Maxime Rodinson

Maxime Rodinson

Yazar
9.3/10
4 Kişi
·
12
Okunma
·
2
Beğeni
·
502
Gösterim
Adı:
Maxime Rodinson
Unvan:
Fransız Tarihçi, Sosyolog ve Doğu Bilimci
Doğum:
Fransa, 26 Ocak 1915
Fransız tarihçi, sosyolog ve doğu bilimci. 1937'de Fransız Komünist Partisi'ne girdi. 1958'de ayrıldı. Stalinizme karşı çıktı, İslam araştırmalarının özgünlüğüyle tanındı.
İnsan sadece ekmekle yaşamaz. Yaşayabilmesi için insana, hiç olmazsa dünyadaki yeri ve rolü hakkında birkaç yönetici düşünce, yaşayışım düzenleyecek birkaç kural gereklidir, insan kitlelerine işte bu düşünce ve kurallardan kurulu doyurucu bir sistemi, modern ideologlardan çok daha önce din reformcuları ve peygamberler sunmuş- bulunmaktadır.
Kısaca, Muhammed'e bağlananlar, o zamanki Mekke'nin en özgür düşünceli insanlarıdır. Bu bağlanışta, yeni doktrinin dini üslubunun belirleyici rol oynadığı kesindir fakat bu kimseleri yeni dine taraftar olmaya yönelten şeyin, Mekke toplumunun yönetici tabakalarında hakim olan konformist anlayışa karşı takındıkları özgür düşünceli tavır olduğunda kuşku yoktur.
Başarılı ideolojilerin yöntemlerinden biri de tüm ayrılıkları kendini beğenmişlikle açıklamaktır.
Milyonlarca insana hayat nedeni sunmaya devam edecek olan geçmişin ideolojilerine karşı bunca sert ve kibirli davranmaya pek öyle hakkımız yoktur. Tam tersine, bu derece önemli bir rol oynamış sistemlerin kurucularının ve bu arada Muhammed'in büyüklüğünü açık yürekle kabul etmemiz gerekiyor.
Kısacası Muhammed, ümmi peygamberdir (Sonradan, yanlış bir yorumlama ile "okuma yazma bilmeyen" anlamına alınmış olan "ümmi" sözü, Yahudiler ve Hıristiyanlar tarafından, "dinsizlere, payenlere yani İsrail'den olmayanlara gönderilen peygamber" anlamında kullanılmaktaydı
Mesajın, en azından ilk bakışta, devrimci ya da sarsıcı bir yanı yoktur. Görünürde temel hiçbir dini yenilik getirmemiştir ve şimdilik Mekkeliler de işin sadece görünüşüne bakarlar. Gerçekten de, belirtmeye değer ki, Muhammed'in Rabbi indirdiği ilk emirlerde öteki tanrıların varlığım ya da gücünü inkâr yoluna sapmamıştır. Onlardan söz etmemekle yetinmiştir, o kadar.
Başlangıçta Müslüman ordularının dış başarıları, esas olarak Arapların başarılarıydı. Dünyayı fethe koyulan, önlerinde onlara direnecek bir şey olmadığı müddetçe' daha ileri gidenler Araplardı.
Bu topluluklar arasında yürürlükte olan bir başka "barış içinde bir arada yaşama" yolu da ticarettir: Deve deyip de geçmeyiniz: 400 kilo yük taşıyabilen ve bir günde 90 kilometre kat eden bir 'çöl gemisi"dir deve. 57 derece sıcaklıkta, 17 gün hiç su almadan -biraz yeşillik verilirse daha da fazla- yürüyebilen bir gemi...
Bütün insanlar, arkalarında bir isim bırakmak ve ölümsüzlüğe ulaşmak için çırpınır. İdeoloji kurucularıyla devlet kurucuları bu yarışta herkesten daha şanslıdırlar. Tarih onların eylemleriyle ve düşünceleriyle doludur. Muhammed: hem bir ideoloji, hem de bir devlet kurucusuydu.
Aslında herkes Muhammed'de kendisinin ve kendi zamanının kaygı ve sorunlarının bir yankısını aramış, anlamadığı yanını yok saymış ve O'nu kendi tutkularına, fikirlerine ya da hayallerine göre biçimlendirmiştir.
sanırım muhammed'e din adamı, islam'a ise din olarak bakarak ortadoğu tarihini veya siyasal islamı anlamak güç.
