Aşk hayatta kaç kere karşımıza çıkar? Her çıktığında sorgusuz sualsiz peşinde gitmeli miyiz? Ruhumuz, bedenimiz deli gibi gitmek isterken kendimizi tutabilir miyiz? Gidersek yahut yaşananları unutmak için çare nedir? Unutmak için ders alınır mı dersiniz? Feribe alıyor. Aslında herkes alıyor. Kimin neyi unutma isteyeceğinizi bilemeyiz ama adres her zaman aynı Mazi İmha Merkezi. Evet evet aynen aklınıza gelen ‘o film’deki gibi.
Feribe aşk acısını unutmak istiyor. Her insan gibi. O acı yoğunluk, o hayata devam edemeyiş o kadar bunaltıyor ki işyerinde duyduğu o merkeze gidiyor. Hayır kimse ne uyutuluyor ne ilaç veriliyor. Kalem kâğıdı hazırlayın, derslere başlıyoruz. Unutma derslerine. Önce acımızı hatırlayıp kanayacağız sonra güzelce uğurlayıp hayata yeniden başlayacağız zira biz insanız ve hayatta her zaman acı olacak. Bundan kaçış yoksa onla baş etmeyi mi öğrenmek en iyisidir?
Acıyla baş edilemeyecek durumlarda insan çeşitli kaçış yollarına başvurur. Psikolojide bunun bir sürü adı vardır diye düşünüyorum. Feribe’de bunlardan birinden mustarip. Daha on yedi yaşında yaşadığı bir olay peşinden geliyor. İyileşmek sonsuza kadar sürmez mi yoksa insan çok büyük acılarla baş edemeyecek diye kendince yollar mı bulur? Peki o yollar hayatını hangi yöne kaydırır? Feribe’nin başına neler neler geldi. Uyanması lazım olunca kendi hayatına yeniden uyandı.
Kitaba aslında çeşitli pencerelerden bakabiliriz. Her aşk acısı yaşayan kişi alsın okusun diyemem mesela. Öyle akıl alınacak bir kitap gibi düşünmeyin. Hayır, kişisel gelişim değil. Elbette kendinize alınacak bir şey bulursunuz ama o acıyı yaşayacağız, kaçarı yok.
Sevginin sınırı var mıdır penceresini de kitaba dahil etmek gerek. Yalana göz göre göre kanılır mı sevgi için? Birini o kadar sever misiniz? Yoksa buna da sadece
Sonsuzdan eksi birdir, Turgut Uyar ve şiirleri. Bir kış akşamı en çokta eski çerçeveler yakar. Kendisinin kayıp olduğu anıların gülüşleriyle süslü! Yalnızlıkla yalıtılmış beton yığınlarının arasında durur ve insana karışarak dur durak bilmeyen yolda bir nefes alır, sevgilisinden… En son da kendisi eksiktir. İnsanların hırsları, açlıkları ve nefretleriyle sardıkları bu dünyada… Sonsuz gecelerden, sonsuz umutsuzluklardan bir eksiktir. Bu dizelerde kendisinden koparamadıkları bir anısında şöyle yer bulur:
İşte böyle başlıyordu her yerde mutsuzluk. Ve mutsuzluk büyük bir umut gibi çekiyor kendine beni.(sy. 105)
Turgut Uyar Göğe Bakma Durağı kitabında ki dizelerinde kendini saran ve engelleyemediği bir yolculuğa çekilir. Sürekli gider ve gittikçe başladığı yere döner. Gittikçe azalır, gittikçe yenilenir ve gittikçe kaybolur büyük bir çemberin içerisinde. Çaresizlikle sarılır etrafı ciğerlerine dolar her saniyede bütün vücudunu sarar. Umutlu bir güne çıkar gibi bir bedevinin su hayaliyle yanar tutuşur. Her defasında çaresizliğe teslim olarak! Umut o kadar güçlüdür ki içinde bulunduğu zincire vurulmuş bir hayatın içerisinde bir gün fotoğrafları tarafından ağır yaralanır. Bu acı, onda o kadar mutludur ki hiç terk etmez artık onu.
