz elde eden atabeyler/emirler olmuştur. Bu emirler arasında da çıkar çatışmaları hiç bitmez. Kitabı okurken sıklıkla görüyoruz ki, emirler arasındaki çıkar ve iktidar kavgaları Frenklerin ekmeğine yağ sürmüştür. Öyle ki, 1108 Tel Başir'deki savaşta iki Müslüman- Frenk koalisyonu karşı karşıya gelmiştir. Bu sırada halife ise uzun zamandır oturduğu koltuğun siyasetten uzaklaştırılması nedeniyle zevkü sefa ve kültürel etkinliklerle zamanını gecirmektedir. Bundan dolayı Halep Kadısı İbni el- Haşab bir grup insanla birlikte Bağdat'a gidip ilginç bir eylemde bulunur: Aylardan Ramazan'dir. el-Haşap şehrin meydanina oturur ve yemek yer. Hemen askerler gelir. Çünkü bu yaptığı yasal değildir. Buradan isteyen meşhur hoşgörü argumani hakkında bir değerlendirme yapabilir. Yani günümüzde Ramazan aylarında sokakta su içeni veya yemek yiyeni dövdüler haberinin benzeri yaşanıyor hem de Frenkler Müslüman şehirlerini ele geçirirken ve insanları katlederken. Bu kısmı okurken aklıma Tolstoy'un Savaş ve Barış'ında Napolyon ve ordusu Rusya içlerine ilerlerken, balolarda kızlarına uygun bir damat bulmaya çalışan Rus kadınlarını getirdi. Ancak yine de bu konuda öncelikle halifeyi değil, dönemin siyasi aktörlerini sorumlu almak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü sonraları atak bir halife başa gelir, adet olduğu üzere yeni Selçuklu hükümdarına hilat giydirir, bu sırada biraz da kendisinin üstün olduğunu belirtir. Ardından da siyasi yönde etkinlik göstediği vakit ilk fırsatını bulduğunda Selçuklu Sultanı, Halifeyi katlettirir. Bundan evvel 1125'te cesur kadımız, Haşhaşiler tarafından öldürülür. Haşhaşiler inançları gereği sunniligin tam zıddıdır, ve Mısır'daki Fatimi Halifeliginin kendisine bir gün gelip İslam dünyasında hakimiyet kuracağı günü beklerler ve bu esnada da düşmanlarına karşı kendi usullerince etkinlik gösterirler.

Siyasi sorumlu arıyoruz derken Zengi'nin sesini duyarız 1144'te Edessa'yi yani Urfa'yi alarak, dört Frenk Devleti'nden birisini yıkar. Zengi'nin etkisi, emirleri yarattığı kaos ortamını biraz olsun dağıtır ve Müslümanlarin yüzünü Frenklere daha ciddi dönmesini sağlar ve onlara kazandığı zaferlerle özgüven kazandırır. Daha sonra Zengi, dönemin yazısız kuralı gereği yatağında değil katledilerek hayatını kaybeder. Onun yerine geçen oğlu Nurettin, en az onun kadar güçlü bir etkinlik gösterir. 1154'te Şam'ı alır ve Suriye'de hakimiyetini pekiştirir. Daha sonraları Selahaddin önderliğinde yükselişe geçecek İslam birliğine giden yolu Nurettin hazırlar. 1163-1169 arasında Mısır için mücadele edilir ve bunun sonucunda vezir olan ama kısa süre sonra hayatını kaybeden Nurettin'in komutanı Şikruh'un yerine Selahattin geçer. Selahattin'i ben her zaman Doğu'da Şah İsmail'in bozguncu etkinliği karşısında pasif davranan babasını tahttan indiren Yavuz Sultan Selim gibi saniyordum. Çünkü herkesin kendi çıkarına hareket edip kaos yarattığı bir ortamı ancak sinirli, hırslı, kararlı ve cok iyi stratejist biri masaya yumruğunu vurarak düzene koymuştur diye düşünmüştüm. Bunlardan kararlılık ve stratejist olmak var ancak abartılıcak kadar değil; oldukça mütevazı bir kişiliğe sahip olduğunu görüyoruz, strateji konusunda ileride Kudüs alındığı ve arkasından gelen fetihler yapıldığı vakit, Frenklerin Akka'ya veya Sur'a geçişlerini çok serbest tutması ileride başını çok fena agritacaktir. İktidara giden yolunu ve iktidardaki zamanlarında da şans genelde hep yanında olmuş; öyle ki bir ara çok kalabalık bir Haçlı ordusunun geldiği haberi gelir ve Selahaddin çok korkar, endişelenir. Ama ordunun başındaki kral sefer sırasında kaza geçirir ölür. Bu sayede Selahattin yeni bir beladan kurtulmuş olur.
İşte bu Selahattin 1171'de Fatimi Halifeligini kaldırır, 1174'te Nurettin'in ölümü üzerine Şam'ı ele geçirir, daha sonra da Halep'i. Birliği sağlayan Selahattin nihayetinde 1187 yılında meşhur Hıttin Savaşında Frenkleri ağır şekilde mağlup ederek Kudüs'ü alır. Bu noktada Cennetin Krallığı filminde Kudüs'ü kahramanca savunan başrolumüz gerçek bir karaktermis ancak öyle filmdeki kadar uzun ve destansi bir savunma olmuyor. Ancak dikkat çeken nokta, bu kişi Selahattin'e savaş yönünde herhangi bir harekette bulunmayacagina yemin ederek serbest kalmıştır. Kudüs kuşatıldığı zaman da savunmayı organize edecek tek isim kendisidir ama aklına ettiği yemin gelir. Bunun üzerine Selahattin'den kendisini ettiği yemin konusunda azat etmesini talep eder. Selahattin de kabul eder. Bir yanda edilen yamyamlık, katliamlar diğer yanda böyle hayranlık uyandiracak hareketler, cidden garip!

