Kitapta genel olarak karamsarlık ve umutsuzluk havasının hakim olması okurken bir miktar yorsa da kitabın yazıldığı ve yazarın yaşadığı dönem göz önüne alındığında bu duygu durumunun çok da absürd olmadığı sonucuna varılabilir. Ayrıca bu karamsarlık ve umutsuzluk da çok iyi aktarılmış ki okuyucuya geçebiliyor. Kitabın konusuna gelindiğinde ise toplumdan korkan ve toplumda ancak soytarılık yaparak (insanları güldürerek) yer almaya çalışan ya da bu şekilde toplumun yargılarından kaçabileceğini düşünen ana karakter Yozo'nun toplumu, suçu, güven duygusunu sorguladığını görüyoruz. O dönemde Japonya'da yaygın olan "Ben romanı" türünde yazılan ve 3 bölüm günlükten oluşan eser genel hatlarıyla yazarın hayatından izler taşımasının yanı sıra tam tersi durumlarla da vurgu yapılmış. Yazarın gerçekte bir geyşayla evlenirken Yozo'nun bakire (saf, temiz, ve güven duygusunun vurgulandığı) bir kızla evlenmesi gibi. Sonuç olarak kitapta Yozo'nun bir çok defa intihara teşebbüs ederek başaramaması ve her defasında birçok kötü alışkanlığa başvurması en sonunda akıl hastanesine kapatılması "İnsanlığını Yitirdiği" şeklinde yorumlamadan son bölümdeki Yozo'nun cümlesine de bakılması gerektiğini düşünüyorum. "Artık ne mutlu ne de mutsuzum. Her şey geçip gidiyor. Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde 'insan' dünyasında tek gerçek şey bu. "