Suphi’nin hayatına bir hevesle aldığı kadınlar, romanın merkezinde giderek derinleşen bir trajedinin temelini oluşturuyor. Özellikle Zehra’nın kıskançlığının kitabın başında son derece çarpıcı ve neredeyse ürpertici bir şekilde anlatılması, okuru daha ilk sayfalardan itibaren güçlü bir psikolojik gerilimin içine çekiyor. Ardından Sırıcemal’in hikâyeye dâhil olmasıyla birlikte olayların bambaşka bir boyuta taşınması, “Acaba bundan sonra neler olacak?” sorusunu sürekli diri tutuyor ve merak duygusunu canlı kılıyor.
Ancak tüm bu yoğun beklentiye rağmen, Zehra’nın intikamının beklenen etkiyi yaratmadığını söylemek mümkün. Okurda büyük bir hesaplaşma ve güçlü bir yüzleşme beklentisi oluşurken, ortaya çıkan sonuç duygusal anlamda tam bir tatmin sağlamıyor. Bunun yanı sıra Suphi’nin hayatına giren tüm kadınların trajik biçimde ölüme sürüklenmesi, buna karşılık Suphi’nin yalnızca sürgünle cezalandırılması, adalet duygusu açısından ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Bu durum, romanın ahlaki dengesini sorgulatırken, okurda derin bir huzursuzluk ve eksiklik hissi bırakıyor.
Sonuç olarak eser, güçlü atmosferi, çarpıcı karakterleri ve sürükleyici anlatımıyla dikkat çekse de, özellikle finaldeki cezalandırma dengesi ve intikam temasının işleniş biçimi açısından beklenen duygusal doyumu tam anlamıyla sağlayamıyor. Bu yönüyle roman, etkileyici olduğu kadar tartışmaya açık bir anlatı sunuyor.
ZehraNabizade Nazım · Halk Kitabevi · 201615,3bin okunma