Dalga dalga gökyüzüne vuran gecenin içinde rüzgârın kesik sesi,
Ben Havva'nın damağına yayılan o cennetin yasak meyvesi,
Anneciğim, anneciğim dediler bana, sen bir cesedin çürüyen portresi,
İşte şimdi enselerindeyim, adım ölümün kızıl gölgesi.
Bir adam vardı. Bir yatakta beraber uyuyorduk. Üzerimize zaman örtülmüştü ama hala oradaydık. Geçmişte bir yerlerde hâlâ vardık ve birlikte uyuyorduk. Kapı kırıldı, su içeri aktı, adam boğuldu.
Kadın öldü...
Kaderlerini henüz doğmadan önce annelerinin ruhlarındaki o kabuk bağlayan yaralardan okuyan kız çocukları, annelerinin ruhuna kordonla bağlanmış ruhlarıyla hayatı annelerinden öğrenirdi. Bir kadının acımasızlığı, bir kız çocuğunun gözlerine gömülür ve yıllar geçtikçe orada büyüyerek bu acımasızlığın dalları o gözleri kaplardı. Bir kadının şefkati, bir kız çocuğunun yüreğinde ısınır; bir kadının acısı, bir kız çocuğunun hayatına yayılır; bir kadının ruhu, bir kız çocuğuna miras kalırdı.
Bu bir kısır döngüydü.
Bu yüzden kadınların ruhları ölümsüzdü.