Atatürk’e ve vatanıma borcum var diyerek Paris Gözlemevi’nde kalmayı reddeden Türkiye’nin ilk bilim kadınlarından Nüzhet Gökdoğan’ın ve Remziye Hisar’ın izinden.
“Ben de öğrencilerimden harita çizmeyi bilmelerini bekliyorum. Bir insanın hiç değilse ülkesini ve dolayısıyla Akdeniz, Ortadoğu coğrafyasını zihnine yerleştirmesi gerekir. Bu bilgi çok farklı anlarda işine yarar, kişinin imdadına yetişir. Kuracağı denkleme göre yapacağı hesabın miktarını ve hızını artırır; sadece bu bile müthiş bir faydadır.”
“Yine bizim alana gelelim. Bir belge için tarih arşivine girmek yetmez. Bir kıyafet müzesini ya da eski bir şatoyu, kaleyi gezmeyi de akıl etmek gerekir. Orada fiziki olarak bulunmanız birçok başka unsuru fark etmenizi sağlayacaktır. Halil İnalcık Hocamızın, Osmanlı Beyliği'nin köklerine ulaşmak için arşivde uğraşmakla yetinmeyip, 70'inden, 80'inden sonra fiilî olarak Çanakkale bölgesinde [Hüdavendigâr veya Antik Bithynia ve Troya] dere tepe gezmesinin bir anlamı vardır. Teknoloji her şeye ulaşamaz. Bunlara sadece insan gözü ulaşır. İnsan gözünün, insan zihninin ulaştığı mesafeye teknoloji henüz gelemedi.”
“İyi konuşmak, anlattığını dinletebilmek insanı illaki bir adım öne çıkarır. Bunun muhakkak ön şartları vardır. Bir defa sen de dinleyeceksin; etrafının, başkalarının düşüncelerinin, söylemlerinin farkına varacaksın; kendi düşüncelerini kafanda tartacak ve sözlerini dengeli bir şekilde sarf edeceksin. Hız burada önemli değildir. Hızlı konuşmanın veya çok ağır, usul usul konuşmanın iyi konuşmayla bir ilgisi yoktur. Ağırlık sözdedir. Bir husus daha var. Etkili konuşmak çok konuşmak demek değildir. Seçerek, güzel örneklerle konuşmak gerekir. Bir de taktik vereyim. Konuşmayı kendi başınızayken talim etmek gerekir. Eskinin retorik yollarından biri budur: Kendi başınayken etkili konuşma; seçerek, yerleştirerek konuşma. Buna alışmak önemlidir. Vücut da alışacak. Sadece zihin değil; eliniz kolunuz, duruşunuz da alışacak.”
“Ne dedik; resim yeteneği, müzik yeteneği de her zaman işe yarar. Şimdi biraz açalım. Nietzsche' nin tarifiyle, Apolloniyen sanatlar ve Dionysosyen sanatlar diye bir ayrım vardır. Apolloniyen denilen sanatlar; mimari, resim, heykeltıraşlık gibi plastik, müşahhas becerilerdir. Dionysosyen sanatlar ise müzik, temsil, gösteri, sahne sanatları, tiyatro, opera, baledir.(*) Bunlar kaybolacak yetenekler mi? Televizyon ve sinema çıktı diye tiyatro öldü mü? Çok açık ki hayata bu yetenekler işe yarar mı, yaramaz mı diye bakamazsınız. Keza yetenek hayatta size her zaman puan getirir.”
*Dipnot: Friedrich Nietzsche bu ayrımı yaparken Yunan mitolojisinin iki tanrısının, Apollon ve Dionysos'un arasındaki karşıtlıktan yararlanmış; bu ikisinden türettiği sanatları denge arayışı ve taşkınlık hâlinin tezahürü olarak sınıflandırmıştır.