Hiç kimse,kendi dışında bir milleti ve kültür dünyasını başkasının hayrına sevmez,sevgileri de,nefretleri de belli sebeplere dayanır. İdeolojiler nasıl oluşursa, imajlar da aynı yollardan geçer. Yeni yeni fark edilmeye başlanan geniş bir alan bu.
Mazide kalan bir kültüre hâlâ ezeli bir etki atfediliyor. Bu bilgiyi yöneten,kucağında yaşadığı dönemin en harcıâlem telakkileri:Dinler tarihi,lenguistik ve fizik antropoloji ile desteklenen telakkiler. Bütün bu ilimler dinin,dilin ve ırkın etkinliklerini dikkate alan sınırsız bir tahminlemedir. Bu toplumların bugünkü gerçek problemleri,uzmanların incelemeye tenezzül etmedikleri birer alandır,onlarla tüccarlar,seyyahlar,diplomatlar ve iktisatçılar uğraşır. Oysa XVIII. asrın teorik bilgisi,uygulayıcıların yaşanan dönemi anlamalarına yardım etmeye çalışırdı. XIX.ve XX. asır başlarının bilginlerinin ise bu alandaki nadir müdahaleleri hiç de hayırlı olmamaktadır. Çünkü ilimden çok peşin hükümlerle yapılmaktadır.
Osmanlı Devleti'nin her türlü dini düşünceye gösterdiği müsamaha Bayle ve diğer birçok yazar tarafından Hristiyanlara örnek diye sunuluyordu. İki asır önce de İspanya Yahudileri Osmanlı İmparatorluğu'na sığınmışlardı. Şimdi de Macaristan ve Transilvanya Kalvinistleri,Silezya Protestanları, Rusya'nın eski dinine bağlı Kazaklar Katolik veya Ortodoks zulümden korunmak için kapağı Devlet-i Âliye'ye atıyorlardı.