Şehirleri adımladıkça ve insanların davranışlarını gözlemledikçe, Doğu Türkistan’ın birçok açıdan Türkiye Müslümanlarının 1930’larda yaşadıklarını tecrübe ettiğine dair fikrim kuvvetlendi. Baskılar, yasaklar, tepeden inme kurallar, katı bir militarizm, heykellerle toplumun şuuraltına kazınan hegemonya... İnsanların kadim örfüne, geleneklerine ve alıştıkları hayatlara hiç uymayan yeni kültürel dayatmalar... Yıkılan, içleri boşaltılan, başka amaçlarla kullanılan camiler, medreseler, dini mekânlar... Ve nihayet, bu atmosferde zaman içinde oluşan toplumsal ve kültürel yapı.