Sümeyye

Sümeyye
@caykafasi
kitap sever, çay sever kendi halinde biri
Amasya'nın Bardağı Biri Olmazsa Bir Daha
Okuduğum kitapta geçen, ilk kez duyduğum bir deyimdi. Bir şeyin bol bulunduğunu bu nedenle öneminin azaldığını anlatıyor aslında. Hikayesine baktığımızda ise; Eskiden Amasya’da topraktan bardaklar yapılırmış. Ancak bunlar iyi fırınlanmadığı için dayanıksız olurmuş. Bardak alanlar birkaç gün bile kullanmadan, bardak hemen kırılırmış. Bir gün, adamın birinin aldığı bardaklar da çıtır çıtır kırılınca adam çok öfkelenmiş ve demiş ki: “Oh ne güzel iş! Amasya’nın bardağı, biri olmazsa biri daha!” kaynak: bilgenc.com
Halk Deyimleri
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kendime bir not:)
Uzun süredir uygulamada aktif değilim, çünkü kitap okuma konusunda da aktif değilim. Ama inşallah buna bir son vereceğim. 3 ay önce okumaya başlayıp bıraktığım (kitaptan dolayı değil kendi yoğunluğumdan dolayı) Bukağı kitabıyla sahalara geri dönüyorum. :)
21 Nisan Perşembe
Yaşamak Sayfa 146'da: 'Başkalarında bir özellik bir hak bir normallik gibi kabullenen zina, rüşvet, haksız kazanç kumar, içki, ihtikar, istifcilik, faizcilik yalan soygun, sapıklık müslümana yakıştırılamaz. Hem de onlar tarafından bile. Niye? Zira islâm inancında doğru ile yanlış kesin olarak ayrılmıştır. Açık bir alan kalmamak üzere belirlemiştir. Mahrem aile hayatından ticarete devlet idaresinden konu komşu ilişkisine kadar. Yani kişi islamiyetin işine geldiği kadarını yaşıyamaz.' Özellikle son cümlesiyle beni etkiledi ve sorgulattırdı. Kendimi eleştirirken buldum. Ben de işime geldiği gibi yaşıyorum sanırım. Öz eleştiri sonucunda bu ağır durumla karşılaşmak hiç hoş değildi. 😔Allahım sen bizi hidayete erdir. Ayrıca Cahit Zarifoğlu bu cümleleri, iç sesinin kendisiyle konuşması olarak aktarmış bize. Bu düşünce tarzıile adama tekrardan hayran kaldığımı fark ettim.
Yaşamak
28 Şubat- Uzun bir aradan sonra yeniden:)
Yaşamak Zarif adamın günlüğünü okuyorum, müthiş mutluyum onun düşünce yapısına şahit olduğum için, aynı zamanda zihnimde yeni düşünceler oluşturduğu için de müteşekkir. Bugünkü okuduğum günlük sayfalarından çok zevk aldığımı belirtmeliyim. Kısa kısa ilgimi çeken şeylerden bahsedecek olursam; ☆Bir yerde diyor ki: "Başkalarının hakkımızda yanlış kanaatler edindiğini görmek üzüyor bizi." Bu sıralar hayatımda denk geldiğim bir durum gerçekten de üzülüyorsun ama düşünüyorum da niye üzülelim ki? Beni ilgilendirmiyor başkalarının düşünceleri diye düşünsem de elimde olmadan üzülüyorum. ☆Bir yerde gençken acımasız olduğumuzu yaşlandıkça merhamet duygusunun içimizde oluştuğunu söylüyor (tabii daha edebi şekilde:)) Garip geldi biraz şu an acımasız mıyım diye sorguladım. ☆Başka bir yerde "şiir gibi" deyiminden bahsetmiş. "Günlük hayatta bile 'şiir gibi' deriz. Asırlardır insan içine vuran şiirlerin ötesindedir 'şiir gibi' derken işaret edilen bile." Dikkatimi çekti çünkü yaptığım bir iş için çok sevdiğim bir insandan bu deyimi duymuştum, çok mutlu etmişti beni ve şu an Zarifoğlu'nun bakış açısı çok daha mutlu olmamı sağladı. Aslında çok güzel beğendiğim şeyler var ama atlaya atlaya yazmam gerek hem sığmaz hem de zaman...:/ ☆Dikkatimi çeken bir başka nokta ise Ahmet El Rufai Hazretleri'nin bir sözünden bahsetmiş: Bir kimseyi havada uçuyor görseniz, buna bakmayın. Yaptıklarının şeriata uygunluğuna bakın. - ve buradan sanat ve şeriat noktasına geliyor, açık iki kapı diye bahsediyor sanatla şeriat için. 'Sanat bu iki kapıdan aynı anda geçebiliyorsa sanattır bizim için. Başka türlüsü de sanattır belki ama onların sanatıdır.' diyor ve 'Demek ki şeriata uygun sanat ve şeriata uygun eleştiridir aslolan.' diye ekliyor. Sanata başka bir açıdan bakmış. Çok beğendiğim bir açı. ☆Ve son olarak
Yaşamak
10 Nisan
Beyaz Gemi Sayfa 96 'da "İnsanların mutlu olması ve bu mutluluğu başkalarına da vermesi bazen ne kadar kolay oluyor!" diyor. Düşünüyorum da bu mutlu olma işi aslında bu kadar abartılmamalı. Etrafta mutlu olmamızı sağlayacak o kadar fazla olay oluyor ki. Ufak tefek de olsalar. Sanırım mutlu olma ile şükretme doğru orantılı. Yani eğer mutlu değilseniz -bence- şükretmiyorsunuz.