Amr İbnu’ş - Şerrid, babasından (Şerrid (r.a)’dan) naklen anlatıyor: “Bir gün ben Rasûlullah (s.a.v)’in bineğinin arkasına binmiştim. Bir ara bana: “Hafızanda Ümeyye İbnu Ebi’s Salt’ın şiirinden bir şeyler var mı? Diye sordu. Ben: “Evet” deyince “Söyle!” dedi. Ben kendisine bir beyit okudum. O yine: “Devam et!” dedi. Ben bir beyit daha okudum. O yine: “Söyle!” emretti. Böylece kendisine yüz beyit okudum.”
Âişe (r.anha)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v) şâir Hassan İbnu Sabit (r.a) için mescide hususi bir minber koymuştu. Hassan, orada kurulup mufahara yapar veya Rasûlullah (s.a.v)’i hasımlarına karşı müdafaa ederdi. Aleyhissalatu vesselam: “Allah (c.c) Hassan’ı Rasûlullah (s.a.v)’i müdafaa ettiği veya onun adına mufahara yaptığı müddetçe Ruhu’l Kudüsle takviye etmektedir.” derdi.
İbnu Abbas (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v)’e bir bedevi geldi. (Dikkat çekici bir üslupla) konuşmaya başladı. Efendimiz (s.a.v): “Şurası muhakkak ki beyanda sihir vardır, şurası da muhakkak ki şiirde de hikmetler vardır.” buyurdu.
Şiirlerin insan fıtratına, merkez-i iman olan kalbe doğrudan etki etme istidadı olduğu ve insanı tefekküre sevk ederek hikmete ulaştırdığı inkâr edilemez bir gerçektir.