Dönüp bakınca bir filiz gibi güneşe uzandığım günlere, "e be ay yüzlüm, dünyada gençliği tadan ilk nesil seninki
miydi?" diyesim gelir. Asırlarca genç oldu nice nesiller. Aynı
iksirden içip aynı hazza yükseldiler. Hepsi ama hepsi sevdi,
aşık oldu, hepsi ama hepsi dünyayı değiştirmek istedi. Ama dünya hiç değişmedi. Dekor değişti, dil değişti, tavır değişti, yorum değişti ama oyunun kendisi hiç değişmedi. Hayatın
güftesi değişti ama bestesi hiç değişmedi. Asırlardır bıkmadan usanmadan, her seferinde başka bir oyunu oynadığını sanarak, "bu iklim başka iklim, bu şafak başka şafak" diyerek, hep aynı kumpanyayı bir kasabadan bir kasabaya sürükledi
durdu insanoğlu.
Bugün kalabalıklar önünde konuşabiliyorsam tek nedeni "Dilim sürçebilir. Kötü konuşabilirim. " demek, kendime kötü konuşma ve kötü görünme hakkını tanımak.
Her gün, genç de olsan
yaşlı da olsan, bu iki yaşın arasında, şimdi burada da olsan hayatın bu. Boyun uzayana, on sekiz ya da otuz yaşına gelene kadar
hayatı erteleyemezsin. Hayallerini gerçekleştirmeye başlamak
için bekleyemezsin. Hayal kurmak için de bekleyemezsin. Bunu
şimdi, sahip olduğun şeyleri kullanarak yapmalısın.