Yabancılaşma, özneyi Öteki'nin yönüne doğru kendi varlığından uzaklaştırır. Ayrılma ise özneyi kendi varlığına doğru yönlendirdiği ve böylece her şeyi belirleyen yabancılaşmadan bir kaçış olanağı, hatta istikrarsız da olsa bir seçim olanağı sunduğu için tam tersi bir süreçtir. Bu iki süreç dairesel ve asimetriktir. Bu sürekli hareketin nedeni, iki yönlü eksiktir. Yabancılaşma süreci, özneyi Öteki'nin anlamlandırma zincirine doğru yönlendirir.
Her ne kadar paradoksal görünse de Lacan'ın bakış açısı Freud'unkinden daha iyimserdir. Bütün olarak bakıldığında, Freud'un kuramı belirlenimcidir, oysa Lacan, "zorunlu" da olsa bir seçim unsuru bırakır geride.
Bıçaklar her şeyi kesmek için kullanılabildiğinde, şüphesiz değerlerini kanıtlarlar, ancak kısa sürede körelirler, bu durumda birileri onları atmadan evvel bilenmeleri gerekir.
Lacan'a göre, ego psikologları, hastaların egolarını yeniden inşa etmelerine yardım etmenin, gerçekliğe tümüyle uyum sağlamalarına katkıda bulunacağına inanarak yanıldılar. Lacan'ın bakış açısına göre, ego inşası sadece daha fazla yabancılaşmaya ve dış dünyayla daha düşmanca bir ilişkiye yol açabilir