Çok düşünüyorsun çünkü düşünceyi dünya ile kendi arana koyuyorsun, gözlemden çok gevezelik ediyorsun.Olayları kavramaktan çok önyargıya dayalı fikirler geliştiriyorsun. Bakmak yerine burnunun ucuna koydun renkli camların ardından bakıyorsun…
Kendi tavırlarının doğruluğundan mutlak bir şekilde emin ol- duklarını iddia edenler tehlikelidirler. Böylesine emin olma sadece dogmatizmin değil, yıkıcılıkta onu geçen kuzeni fanatizmin de özüdür. Girişiminin yeni doğruyu öğrenmesine set çeker ve bilinç- dışı şüphenin cansız hayaleti olur. Bu durumda kişi itirazlarını, sa- dece karşı çıkışları değil, kendi bilinçdışı şüphelerini de yatıştır- mak için artırmak durumunda kalır.
Bu korku, kişinin kendini, ilişkiye girilebilecek bir benliği kalma- yana dek bir ilişkiye fırlatma gereksiniminde kendini gösterir. Ki- şi gerçekte sevdiğinin bir yansısı haline gelir – eninde sonunda eşi- ni sıkmaya başlar. Bu, Rank'ın anlattığı gibi, kendini-gerçekleştir- me korkusudur. Kadın özgürlüğünden kırk yıl önce yaşadığından, Rank, bu çeşit korkunun en tipik olarak kadınlarda bulunduğunu söylemişti. Rank bu korkunun tersini "ölüm korkusu" olarak adlan- dırdı. Bu, diğeri tarafından tümden emilme korkusudur, kendi ben- liğini ve kendi özerkliğini yitirme korkusu, bağımsızlığının alınıp götürülmesi korkusu. Rank, bu korkunun, çoğunlukla ilişkinin çok yakınlaşması halinde hızlı bir ricatla sıvışıp kaçmak için arka ka- pıyı aralık tutmayı kollayan erkeklerde yerleşmiş olduğunu söyler.