Rengârenk çiçekler en büyük ayrıntıdır. Bir yolcunun hayranlıkla baktığı bir evrene ve mükemmelliğe sahiptir Turgut Uyar’ın şiirleri… Doğa ne kadar güçlüyse o kadar da çaresizdir, insan. Turgut Uyar bunu her kelimesinde hisseder ve hissettirir. Gördüğü dünya karşısında küçülürde küçülür. Sıkı sıkıya sarılır çaresizliğine ve bir gün gelir ki ne onu tanır ne de kendisini…
Yolculuğa çıkar bazen akşamdan sabaha bazen bugünden yarına bazen de eski dostlardan gökte uçan kuşlara her şey değişir. Ama tek değişmeyen bitmek tükenmek bilmeyen yolculukları ve
Said Ercan / Doğanın Şifa Gücü
Sayfa:240
Tür: #araştırma #i̇nceleme #sagliklibeslenme
Küresel oyunların farkında mısınız?
Bize neler yedirdiklerinin.
Nasıl olur da yüzyıllardır beslediğimiz sebzeden buğdaydan verim alamıyoruz. Neden bir sebzeden tohum aldığımızda yeni ürün elde edemiyoruz. Kısır ürünlerle bizi kendilerine muhtaç edip topraklarımızı fakirleştirdiler. Ata tohumlarından yüzyıllarca verim alabilirken günümüz tohumlar bir kerelik ömre sahip? Neden?
Savaşmak için bir ülkeye bomba atmak, saldırmak ta gerekmiyor artık. Mutfağına girmek te savaşmaktır.
Hazır paketli gıdalarla önce halka siz yorulmayın biz yaparız dediler sonra ilaçlarını sattılar...
Kapitalizm hasta ederek meşgul ettiği, insanları tüketim çarklarına hapsettiği bir dünyada, sağlıklı kalmanın en iyi çözüm olduğunu fark etmedikçe sistemin kölesi olmaya mahkûmuz.
Allah'ın bizim için yarattığı sınırsız nimetleri elimizin tersiyle itip hepsine yabancı kaldık..
Hangimiz ormanda defne yaprağını tanır.?
Hangimiz damar otunun faydalarını bilir?
Kantoron yağının nimetlerini fark ettiniz mi?
Çörekotunun?
Hurma ve zeytine yemin edilmişken neden o paket gıdalarda şifa arıyoruz.
Artık uyanmanın zamanı gelmedi mi?
Doğayla barışmaktan başka çaremizin olmadığını anlamamız ve mücedele başlamamız lazım..
@azyayingrubu
Şaban Alıyev
@gulsenkelay
#reklam
#işbirliği #doğanınşifagücü #saidercan #okudumbi̇tti̇ #okuyucuyorumu #kesfet
Cennetten Bir CehennemMurat Yüksel
Murat Yüksel'in kalemiyle ilk kez Türkiye'nin polisiye dergisi Dedektif'te yayınlanan öyküleriyle tanışmış ve o gün bugündür her öyküsünü keyifle okumuştum. Bu kitaptaki öykülerini de aynı keyifle okudum. Kaçırmayın, birbirinden sürükleyici ve gizemli polisiye öyküler sizleri bekliyor.
ÖYKÜLER:
SEVGİLİLER GÜNÜ CİNAYETİ: Bir apartmanın beşinci katında oturan Kemal Adanır evinde ölü olarak bulunur. O günün sevgililer günü olması ve adamın aynı anda üç sevgiliyi birden idare ettiğinin ortaya çıkmasıyla şüpheler sevgililere yönelir. Fakat hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
CENNETTEN BİR CEHENNEM: Bir adam çocuk yaşından beri kafasının içinde Kuzey ve Güney adını verdiği iki kişinin varlığına inanmaktadır. Kendisine yapılan haksızlıklara Kuzey ve Güney'in yönlendirmesiyle kendince cezalar veriyor, gerekirse öldürüyordur. Günün birinde büyür, eli ekmek tutar ve evlenmek ister. Her şey o andan sonra kontrolden çıkar.
