Gökkuşağındaki renkler gibi zengindi hüzünlerinin renkleri...
Bu renkler gökteki kuşak gibi sarı, mor, mavi, yeşil değildi...
Karanın türevleriydi...
Kimi kapkara kimi griye çalan renklerdi...
Bazı zamanlar bu renkler, içindeki zelzelelerin sarsıntılarıyla birbirine girer, ayırt edilemez bir hâl alırdı...
Zifirimsi bir şey...
Hüznünün renkleri, fiziğin kanunlarını çiğniyordu bedeninde...
İç içe geçmiş girift duygularının ağırlığını ne baskül ne kantar ne de başka bir terazi tartabiliyordu...
Dile vurmayı denediği vakit, sanki tüm sözcükler ruhunu teslim ediyordu dudaklarının arasında...
Sözcüklerini yüreğindeki mezarlığa gömüyordu...
Dudakları olay mahalline, yüreği mezarlığa dönüşüyordu...
Kendi hüzünlerinin renkleri yetmezmiş gibi ölen sözcüklerinin acısıyla hüzün kuşağına bir renk daha ekleniyordu...
Bu, sonu gelmez bir döngü, çıkışı olmayan bir labirent gibiydi...
Cansel ACAR