Selahaddin şehri aldıktan sonra Frenklerin zamanında yaptığı gibi katliam yapmaz. Sadece herkesin bedelini ödeyerek özgür kalabileceğini şart koşar ama bunu bile hafifletir. Bundan dolayı senelerdir seferlerle uğraşan ve ganimet beklentisindeki ordusu bir noktada isyan eder ama Kudüs Fatihi'ne karşı bu isyan ancak mırın kırın noktasinda kalır. Selahattin seferlerine devam ederek Frenkler'in elinden çoğu yeri geri alır. Ancak 1190-1191 yıllarında başını Fransız kralı ve İngiliz kralı Aslan Yürekli Richard'in çektiği Haçlı ordusu gelir. Akka'yi alırlar. Selahattin ordusuyla gelir ama mağlup edemez ve beraberlik durumu oluşur. Bundan sonra ise sürekli nihai sonuç vermeyen çatışmalar devam eder ve bir yandan da diplomatik savaşlar. Selahattin bu konuda ev sahibi olmanın avantajını ustaca kullanır. İki sene sonra ise hayatını kaybeder. Ölürken mal varlığı olmadığı dikkat çekmiş. Kendisini bir davaya adayan ve gözü parada olmayan Selahattin'i takdir etmemek elde değil. Şu anda bile İslam/Arap dünyasında zor zamanlarda adı sık sık anılan bir liderdir.

