Her insan sınırsız hazza yönelir, zira insanlar mutlak mutluluğun koordinatlarının ikamet ettiği yerin hazda olduğuna inanırlar; fakat bu eğilim, bütünsel şeffaflığı ve öznenin eylemlerinde dürüstlüğü isteyen üst-benin gözünde insanı suçlu duruma düşürür. Bu otorite, özneyi hep gözaltında tutar ve öznede, suçlayan bakışının geri dönüşü dolayısıyla huzursuzluğa neden olur.
Dürtünün kısmi olması, bedenin sadece bir parçasının doyuma ulaştığı ve Öteki'nin bedeninin tamamından alınacak bir doyum olmadığı anlamına gelir. O daima sınırlı bir doyumdur.
İhtiyaç ile talep arasındaki dilsel boşluğa yerle şen arzunun "ihtiyaç" kanadı, ortada bir "eksik"in olduğunu gösterir. İlksel eksik, doğmuş olma durumudur. Çocuğun annenin bedeninden ilksel ayrılmasının yarattığı ilk hadım edilme, bir uzvu eksik olma, ya da daha doğrusu, kendisi birinin eksik bir uzvu olma durumudur. Bu durum dil öncesinde, kopmuş olduğu bedene geri dönme ihtiyacı olarak ortaya çıkar.
Lacan, Freud' un anne-baba-çocuktan oluşan Oidipus üçgeninin temel özelliğini, simgesel düzeyde Babanın-Adı ile tarif eder. Babanın-Adı, gerçek babaya ya da imgesel babaya (baba imago'suna) bağımlı olmayan, simgesel düzene ait bir kavramdır, o düzenin (dilin ve Yasanın) kurucu kavramıdır.