Atatürk’e ve vatanıma borcum var diyerek Paris Gözlemevi’nde kalmayı reddeden Türkiye’nin ilk bilim kadınlarından Nüzhet Gökdoğan’ın ve Remziye Hisar’ın izinden.
“'Keşke kafandan nelerin geçtiğini bilebilseydim" derdin bazen, dalıp gittiğim uzun sessizlikler karşısında. Ama kendin de aynı yoldan geçtiğin için biliyordun aslında: en anlaşılır kuruluşunu arayan bir kelime akışı; durmadan değiştirilip düzeltilen cümle parçacıkları; bir parola ya da bir simge onları hafızaya kaydetmeyi başaramazsa akılda kalmama tehlikesi gösteren oluşum halindeki düşünceler. Bir yazarı sevmek. onun yazmasını sevmektir. diyordun. "Öyleyse yaz!"”
“Geri döneceğine dair bana söz vermiştin ama içim tam anlamıyla rahat değildi. Hayatını bensiz, benimle olduğundan daha kolay kurabilirdin. Dünyada kendine yer edinmek için kimseye ihtiyacın yoktu. Doğal bir güce, ilişki kurma ve düzenleme yeteneğine sahiptin: mizah duygun vardı; rahattın ve her durumda başkalarını da rahat ettiriyordun.”
“Seni gerçekten sevemezsem kimseyi sevemezdim. Söylemeyi asla beceremeyeceğimi sandığım kelimeleri buldum; sonsuza kadar birlikte olma isteğimi dile getiren kelimelerdi bunlar.”