Çehov, okuyucuyla konuşur gibi ve insanı içine çeken diliyle yazdığı “Altıncı Koğuş”ta Doktor AndreyYefimıç ve hastası İvan Dmitriç’e hayat verip aralarında geçen felsefi diyaloglar ile büyük resimdeki toplumsal sorunları sorgulatıyor biz okuyuculara. Oldukça fazla kullandığı betimleme ve tasvirlerle gerçeklik algısını da katlıyor bir yandan. Doktor, taşradaki epey kötü durumda, bakıma ve yeni bir düzene ihtiyacı olan hastanede çalışmaya geliyor. Bir ruh salığı ve akıl hastalıkları hastanesi. Gayet tabii kendisi de bu hastanenin yenilenme gereksinimin farkında. Ancak hiçbir aksiyon almıyor bu zeki ve eğitimli Andrey durumu değiştirmek adına. Hastası İvan ise AltıncıKoğuş’ta yatan üniversite mezunu, zeki ve ilginç biri. Biraz asabi bir karakteri var ve düşündüğünü söylemekten çekinmiyor. Doktorun dikkatini çeken kişiliğiyle birlikte, dinden, felsefeden, toplumdan, insan hayatından konuşmaya başlıyorlar. Ancak içine düştüğü hastane hasta olmayanı bile deli etmeye yetecek derecede.
“Sıcak, rahat bir oda ve bu koğuş arasında bir fark yoktur. İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil, içindedir.” diyor Doktor. Fakat bu sözleriyle kendini hastası İvan’ın yerine koymaktan ne kadar uzak olduğunun farkında dahi değil. Hayatın yükünü küçümseyen, hayatın duygular bütünü olduğunu hiçe sayan doktora kendini anlatmaya çalışıyor İvan da. Doktor her ne kadar aynı fikirde olmasa da İvan ile söyledikleri onun üzerinde derin bir etki bırakmaya yetiyor. İvan doktordan haz etmese de Andrey bu sohbetlerden çok keyif alıyor. Doktor Andrey, zeki İvan ile konuları tartışmak için, var olan ekstra zamanlarını hastanenin altıncı koğuşunda geçiriyor. Sabahın en erken saatlerinden akşamlara kadar orada İvan ile konuşuyor. Kendi hayat düzeninden, arkadaş çevresinden oldukça uzaklaşmış bir hale