ESKİ EVİN LANETİ: Metin Türkoğlu Almanya'da yaşayan bir gurbetçidir. Evi, işi, eşi ve çocukları vardır ve mutludur. Yaşı ilerledikçe kalp sorunları baş gösterir ve doktorunun tavsiyesiyle işleri ortağına devredip biraz dinlenmek ister ve Türkiye'den bir ev almak için kolları sıvar. Aradığı gibi bir ev bulmuştur ve evin tadilatını da bitirmiştir. Metin Türkmen baba hayali olan eve sonunda kavuştuğu için çok mutludur fakat komşularının anlattıkları keyfini kaçırır. Sözde ev lanetlidir ve o evde cinayetler işlenmiş, intiharlar edilmiştir. Metin söylentilere kulak asmıyor gibi görünse de yaşadığı bazı olaylar ve gördüğü tuhaf rüyalar onu tahmin bile etmediği bir yola sürükler.
SARHOŞ SÜLEYMAN NEDEN ÖLDÜ? Süleyman Taşokuyan küfelik olana kadar içtiği karlı bir gecede saldırıya uğrar ve öldürülür. Bütün deliller mahalleki tuhafiyeci Mahmut'u
Merhaba bugün sizlere en sevdiğim okuma tarzlarından biri ile geldim.Tarih ve Aşkın iç içe geçmiş olduğu okumalar..
"AYNI YILDIZIN ALTINDA"
Konusuna gelecek olursak,
Osmanlı Döneminde geçen bir aşk romanı.
Nerime ve Nebiye kardeşlerin aşık olup tam anlamıyla kavuşamama hırsı ile başarılı olmalarının hikayesi.
Aynı zamanda o dönemde gerçekleşen önemli tarihi olaylara da şahit oluyoruz.
Nerime ve Nebiye o dönemin tanınmış ailelerinden birinin kızlarıdır.
Nerime okumaya düşkün genç bir kız, Nebiye ise güzelliği ile anılan kültürlü bir kız.
Her ikisi de büyük aşkla sevdikleri adamlara kavuşamamışlar ama birbirlerine olan destekleri hiç bitmemiş ve her darlıktan yine birbirlerini omuzlayarak çıkmışlardır.
Nerime ailesinin onu sevmediğini düşünerek öğretmeni ile kaçarak evlenir.Bir de oğlu olur ama evinden kaçışı hiç de mutlu bir evliliği getirmez.
Nebiye ise yan yalının oğlu ile birbirlerini sevmektedirler ama gelin görün ki onun için de işler yolunda gitmez.
Nerime'nin evden kaçıp gitmesinden snra babaları ruhsal bir bunalıma düşer,işyerinden çıkan büyük bir yangınla birlikte devamında gelen kötü gidişat ve iflas da eklenince gün geçtikçe hastalanır ve vefat eder. Bu durumu eşi de kaldıramaz ve onda da psikolojik sıkıntılar baş gösterir.
Nebiye bu ailenin tek çaresidir. Ailesine bakabilecek sadece o kalmıştır.Eleni adında daha önce onların terzisi olan bayan onlara kol kanat gerer ve Nebiye'yi yanına alır.Zaten Nebiyenin terzilige ilgisi vardır.
Yıllar geçer ve Nerime eşinden boşanıyor ailesinin yanına gelir.
Bundan sonra birlikte yaşam mücadelesi vereceklerdir.
Taaa ki çoluk çocuğa karışana kadar, torun sahibi olup yaşlanana kadar başlarından geçenler anlatılmıştır.
Yazar o dönemi o kadar güzel işlemiş ki, toplumsal olaylardan,kadınlarımızın savaşından çok güzel
Ve sen kuş olur gidersin...
Kirpiğine konan kuşları alıp gitmek...
Gidersin evet gitmeler bazen insanın son çaresidir kitabı okurken bir kez daha anladım.