bu kitap o eksikliği kapatıyor. oldukça titiz bir kaynak okuması ile islam öncesi arabistan'ı ve bir siyaset adamı olarak muhammed'i çok güzel anlatmış.
alabildiğine soğukkanlı, objektif, belki haddinden fazla “saygılı” bir yaşam öyküsü.
Aslında kitabı ilk okumaya karar vermem 11 Temmuz 2015 tarihinde Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde Ataol Behramoğlu’nun köşe yazısını okuduktan sonra karar vermiştim. Ancak okumak bugüne kısmetmiş. Okuduktan sonra Ataol Behramoğlu’na hak verdim. Tavsiyem eğer dini konular doğrultusunda okuyacaksanız hiç zaman harcamayın. Ancak olabilecek kadar tarafsız yamaya çalışan yazar kitabında 342 sf. da şöyle ifade ediyor. “Aslında herkes Muhammed'de kendisinin ve kendi zamanının kaygı ve sorunlarının bir yankısını aramış, anlamadığı yanını yok saymış ve O'nu kendi tutkularına, fikirlerine ya da hayallerine göre biçimlendirmiştir. Bu genel kuraldan sıyrılabilmiş olduğum iddiasında değilim. Fakat tam nesnellik nasıl ulaşılması imkânsız bir şeyse, bile bile yanlı olmak gereğini öne sürmek de bir o kadar saçmadır.”
Bence bu kitabı en iyi anlatan Ataol Behramoğlu’nun yazısına bırakalım.
*****
İslam’ın kutsal kitabında da varlıkları onaylanan peygamberler içinde bizler gibi etiyle, canıyla, kanıyla, belli bir zaman diliminde yaşadığı kesin olan tek peygamber, Muhammed’dir.
Zamanımızdan 1400 yıl önce yaşamış olan İslam peygamberi Muhammed bin Abdullah’ın (Abdullah oğlu Muhammed’in) bir insan, bir kişi olarak özellikleri konusunda bildiklerimiz nelerdir?
Böyle bir konuyu “Müminlerle konuşmaya çalışmak boşuna bir çaba olur.
İnanmayanlar için ise genellikle birkaç önyargıyla geçiştirilen, pek de önemli olmayan bir konudur bu.
Bir başka deyişle, bir yanda, tartışmak şurada dursun üzerinde konuşulması bile günah sayılan inanç ve efsane öğeleri; öte yanda dedikodu türünde yakıştırmalar, söylenceler, yüzeysel eleştiri ve küçümsemeler…
Marksist Fransız düşünürü Maxime Rodinson’un “Hazreti Muhammed”i, bu konuda benim kafamdaki dağınık taşları da yerli yerine oturttu…
***
Attila Tokatlı çevirisiyle yıllar önce Sosyal Yayınlarca basılmış, sonrasında yeni bir basımının yapıldığını anımsamadığım ve sanmadığım kitap, yine uzun zamandır ilk fırsatta okumak üzere ayırdığım kitaplar arasında beklemekteydi.
Birkaç kez başlamış, araya başka işler, başka okumalar girdiği için bırakmıştım.
Bu kez üstelik ayrıntılı notlar alarak okuduğum gibi, yazarı Maxime Robinson’un da (1915 - 2004) önemli bir çağdaş düşünür olduğunu öğrenmiş oldum.
Tarihsel verilere, somut olgulara dayanmasının yanı sıra, günlük yaşama ilişkin bölümleriyle de akıcı, zevkle okunan bir kitap bu…
***
Peygamberlik konusu benim ilgi ve bilgi alanımın dışında…
Muhammed’in hayatında beni asıl ilgilendiren, öksüz, yetim bir çocuğun, yoksulluk çekmiş bir genç adamın, önce küçük bir inananlar topluluğunun, sonra bir kabilenin lideri, sonra bir devlet kurucusu olarak yükselişi oldu…
İnanlar bunu bir Tanrı buyruğu olarak görmekte kendilerince haklı olabilirler.
Beni ise bu yaşamöyküsündeki kişisel, toplumsal, tarihsel olgular ilgilendiriyor…
Rodinson’un da ısrarla belirttiği gibi Kuran’da zenginlere yönelik eleştiriler, gerçekten de Muhammed’in yoksulluğu kendi kişisel yaşamında fazlasıyla tatmış olmasıyla ilgili olmalıdır...
Aynı kitaptan Muhammed’in yaşça kendisinden epeyce büyük eşi Hatice ile evliyken başka kadınlarla olduğuna dair herhangi bir kanıt ya da söylenti bulunmadığı belirtiliyor.
