Tıpkı ıslak gözleri gibi, bunlar da bir biçimde, bizim uğraşmaya alışık olduğumuz acıdan soyutlanmıştı. Bunun ne kadar çılgınca geleceğini biliyorum, tabii ki biliyorum, ama yüreğinize doğru gelen şeyi yazmadıkça yazı yazmanın da bir anlamı olamaz; bir bakıma o sanki bütün dünya için kederleniyor, hiçbir zaman yatıştırılamayacak kadar büyük bir şey için üzülüyor gibiydi.
O pencerenin hemen önünde üzerinde ne kol, ne de kadran bulunmayan siyah bir telefon vardı. Telefon yalnızca dışarıdan çalabilirdi ve o da yalnızca tek bir yerden: Valinin makam odasından. Zaman içinde bu resmi telefonun tam da zavallı masumun biri idam edilmek üzereyken çaldığı pek çok hapishane filmi gördüm ama benim E Blokta geçirdiğim tüm o yıllar boyunca bu telefon hiç çalmadı. Tek bir kez bile. Filmlerde ucuza kurtulunuyor. Masumiyet de ucuz. Bir çeyrek ödüyorsunuz ve bunun karşılığını alıyorsunuz. Gerçek hayatta ise bedeller daha yüksek ve yanıtların çoğu da farklı..