Ayasofya'ya bakıyordu Imparator. Yeryüzünün en gorkemli mabedine. Gökyüzünde asili kutsal bir bulutmus gibi Konstantinopolis'i kötülüklerden koruyan tapınağa. Işığını Tanrı'dan alan büyülü anıta. Yüceliğiyle sadece kendisini değil, üzerinde yükseldiği kenti de benzersiz kılan mucizevi yapıya. Insan aklıyla insan ruhunun birleşiminden doğan göksel mekâna. O güne dek yapılmış tapınakların en büyüğüne, en genişine, en yükseğine, en aydınlığına... Ayasofya'ya...
Evet ruhun yarası hiçbir zaman tam olarak kapanmıyor. Beden daha çabuk onarıyor kendini. Kalbin attığı sürece vücut iyileşebilir. Oysa ruhun bir kez darbe aldı mı o yara dikiş tutmuyor.