...temiz ev olur, illa ki olur. Çocuklar büyüyünce olur, okula gittiklerinde olur, yetişkin olup yuvadan uçtuklarında olur... Ama çocuk cıvıltısıyla dolup taşan bir ev hayatı, yalnız çocuklarımız küçükken olur.
Aile denilince hiç kimse kardeş atışmalarını, "üstümü giymicemmmm" diye salya sümük ağlayan küçük bir yaramazı, yemek saati gibi biyolojik bir ihtiyacın bile krize dönüşe bileceği anları düşünmez. Çoğumuz "aile" hayali kurarken mutfakta taze kurabiye kokusunu eve akıtan mutlu, neşeli, bakımlı bir anne, sofra kurulurken salatayı yapmak için mutfakta eşine yardım eden bir baba ve kardeş kardeş, neşe içinde oyun oynayan çocuklar düşleriz. İşin gerçeği ise, ev yapımı kurabiye yerine hazır bebe bisküvisi, bakımlı anne yerine üzeri kusmuk kokulu eşofman ve 3 günlük uykusuzlukla çocuk peşinde dolanan bir anne ve televizyon karşısına konuşlanmış bir babadır. Çocuklarsa küçücük bir oyuncak ayı için çoğunlukla saç saça baş başa vaziyettedir.
Kocaman bir heybe annelik...
İçinde gözlerinin altını yumruk yemiş gibi mora çeviren uykusuzluk da var, çocuğunu uyuttuğunda "bi uyansa da sevsem" dedirten muhabbet de var. Yıllar boyu kakayla, çişle tüm evini buram buram kokutan pis işler de var, çocuğun gaz çıkardığında dünyanın en harika seremonisini duymuşsun sevinci yaşatan hayret de var. Taramalı tüfek gibi "anne bu ne, anne bu ne" sorularını cevaplarken yaşadığın bıkkınlık da var, evladın bir kere "anne" dediğinde içine akan merhamet de var. Öfkelendiğin anlarda çocuğunu tehdit ettiğin iğneci teyzeler de var, hasta olup iğne olması gerektiğinde içine düşen alevler de var. Bir okula başlasa da azıcık dinlensem dediğin yorgunluklar da var, sabahın altısında at olup çocuğun sırtında dıgıdık dıgıdık koşuşmanı sağlayan enerji de var.
Bizler Süpermen değiliz. Hiçbir anne bir süper kahraman değil... Bunu dilimizle söylesek de, çoğu zaman buna uygun davranışlar göstermiyoruz. Bir şeyler eksik olduğunda ya da istediğimiz gibi gitmediğinde demoralize olup, kendimizi yetersiz bir ebeveyn gibi hissediyoruz.