"Ben hep geç kaldım. Sevmeye geç kaldım. Görmeye geç kaldım. Affetmeye geç kaldım. Yaşamaya geç kaldım. Geç kalmak, benim göbek adım. Ve gelince taa yetmiş üç yaşına; her ne yaptıysan, tüm yaptıklarının, yerini bulduğunu görüyorsun. Her ne yaptıysan başka türlü yapılamazdı. Ama ya yapmadıkların ?"
Tuhaf bir intihar mektubu bırakarak hayatına son veren Bora'nın cenazasi, New York'dan İstanbul'a getirilirken, bu ölümün çevresinde gelişen olaylar anlatılır. Kitaptaki kahramanlarımız, bu intihardan bir şekilde etkilenen ve neredeyse pamuk ipliği ile birbirine bağlı olan insanlardır. Böylesine güçsüz bir bağa rağmen, bu hayatların birbirine olan muazzam etkisini, şaşkınlıkla okuyorsunuz.
Gördüğünüz, bildiğiniz, yaşadığınız her şey, öykülerinde kolaylıkla kendine yer edinmeyi başardığı için, yazar size çok "tanıdık" gelebilir. Tespitleri ve ifadeleri çok başarılı, oldukça uyanık, zeki bir mizaca sahip. İyi ki okumuşum dediğim öykücülerin arasında yerini aldı bile, hem de ilk kitabıyla..Umarım daha fazla eserini görebiliriz.
Tek eleştirim; böylesine gerçek ve ayakları yere sağlam basan bir temele sahipken, okuyucuya absürt bir kurgu okuyacağı hissi veren "kitap isminin", içeriğin zenginliğini vadetmiyor oluşu. Bunun dışında her şey mükemmeldi.
Özellikle kitabın sonunda yer alan "Ben Ömer. Garip Bir Adamım Ben" adlı öyküye vuruldum diyebilirim, bununla ilgili oldukça etkilendiğim bir alıntı da ekliyor, fırsat vermenizi tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
"Dedim ya, garip bir adamım ben... İsyan ederken bile, isyan eden tarafımı da “seyreden” bir yanım oldu hep, kendi yaptıklarımı ve çevremi “seyreden” tarafım. Kimseye de bundan daha kıymetli verebileceğim bir akıl yok. Seyrettin mi kendini, avazın çıktığı kadar bağırarak isyan ederken? Orda mıydın? Ne öğrendin?"