1204'te hedefi şaşıran -aslında bilakis hedefleri burası olan- Latinler Kostantinipolis'i yagmalarlar ve elli altmış sene sürecek Latin krallığı'ni kurarlar. Bizans Selçuklulardan yardım istese de o sıra Selçuklular yardım gönderecek durumda değildir. Ama bunun nedeni Diriliş Ertuğrul tutkunlarinin sandigi gibi din iman değildir. Tarihi yapımları çok sevdiğim için uzun süre ben de bu diziyi izlemiş biri olarak söylemek isterim ki, malumunuz olduğu üzere diziden, filmden tarih öğrenilmez. Diriliş Ertuğrul ve turevlerinden tarih öğrenen insanlara bir örnek vermek istiyorum: Dönemin Bizans ordularında da Türk nüfusu oldukça fazladır. Bizans'la Selçuklular birbirlerine sık sık yardım ediyorlar. Siyasi ilişki için birbirleriyle evlilik yapıyorlar. Başkent Iznik'in çoğunluğu Rum, dönemin Anadolu'sunun çoğunluğu Rum ve Ermeni, Selçuklular olsun Osmanlılar olsun Anadolu'ya Diyar-i Rum gibi ifadelerle adlandirip kendilerini de Rum imparatoru veya Diyar-i Rum'un Hünkari gibi niteliyorlar. Çıkarları örtüştükten sonra Selçuklu, başka bir Türk ve Müslüman bir devlete, beylige karşı Bizans'la ittifak kurabiliyor. Büyük Selçuklu kontrolündeki Suriye ve diğer bölgelerde de benzer örnekler yaşanmıştır. Bunlardan birinde Rıdvan adında bir bey, Haçlılar'in şehirdeki en büyük camiinin başına haç takacaksin şartını bile hemen yerine getiriyor. Haçlılarla ittifak kurmalar zaten kitabı okudukça olağan bir durum olarak gelmeye başlıyor insana. Sözün kısası arkadaşlar; tarih romantizm yapılacak bir alan değildir. Tarihte devletler, liderler şimdi de olduğu gibi ilk önce kendi çıkarlarını düşünmüşlerdir. Çıkarları örtüşüyorsa kendisiyle dini, milliyeti, kültürü veya doktrinleri çok zıt olan devletlerle, liderlerle ittifak kurmaktan geri durmaz devletler. Bu nedenle realist olmak bu konularda her zaman daha iyidir.

Ayrıca bu konuda en güzel örneği şimdi vereceğim ve eminim ki birçok insan okuyunca çok şaşıracaktir. 1218-1221 senelerinde Frenkler Mısır'ı istila ederler ve ardından ilerleyislerini Selahattin'in ardillarindan dönemin hükümdarı el-Kamil durdurur. Lakin bu Kamil, Frenkleri başındaki Freidrich von Hohenstaufen'le çok yakınlardır. Freidrich, hem Doğu'da büyümesi nedeniyle hem de Batı'dan soğumasi gibi nedenlerle Doğu'ya yakınlık duyar. Arap kaynaklarında kendisinin ne Hristiyan ne Müslüman olarak geçer. Kamil'le Aristo üzerine sohbet ederler ama nihayetinde iktidar ve siyaset etkindir. Kamil, arkadaşı Friedrich'e bir anlaşma önerir. Anlaşmada Kudüs'ü Freidrich'e teslim etmektedir. Gerçekten de anlaşma yapılır ve Kudüs paylaşılır. İslam dünyasında haliyle tepkiye neden olur ama Kudüs'teki bu son Kudüs hakimiyeti 1244'e kadar devam eder. Bu arada ileride Kamil'in oğlu da babasının yolundan giderek Frenkler'e benzer teklifte bulunur. Şimdi, Kamil ve oğlu veya Rıdvan gerçek Müslüman değil yorumu yapılabilir ama bu tarz yorumlar bence sadece kendimizi, bize oluşturulan romantik fanusta tutmak için kullandığımız basit ve mantıklı olmayan argümanlar olarak geliyor.

Devam edersek, 1248-1250 yıllarında Fransa Kralı IX. Louis Mısır'ı istila eder ama yenilip esir düşer. Bu sırada Eyyubi hanedani düşer ve yerine Memlukler gelir. Diğer tarafta ise Moğollar gelmiş ve sık sık Frenklerle ortak hareket etmektedirler ancak Moğollar'in gaddarligi nedeniyle sanki kendileri çok yumuşak kişilermisler gibi çekinen Frenkler bir süre sonra Moğollar aleyhinde de hareket ederler. Hülagu Han, 1258'de Bağdat'i alır, Abbasi'yi halıya sarar ve üzerinden at geçirerek onu öldürür. Şehri yağmalar ve insanları katleder. İslam/Arap dünyası tehlikededir ve yoğun korku yaşamaktadır. Ancak Hülagu doğuya iktidar kavgasına gitmişken arkasında az bir kuvvet bırakır. Bu birlikler de 1260'ta Ayn Calut'ta Memluk komutanı Baybars tarafından mağlup edilir. Bu savaşla birlikte Moğollar buralarda hakimiyetlerine devam edebilmek için giderek İslam'a daha çok gireceklerdir.

