Duygusal dünyada ise tinsel eğitim ruhu bir tür iç rahatlığına kavuşturmalıdır. Bunun için ruhun zevke ve üzüntüye, neşeye ve acıya egemen olması gerekir. Özellikle bu yeteneğin geliştirilmesi, önyargılarla karşılaşabilir. Sevinilecek şeye sevinemeyen, üzülecek şeylere de üzülemeyen kişinin çevresine ilgisiz ve soğuk olacağı sanılabilir. Ama istenen bu değildir... Ruh sevinilecek şeylere sevinmeli, üzülecek şeylere de üzülebilmelidir. ama sevincin ve acının, zevkin ve sıkıntının dışavurumlarına egemen olmalıdır. Bunun için gayret edilirse, çevredeki sevindirici ya da üzücü şeylere karşı daha da duyarlı olunduğu görülür. Burada söz konusu yeteneği geliştirmek için insanın uzun bir süre kendini dikkatle gözlemesi gerekir. Zevk ve acı tümüyle yaşanmalı, ama insan kendini bunların içinde yitirmemeli, denetimi dışında dışavurumlara izin vermemelidir. Haklı bir acı değil de kontrolsuz bir ağlama bastırılmalıdır. Kötü bir davranışa karşı duyulan tiksinti değil, yol açtığı kör öfke; tehlikeye karşı hazırlıklı olma değil, hiçbir işe yaramayan
korku aşılmalıdır.
Öyle yaralar vardır ki hayatta, ruhu cüzzam gibi yalnızlıkta yavaşça yiyip bitirirler. Kimseye anlatılamaz bunlar; çünkü herkes bu inanılmaz yaralara genellikle tuhaf ve az rastlanan şeyler olarak bakar. Biri çıkar da bunları anlatmaya yahut yazmaya kalkarsa, insanlar yaygın kanıya ve kendi düşüncelerine göre, onları kuşkucu ve alaycı bir gülümsemeyle karşılar. Zira insanlık henüz bir çaresini bulamamıştır bu dertlerin. Tek ilaç, şarap içerek unutmak ya da afyon ve uyuşturucularla yalancı bir uykuya dalmaktır. Ama ne yazık ki bu tür ilaçların etkisi gelip geçicidir, acıyı dindirecekleri yerde, zamanla daha da şiddetlendirirler.