Mekke-i Mükerreme'nin fethi olmuş. Fetih gecesinde sehre ashâb-ı kirâm tekbirlerle ve tehlil getirerek girmişler.
Kâbe-i Müşerrefe'yi sabaha kadar tavaf etmişler.
Mekke'nin yani mağlup tarafın başkanı olan Ebû Süfyan bu durumu görünce (Karısı Hind ile birlikte daha sonra müslüman oldular.) karısına;
"Mekke'nin bu şekilde fethedilmesine ne diyorsun, bu nasıl oluyor? Bunların Allah'tan olduğuna inanıyor musun?" diyor. O da;
"Evet, Allah'tandır." diye cevap veriyor.
"Allah'tan mi bu, nasıl oldu bu? Biz güya Kâbe'nin bekçileriydik, kendi dinimize, putlarımıza sadakat gösteriyorduk. Bak yenildik, bunlar yendiler. Bunları biz, 'Dinimizi değiştiriyorsunuz.' diye suçluyorduk. Bu Allah'tan mı, nasıl oluyor; Kâbe'nin sahibi olan Allah onlardan taraf mi?.." diye sormuş. Hanımı da;
"Evet, Allah'tan olduğu kanaatindeyim. Biz haksızız, onlar haklı" demiş.
İnsaflı, zeki bir cevap vermiş. Buraya kadar tabii bir konuşma; mağllup taraf reisinin karısıyla konuşması...
Ama ertesi sabah, Ebû Süfyan, erkenden Peygamber Efendimiz'in yanına gitmiş. Peygamber Efendimiz Ebû Süfyan'a ne demiş biliyor musunuz?
"Sen eşin Hind'e, 'Mekke'nin fethinin Allah'tan olduğuna inanıyor musun?' demiştin; o da sana, 'Evet, Allah'tandır.' diye cevap vermişti, değil mi?.." demiş.
Ebû Süfyan afallamış, şaşırmış.
"Gerçekten senin Allah'in kulu ve Resûlü olduğuna, simdi ben de şehadet ediyorum. Çünkü vallâhi benim bu sözlerimi karım Hind'den başka hiçbir kimse duymamıştı." demiş.
İslâm'da cihad sadece savaşmak değil... Cihad demek, hizmet demektir. Şimdi biz hizmet diyoruz, İslâm' a hizmet diyoruz... Kur'ân-ı Kerim'de İslâm'a hizmet kelimesi yoktur; cihad kelimesi vardir. Cihad İslâm'a hizmetin her çeşididir.
Bir keresinde Peygamber Efendimiz süt teyzesi Ümmü Haram'in evine gitti. Ümmü Haram, Übâdetübnü's-Sâmit radıyallâhu anh'ın zevcesi, Peygamber Efendimiz'in süt teyzesi idi. Efendimiz böyle akrabalarını ziyaret ederdi. Oraya gitti, orada istirahat etti. Yemek ikram edildikten sonra istirahat etti. Uykusundan tebessümle, gülümseyerek uyandı.
Ümmü Haram, süt teyze meraklandı;
"Yâ Resûlallah! Neden tebessüm ediyorsunuz, sebep ne?" dedi.
Resûlullah Efendimiz;
"Allah bana rüyamda ümmetimden bazı mücahitlerin sultanlar gibi, gemilere haşmetle binerek deniz tarafından cihada, gazaya gittiğini gösterdi. Sevindim, ona gülüyorum." buyurdu.
Ümmü Haram, akıllı hanım... O şöyle dedi:
"Yâ Resûlallah! Dua et, Allah beni onlardan eylesin!"
Peygamber Efendimiz dua etti. Ümmü Haram deniz seferine çıktı, gemilere bindi. O dua bereketi oluşuyor. Seneler sonra Kıbrıs'a çıktığı zaman şehit oldu. Kıbrıs'ta defnedildi, türbesi orada, "Hala Hâtun Türbesi"...
İstanbul'un o zamanki adı Kostantinopol. Pol-polis, Rumca "şehir" demektir. Kostantin'in şehri demektir. O adam kurmuş diye, Kostantinopol demişler. Müslümanlar orayı alınca: "Ne Kostantin'i, İslâmpol!" demişler. "İslâm şehri... Burası Kostantin'in filan değil, İslâm şehri!" demişler.
"İslâmpol", "İslâmbol" olmuş, sonra "İstanbul" olmuş.