Bu noktada şunu belirtmek gerekir; Moğollarin yaptığı katliamlar zaten herkesin malumudur ancak tarihte tek katliami Moğollar yapmamistir. Mesela bize tarih derslerinde ve daha sonraki dönemlerde Hülagu'nun Bağdat katliamı sıklıkla anlatılır. Onu yenen Memlûkler'in bu zorbalığa karşı durduğunu ve İslam dünyasını kurtaran bir melek olduğu anlatılır. Lakin tarihte melek yoktur. Örneğin bize hiç anlatılmayan katliamlarindan birinde Memlukler, 1268'de Moğollarla ittifak yapan Antakya'yi ele geçirip burayı yıkarlar ve insanları katlederler. Diğer saldırılarında da benzer hareketlerde bulunmaya da devam ederler. Bu sıra izlediğim bir belgesel var; 2. Dünya Savaşı'nın önemli anlarını konu alıyor. Kullanılan görüntülerin renklendirilmiş olması da belgeseli ayrıca güzelleştiriyor. Burada Nazilerin haklı olarak cok kötü olup gayri insani davrandığı üzerinden propaganda yapan muttefikler, Dresden hava saldırısında 25 bin, Tokyo hava saldırısında yüzbinlerce ve atom bombalariyla da yüzbinlerce sivili öldürürler. Ama muhtemelen dönemin müttefik devletlerinin o veya bu zamanki vatandaşlarına, birçoğu "evet bir şeyler oldu ama..." şeklinde cümleler kuracaklar veya komple Müslümanların Moğollar - Memlûkler örneğindeki veya tarihlerindeki başka örneklerdeki olaylara karşı "yadsıma" veya "zihinsel filtre" tekniklerini kullanacaklardir. Ancak bence, realist olup objektif şekilde tarihe yaklaşmak her zaman daha faydalı olacaktır.

Bununla birlikte 1291'de Memlûk Sultanı Halit, Akka'yi alarak, Dogu'daki 200 yıllık Frenk hakimiyetine son verir.


___________________


Yazar son sözünde, Haçlı Seferlerinin İslam dünyasındaki etkisine kısaca değinmiştir. Arap dünyası o dönemde, Bati'dan birçok açıdan üstündür. Özellikle tıp alanında... Haçlılar zayıf oldukları bu konularda edindikleri bilgileri ve aletleri Avrupa'ya taşımışlardır. Sonunda mağlup olup bölgeden ayrilsalar da, artık uzun vadede üstünlük Batı Avrupa'ya geçecektir. Arap dünyası ise her ne kadar Haçlılar'a karşı zafer kazanmis olsa da, yüzyıllar süren saldırılar neticesinde Batı'ya ve Batı'dan gelen çoğu şeye karşı öfke, kin ve önyargı beslemeye başlar. Batı ve modernizm bir öteki olacaktır. Halen de bu ötekiye, her türlü kötülük atfedilir; geri kalınmışlığın faturası kesilir. Yazar, Arap dünyasının geriye düşmesinde Haçlı Seferlerinin muhakkak etkisi vardır ancak Haçlılar'in Arap dünyasında varlığı görülmeyen veya görülmek istenmeyen sorunları açık ettiğini ifade eder. Halife zaten siyaseten önemsiz bir konuma düşmüştür ve verdiği başka örneklerde de Batı'nın da Araplar'a karşı üstün yanlarınin olduğunu, bu üstünlüklerini artirdiklari ve zayıf oldukları noktalarda da Araplardan edindikleri birçok gelişmeyi kullanarak yol katettiklerini ifade eder. Araplar ve İslam dünyası ise uzun periyotta eski görkemini kaybedecektir ama en çok da zihinsel ve kültürel açıdan bu kaybı yaşamıştır diye düşünüyorum.


____________________


Son olarak Amin Maalouf'u tebrik etmem gerekiyor. Gerçekten kitabı okurken ne kadar büyük bir araştırma yaptığı belli oluyor. Ancak daha önemlisi, bu araştırmasını akıcı bir üslupla suslemesidir. Çünkü ben kitabı okumaya birkaç kez yeltenmis ama muhtemelen çok sıkıcı ve ağır ilerleyen detaylı bir eser diyerek hep ertelemistim. Ama evet detaylı ama hiç sıkmayan ve akıcı ilerleyen romanımsı bir tarih anlatımı olmuş. Bununla birlikte yazar oldukça objektif şekilde konuya eğilmiş. Bu açıdan da çok hoşuma gittiğini belirtmeliyim. Konuyla ilgilenen herkese tavsiye ederim.


