Bir insan neden daimî sevmez yahut sevilmezdi bu dünyada, neden herkes çekip giderdi bir gün? Neden herkes birbirine çiçekler sunabilecekken, kuru yaprak gibi savurup hiçliğe mahkûm ederdi?
Bazen öyle anlar oluyordu ki kapağı kapalı dipsiz bir kuyuda avazın çıktığı kadar bağırıyorsun, öylesine bağırıyorsun ki sesin dışa değil de en çok sana aksediyordu ve o anlarda sesinden yeni bir ‘sen’ inşa ediliyordu: Kırılgan, mahcup ve kederli…