Atatürk’e ve vatanıma borcum var diyerek Paris Gözlemevi’nde kalmayı reddeden Türkiye’nin ilk bilim kadınlarından Nüzhet Gökdoğan’ın ve Remziye Hisar’ın izinden.
“Diyabet hastalığında utanılacak hiçbir şey yoktur. Vücudumun üretmediğini biz dışarıdan veriyoruz. Bizlerde kafeteryaya, lokantaya, sinemaya gidebiliriz. Önce iğnemizi yaparız, sonra yemeğimizi yeriz. O dışarıdan tuhaf gözlerle bakanlar olmasa her şey çok daha güzel olacak. Tam iğnemi yapacağım biri gelip soruyor “O iğne de nesi?” Başlıyoruz anlatmaya. Cümlenin sonu şu oluyor. “Vah vah, bu yaşta insülin mi? Vah yazık vah.” İşte o zaman üzülüyorum. Benim bir diyabetli ablamı iğne yaparken biri görmüş. Güvenlik görevlisine lavaboda uyuşturucu yapıyor diye şikâyet etmişler. Allahım ne cahiller var anlatamam size. O ablam diyabet kartını göstermiş de sonra inanmışlar.”
“Diyabetliler için o kişiyle tanışıp tanışmamak hiç önemli değildir. Eğer “Ben diyabetliyim” dediyse artık biz akrabayızdır. Onun için elimizden ne gelirse yaparız.”
“Ama ben dondurmanın tadını tatmamıştım ki diyet yapayım. Arkadaşlarım çevremde onu yerken, avucumu yumruk yapıp dondurma yalar gibi yaladığımı hatırlarım.”