İyi okumalar
266 syf.
·15 günde·Beğendi·8/10
Amin Maalouf bu eseriyle okuyucuyu dünyanın entrika merkezinin en entrikalı dönemlerinden birine sürükler ve okullarda tarih derslerinde oldu bittiye getirilen 1. Haçlı seferleri dönemini, bazı ayrıntılarıyla ve hiç bilinmeyen yönleriyle, Arap tarihçilerin ağzından okuyucuya aktarır. Arap vakanüvislerin notlarından, kitaplarından çokça yararlanmış ve okuyucuya film tadında bir tarihi roman yazmıştır. 7. Yüzyılda Arap Yarımadasında yeni bir güç doğmuş ve Bizans İmparatorluğu’nun karşısına yeni bir rakip olarak sahaya inmiştir. 1099 yılında da Papa 2. Urban kutsal toprakları kurmak adına haçlı seferlerini başlatmış ve Kudüs’e girmiştir. Papa’nın doğuya sefer düzenlenmesiyle kaybedilen eski Roma toprakları Müslümanların elinden alınmaya çalışılmış ve Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında çalkantılı bir dönem başlamıştır.
Bu yıllarda tarih sahasına Makedonlar, Türkler gibi hanedanlarda kendi birliklerini kurmuştur. Anadolu ve Arap Yarımadası sürekli savaş bölgelerine dönüşmüş, birçok ayaklanmalara, savaşlara, iktidarlara şahit olmuştur. Yazar da bu dönemi Arap Yarımadası ve Arap tarihçileri üzerinden aktarmıştır. Okuyucu din, cihat, kutsal topraklar adı altında birçok politik, siyasi savaşlara şahit olmaktadır. Hristiyanlar bir savaşı kaybedince tanrı Müslümanları ödüllendirmiş, Hristiyanları cezalandırmış oluyor veya tam tersi bir durumda da Müslümanları cezalandırıp ,Hristiyanları ödüllendirmiş oluyordu. Birkaç iktidar dışında din toplumu sürekli olarak savaşa ikna etme yolu olarak kullanılıyordu. Okuyucu bu entrika dolu topraklarda aklının alamayacağı olaylara şahit oluyor, tarihin tozlu sayfalarında kayboluyor. Kitabın ismi okuyucuya her ne kadar Arap tarihi gibi çağrıştırsa da bu coğrafyanın diğer bir çok topluluğunu tanıtıyor ve onların da Arap Coğrafyasındaki eylemlerini Arap tarihçilerin ağzından aktarıyor. Akıcı, zengin, dili sade ve güzel bir kitaptır.
357 syf.
·7/10
Arap tarihçiler gözünden haçlı seferlerini kaleme alması itibariyle müstesna bir eser. Haçlı seferleri döneminde İslam coğrafyasının içinde bulunduğu durumu gördüğünüzde ise üzülmemek elde değil.
Allí
Allí Arapların Gözünden Haçlı Seferleri'ni inceledi.
266 syf.
Kitabın adı yanıltmasın bu coğrafyada yaşayan tüm halklarla ilgilidir. Ortadoğu tabirini kullanmak istemediğinden bu isimle kitap basılmış galiba...Amin Maalouf ortadoğuda çıkmış gerçek nadir aydın-yazarlardan bir şahsiyettir. Kitabı öneriyorum hatta genel anlamda tüm kitapları öneriyorum /iyi okumalar
266 syf.
·16 günde·9/10
Maoluf'un kalemini bilen bilir. Romanlarıyla tarihi sevdiren bir yazar. Bu kitap yazarın ilk kitabı ve yıllarca yapılan bir araştırmaya dayanmakta. Konuyu söylemeye gerek yok kitabın adı yeterince açık. Sıkıcı tarih kitaplarının aksine roman tadında akıcı bir üslupla kaleme alınmış. Gelecekte harika romanlar yazacağının ayak seslerini duyuyorsunuz bu ilk kitapta. Kitabın boyutu ders kitabı boyutunda. Roman boy olsaydı okuması çok daha kolay olurdu. Bir de Haçlı seferleri bilindiği üzere 1.2.3. diye sıralanır. Bu kitapta böyle bir belirtme yok hangisi kaçıncı Haçlı seferi olduğu belirtilmemiş. Tarihi sevenlerin bayılacağı; sevmeyenlere de tarihi sevdirecek bir kitap. Şiddetle tavsiye olunur.
357 syf.
1099 Ağustos'unda Kudüs düştüğünde yani Kadı Ebu Said el-Herevi, "Kılıçlar savaş ateşini körüklerken insanın kullanabileceği en kötü silah gözyaşı dökmektir." diye haykırıyordu. Yıl 2018 Müslümanlar devam eden savaşa karşı hala gözyaşı döküyorlar. Değişen fazlaca bir durum söz konusu değil yani.