O zaman Hatice’nin ölümünden sonraki yaşam sürecinde kadınlara karşı neredeyse doyumsuz arzusunu nasıl açıklayacağız?
(Ölümünde cariyeleri dışında on eşi olduğunu aynı kitaptan öğrendim.)
Bu doyumsuz arzu, gençlik yıllarını kendinden epeyce yaşlı bir eşe sadakatle geçirmiş olmasıyla açıklanamaz mı?
Kitapta, kadınlarının yarattığı kıskançlıklarla ilgili de epeyce bilgi ve anekdot var…
Yani sıradan ölümlülere hiç de yabancı gelmeyecek konular…
***
Tek Tanrı fikri İslam peygamberinin buluşu değil… Puta tapan Kureyş kabilesinin bir ferdi olan Muhammed, döneminin bu ilerici fikrini işittikleriyle, belki okuduklarıyla benimsemiş. (Robinson’un kitabında bu konuda ayrıntılı bilgiler var. “Ümmi”, yani okuryazar olmadığına ilişkin bilginin yanlışlığı, bir çeviri hatasının sonucu olduğu ayrıca belirtiliyor.)
Muhammed bin Abdullah’ın Hazreti Muhammed olarak gelişimiyle başka bir çağın, kendi çağımızın bir devrimcisinin yaşam süreçleri arasında neden benzerlikler, paralellikler kurulmasın?
Bunu söylemekle İslam peygamberinin önemini, değerini azaltmak gibi bir amacım yok.
Tam tersine, kendisinin de sözleriyle herkes gibi ölümlü bir insanın olağanüstü yazgısının kişisel ve toplumsal arka planlarını anlamaya çalışıyorum…
Robinson’un kitabında Muhammed’in sabırlı, cesur, kurnaz, merhametli, fakat yerine göre acımasız, kararlı bir lider, ideolog, komutan, devlet adamı olduğu, herkes gibi insani zaaflarının da bulunduğu olaylarla, kanıtlarla anlatılıyor…
Böyle bir kişinin ve getirdiği kitabın İslam adına işlenen cinayetlerle, alçaklıklarla ilgisinin olamayacağı yeterince açık değil mi?
Bu konuda yazmayı sürdüreceğim…
Olabildiğince objektif bir yaklaşımla yazılmış bir eser. Peygamberin hayatını, dönemin siyasal ve kültürel yapısını olması gerektiği gibi anlatıyor. Müslüman yazarların siyer kitaplarındaki doğduğunda ümmeti ümmeti diye ağladı, kütük konuştu, ay yarıldı, parmağından sular fışkırdı gibi saçmalıklar, abartılar, kutsamalar yok. Kötüleme, aşağılama, hakaret de yok. Saygın bir yahudi sosyalist tarihçinin örnek olabilecek bir tarafsızlıkla hazırladığı faydalı bir kaynak.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN İNSANLARA ALLAH'A İNANMALARINI ÖĞRETMEYE ÇALIŞMIŞTIR. BURADA PEYGAMBER EFENDİMİZİN BAŞINDAN GEÇEN MUCİZEVİ OLAYLAR VE SAVAŞLAR ÇIKTIĞINI ANLATMIŞTIR.
Bir toplumun ,sosyal hayatının şartlarına sıkı sıkıya bağlı önceden varolan zihniyetinin ,kapitalist zihniyetin gelişmesine karşı koyması oldukça güçlüdür ve az çok bir etki yaratır.Fakat ,gelişmesini sağlayan ekonomik şartlar sayesinde kapitalist ekonominin ,bir toplumun bağrına çöreklenmesi bu toplumu zamanla,karşı konulmaz bir şekilde etkiler.Tanrı ve tanrılar ,hayatın kuralları,kutsal ya da kutsallaştırılmış ahlaklar,muzaffer mamnon'un önünde teker teker dize gelir.

~İyi Okumalar~

Yazarın biyografisi

Adı:
Maxime Rodinson
Unvan:
Fransız Tarihçi, Sosyolog ve Doğu Bilimci
Doğum:
Fransa, 26 Ocak 1915
Fransız tarihçi, sosyolog ve doğu bilimci. 1937'de Fransız Komünist Partisi'ne girdi. 1958'de ayrıldı. Stalinizme karşı çıktı, İslam araştırmalarının özgünlüğüyle tanındı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 12 okur okudu.
  • 17 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.