Benim üslubum zırt diye taklit edilebilecek bir üslup değildir. Üslup, bir günde ortaya çıkmaz. Bulunduğu coğrafyayla, ait olduğu zamanın ruhuyla ilişkiye geçerek biçimlenir. Üslup içerik ilişkisi ve bunun hakikat ve kelam üzerine kurulan bağlama bir türlü oturtulamaması günümüz Türkiye aydınının en büyük sorunlarından biridir! Az önce sarf ettiğim cümlelerden hangisi akışı bozmaktadır doktor bey?
Yahu o lafın gelişi be doktor! Robot zaten başka türlü nasıl olsun? Yarım yamalak robot diye bir şey mi var? Dengesiz robot mu var mesela? Ya da, ya da – bakın beni böyle konulara sokup tiyatrocu heyecanlarına kapılmama neden oluyorsunuz – kusurlu robot? Hadi tamam, belki o olabilir. Ama o da robotun kendisinden değil, yaratıcısındandır yani, sanki. Bana öyle geliyor.
İnsanlar, kurguya inanıyor doktor bey. Sadece okudukları, izledikleri şeylerde değil, deneyimledikleri olaylarda da belirli ritimler, belirli çıkışlar bekliyorlar. Ve elbette belirli kahramanlar. Ancak böyle anlamlandırabileceklerine inanıyorlar bir şeyleri. Bu yaklaşımın belirli noktalarda işleyebileceğini yadsımıyorum. Ancak hayat, bütün etmenleri değerlendirmeye alındığında, öyle bir şey değil maalesef doktor bey. Hayat çok rastgele, çok asimetrik. Herhangi bir noktasına perde asmak kolay değil. Asılsa bile stopunu bulmanız çok zor. Üzerinize düşüverir ve inanmak istediğiniz kurguyu taşımaktan zaten kopmuş omuzlarınıza iyice yük biner. Çökersiniz. Mehmet’in idrak etmeyi reddettiği de işte buydu.