Murat

Çocuğu yaşamayan babalar, anneler doğuş olur-olmaz, ad verme işiyle uğraşmaya koyulurlar. Bu gibi kimselerin çocuğu doğar-doğmaz ebe kadın dışarıya çıkarır ve kapıdan, çocuğu babasına satar: Satılmış, Satı, Durmuş, Duran, Taştimür gibi adlardan birisi konur. Başkırtlarda bu gibi babalar, çocuğun ağırlığınca demir vererek satın alırlar. Altaylılarda çocuğu yaşamayan baba, kötü bir ad verir: İt, İtbala, Donguz, İtalmaz gibi (Verbitski, Altay Türkleri, s. 86). Bu görenek, Kırgız ve Kazaklarda dahi vardır. Bunların inanışına göre, kötü bir ad konulan çocuğu Azrail, "domuz, köpek" diye iğre. nip almazmış.
Sayfa 49 - 50 Başlangıç (1935 Baskısı)·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Türk destanlarının en eskisi olan Uğuznâme'de "Uğuzhan, kendi adını kendisinin aldığı" söylenmektedir. İslâm devrinde yazılmış olan Uğuznâme'ye göre "Uğuz daha beşikte iken konuşmuş" imiş. An-latılışa bakılırsa Uğuzhan'ın babası Karahan, -Uğuzlarda görenek olduğu üzere çocuk yedi yaşına girince, Uğuz beylerine büyük bir toy vermiş. Orada bulunanlar, çocukta gördükleri sunguya göre bir ad verecekler imiş. Çocuk, bunlardan daha çabuk davranarak "Benim adım Uğuz'dur" demiş. Bütün toydakiler bunu beğenmiş ve alkışlamışlar imiş.
Sayfa 48 - Başlangıç (1935 Baskısı)·Kitabı okudu
Arapça ad almak işi o kadar gülünç bir hal almıştı ki Arapla-rın hiç kullanmadıkları türlü türlü sözler ad oluyordu. Bununla da kalınmıyor, ölmüş, unutulmuş Arap adları bulunup kullanılıyordu. Türkçe adları bile Arapça kılığa sokmaya çalışanlar görülmüştü. Na-sıl ki Kıpçak Hanlarından Berkey Han'ın adını Arapça Bereket'e, öz Türkçe bir ad olan Kadır adını Arapça Kadir'e, Hulakü'yu Helâk'a yaklaştıranlar bulundu. Alâettin, Salahattin, Nurettin, Nurullah, Feyzullah gibi birtakım adlar moda oldu; bu adları taşıyanların ne nomla ne de Tanrı ile bir ilişikleri vardı.
Sayfa 43 - Başlangıç (1935 Baskısı)·Kitabı okudu
Tuhaftır. Her şey Türklere gelince değişir; en iptidai ve tabiî haklan bile teslim edilmez, en açık ve milli vazifelerinin yapılmasına meydan verilmez, her kafadan bir ses çıkar, her köşeden bir gürültü yükselir. Herkes işe karışır; hatta medreselerin tozlu ve örümcekli dolaplarında uyuklayan kara kaplılar bile bu hususta söz sahibi kesilirler; iş de bu dedikodular arasında boğulur kalır.
Sayfa 42 - Birkaç Söz (1923 Baskısı)·Kitabı okudu
giriş
Besim Atalay, R. 1298 (1882-1883) yılında Uşak'ta doğmuştur. Soyu, annesi tarafından Kaçar Oymağı bey sülalesine dayanır. Bu oymak, Uşak-Aydın ovaları arasında konar-göçer yaşarken II. Mahmud devrinde iskân edilmiştir. Atalay, babasının vefat etmesi üzerine on yaşındayken yetim kalmıştır. Başkomutanlık meydan muharebesinde yenilgiye uğrayan Yunanlılar, bozgun halinde kaçarken Uşak'ı da ateşe vermişler ve 29 Ağustos 1922 tarihinde Atalay'ın annesi ve kız kardeşini öldürmüşlerdir.
Sayfa 15·Kitabı okudu