...her ne kadar evdeki huzuru bozan bir şeymiş gibi gözükse de, herhangi bir şey için tartışan kardeşler o sırada paylaşmayı, doğru tartışmayı, hakkını aramayı ya da korumayı, bir evde birlikte yaşamanın kurallarını, küsmeyi, barışmayı, sıra beklemeyi öğrenmiş oluyorlar.
çünkü hiçbir çocuk bir diğerine kendi çocukluğundan vazgeçecek şekilde bakmak zorunda değildir. Ama ne yazık ki biz ebeveynler bazen çocuğumuzun omuzlarına ne denli ağır yükler yüklediğimizin farkında olmayız...
Negatif disiplin yöntemleri anlık sonuç veriyor gibi gözükse de, uzun vadede yıkıcı ve etkisizdir çünkü pedagojide basit bir kural vardır: "Çocuklarımıza olumsuz duygular hissettirerek olumlu davranışlar göstermelerini sağlayamayız." Tam tersi, eğer çocuğumuza bir şey öğretmek, ders vermek, öğüt almasını temin etmek istiyorsak öncelikle "olumlu" hissetmesini sağlamak durumundayız.
Bebekler dünyaya ilk geldiklerinde (hatta bunu anne karnından bile başlatabiliriz) annelerinin duygularıyla duygulanmayı, düşünceleriyle düşünmeyi, öğretileriyle hayatı yaşamayı öğrenirler. Anne olarak bizlerin evlatlarımıza sunduğumuz her türlü yaklaşım, duyguları kontrol, düşünceleri şekillendirme, problemlerle baş etme vs. çocuk tarafından görülür, fark edilir, hissedilir ve nihayetinde bir içselleştirme sürecine girerek "kendilik algısı" olarak yaşam defterine kaydedilir.