"Arapların Gözünden Haçlı Seferleri" öyle bir kitap ki; etkileyiciliği anlattığı dönemle hala aynı özellikleri yaşıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Öyle bir panaroma sunuyor ki kitap, Müslüman dünyasında yaşanan iç çekişmeleri, siyasi kavgaları tarihi kaynaklarıyla aktarıyor. Mesela Bağdat'ın otuz ay içinde sekiz kez el değiştirdiğini aktaran yazar, "ve tüm bunlar Batılı istilacılar fethettikleri topraklardaki varlıklarını sağlamlaştırırken yaşanmıştı." diyor. Bugün yaşananlar da bu cümledeki durumdan farklı değil ne yazık ki.

Amin Maalouf'un akıcı dili ise kitabı sıkıcı tarih kitapları kategorisinden çıkarıyor. Gazeteci Taha Kılınç kitap için "elimde bir yetki ve yaptırım gücü olsa, 'Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri'ni her Müslüman'a mutlaka okuturdum. Milli eğitim bakanı olsam, okullarda bu kitabın okutulmasını zorunlu tutardım. “Kudüs’e karşı görevlerimiz” listemin ilk sıralarında bu kitabın mutlaka okunması yer alıyor çünkü." diyor.

Ne kadar doğru ve yerinde bir tespit, bundan böyle benden kitap tavsiyesi isteyen herkese ilk olarak "Arapların Gözünden Haçlı Seferleri"ni önereceğim. Sizlere de naçizane önerimdir...
266 syf.
·30 günde·Beğendi·8/10
Arapların Gözünden Haçlı Seferleri Kitabı Kriteri:
1. Lübnan asıllı Amin Maalouf 1983 tarihli bu ilk kitabında, on birinci yüzyılın sonundan on üçüncü yüzyılın başına kadar devam eden, ancak etkileri günümüze dek uzanan Haçlı Seferleri'ni konu ediniyor.
2. Haçlıların ve onlara karşı direnç göstermede kimi zaman destansı, kimi zaman bölük pörçük mukavemet gösteren Müslüman güçlerin kendi aralarında ve düşmana karşı savaş ve barışlarını konu edinmektedir. Kudüs ve Selahaddin özelinde bölgenin ve dönemin sosyal dokusunu, coğrafyanın Frenklerce kuşatılmışlığını ve buna karşın savaş halinde olan ve elden ele dolaşan Müslüman yönetimleri çarpıcı bir tarihsel serüven tadında anlatmaktadır.
3. Maalouf, iki kaynaktan bunlar Şam vakanüvisi, Zeyl-i tarih-i Dimaşk yazarı İbnü’l-Kalanisi ve Musullu el-Kamil fi’t-Tarih yazarı İbnü’l Esir’den çokça alıntı yapıp bunlara kendi araştırmalarını ve ustalıkla kullandığı kaleminin sürükleyiciliğini katarak faydalı bir eser yazmıştır.
4. Avrupalılar haçlı seferlerinin sonucunda kendilerine çok şey katmış ve ufuklarını açmışken Arap ve Müslümanlar karşı tarafa tereddüt ve şüpheyle yaklaşmış ve daha önemlisi dinsel bir uzak durmanın gereğiyle hareket etmişlerdir.
5. Kitap haçlılara karşı aslanlar gibi savaşan,Kürt ve Türk sultan ve yöneticilerin yanında maalesef Arap yöneticilerin birlik ve beraberlikten uzak,iradesiz ve iktidarsız ruh hallerinin o dönemden bu yana aynı hali koruduğuna da işaret etmektedir.
6. Roman ve Tarih karışımı bu kitap belgesel olma özelliği taşımasından daha fazlasıdır. Severek okudum ve gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Not:Bir öznel değerlendirme olarak, kitabı okuduğum dönem içinde Fransa’nın kuzey ve Güney’ini gezme imkanım oldu. Gördüklerim Haçlı seferlerinde edinilmiş tecrübelerin şehirlerin mimari yapısına -kaleler,taşlı yollar ve taştan evlerin mimari yapısına olan yansımasını görebilmek oldu. Ben acaba kitabın tesiriyle mi bu düşüncelerdeyim düşüncesindeyken yol arkadaşımın, evleri tıpkı bizim köylerde kullanılan taştan yapılmış evleri andırıyor demesiyle gözlemimin çokta öznel olamayabileceği kanaati oluştu. Tarih tecrübedir. Sonuç çıkarabilene...
