Ölümden hemen sonraki yaşantılar, bir noktada daha fiziksel yaşamdakinden tümüyle başkadır. İnsan arınması sırasında yaşamını -bir bakıma- sondan başa doğru yaşar. Doğumundan bu yana tüm görüp geçirdikleri yinelenir. Ölümden hemen sonra başlayarak çocukluğa kadar her şey, gerisin geriye yeniden yaşanır. Bu sırada ben'in tinsel doğasından gelmeyen tüm yaşantılar da, gözler önüne serilir. Örneğin altmış yaşında ölen ve kırk yaşındayken bir öfke patlaması sonucu başkasına saldırıp bedensel ya da ruhsal acı duymasına neden olan bir kişi, ölümden sonra geriye doğru gidişinde kırk yaşına gelince, bu olayı yeniden yaşar. Gelgelelim, yaşamında bir başkasına saldırıp rahatlamasına karşılık şimdi öbür insana verdiği acıyı kendisi duyar. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, ölümden sonra insana acı veren olaylar, ben'in salt fiziksel dünya kaynaklı arzularının sonucudur. Gerçekten de ben, bu tür bir arzusunu doyurduğunda yalnız öbür insana değil, kendisine de zarar verir. Ne var ki, bunu yaşamı sırasında göremez.