"Frenkler kutsal kenti, kırk gün süren bir kuşatmanın ardından, H.492 yılının 22 Şaban'ında (15 Temmuz 1099), bir cuma günü ele geçirmişlerdi. Ne zaman bu konu açılsa muhacirler titremeye başlıyor ve zırhlar içinde, yalınkılıç sokaklara dağılan, erkekleri, kadınları ve çocukları boğazlayan, evleri yağmalayıp camileri talan eden o sarışın savaşçılar hala gözlerinin önündeymişçesine bakışları donuyor."
Çarşılarda sabahın o bildik uğultusu ansızın dinmiş,esnaf ve müşteriler yerlerinde donup kalmıştır. Kadınlar dualar mırıldanmaktadır.Şehir, korkunun pençesine düşmüştür.
Hangi Müslüman, kıyamet gününde Yaratıcısına "Kudüs için çarpıştım" veya daha da iyisi "Kudüs için şehit düştüm"
diyebilmeyi istemez ki?
Bir müneccimin bir gün, eğer Kutsal Kente girerse bir gözünü kaybedeceğini söylediği Selahaddin ona şu cevabı vermiştir: "Orayı ele geçirmek için iki gözü mü birden kaybetmeye hazırım".
Nizamülmülk. 14 Ekim 1092'de Hasan'ın bir müridi onun göğsüne hançerini saplar. İbnü'l-Esir'in dediğine göre, Nizamülmülk öldürülünce, devlet parçalandı. Selçuklu İmparatorluğu bir daha asla birliğine kavuşamayacak, tarihinin kilometre taşları artık fetihlerden değil, sonu gelmez veraset kavgalarından oluşacktır.
Sabah ışığı döşeğinde buldu onu, hadımağa tarafından boğazlandığı yerde,
Oysa ki gururlu bir ordunun ortasında,yiğitleri ve onların kılıçlarıyla çevrilmiş halde uyuyordu,
Can verirken ne serveti yetişebildi imdadına ne de gücü
Hazineleri av oldu başkalarına,parçalandı oğullarıyla hasımları arasında
O hayattayken dokunamadıkları kılıçlarını çekip dikildiler ayağa bir bir düşmanları,o öldükten sonra.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
357
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755450920
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Telos Yayınları
Baskılar:
Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri
Arapların Gözünden Haçlı Seferleri
Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, iki yüzyıl (1096-1291) süren Haçlı Seferlerini ve Orta Doğudaki Frenk işgalini, anlatırken, bu bölgenin güncel durumuna da ışık tutuyor. 1096 yılında başlayan seferlerde Türk, Kürt, Arap emirlerinin kişisel eğilimlerini, kültür yapılarını, zaaflarını görüp, Haçlıların Orta Doğuda iki yüzyıl kalışlarının hikmetini anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 549 okur

  • Cüneyt Başkaya
  • Mustafa uçar
  • Berkan Şimşek
  • Cumhur Salcı
  • elif demirci
  • Kaan
  • ümit kara
  • Uehalfhauefh
  • Erhan Alveroğlu
  • Savas Dogan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%7.1
25-34 Yaş
%31.8
35-44 Yaş
%38.8
45-54 Yaş
%16.5
55-64 Yaş
%2.4
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%24.2
Erkek
%75.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.4 (41)
9
%18.2 (35)
8
%8.9 (17)
7
%6.8 (13)
6
%2.1 (4)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0