Maxime Rodinson

Maxime Rodinson

Yazar
8.6/10
13 Kişi
·
35
Okunma
·
9
Beğeni
·
688
Gösterim
Adı:
Maxime Rodinson
Unvan:
Fransız Tarihçi, Sosyolog ve Doğu Bilimci
Doğum:
Fransa, 26 Ocak 1915
Fransız tarihçi, sosyolog ve doğu bilimci. 1937'de Fransız Komünist Partisi'ne girdi. 1958'de ayrıldı. Stalinizme karşı çıktı, İslam araştırmalarının özgünlüğüyle tanındı.
Osmanlı devletinin her türlü dini düşünmeye gösterdiği müsamaha Bayle ve diğer birçok yazarlar tarafından Hristiyanlara örnek diye sunuluyordu. İki asır önce de İspanya Yahudileri Osmanlı İmparatorluğuna sığınmışlardı. Şimdi de Macaristan ve Transilvanya Kalvinist'leri, Silezya Protestanları, Rusya'nın eski dinine bağlı Kazaklar Katolik veya Ortodoks zulümden korunmak için kapağı Devlet-i Aliyye'ye atıyorlardı. İslamiyet akla uygun (rasyonel) bir din olarak görülüyordu. Oysa Hristiyan nasslar akla açıkça aykırıydı. Üstelik İslamiyet, bir yandan insanları ahlaki bir yaşayışa çağırırken bir yandan da bedenin, duyuların, toplum hayatının ihtiyaçlarını da kabul ediyordu. (..) Tarih düzeyinde İslamiyetin medenileştirici rolü bir kat daha yüceliyordu. Belli ki medeniyet, manastırlardan çıkmamıştı.
Hâlâ oryantalizm zindanına mahpus birçok oryantalistler var. Üstelik bu geto'dan hoşlanıyorlar da. Oryantalizm mefhumunun kendisi de birtakım zorunluluklardan doğmuştur. Öteki kültürleri incelemekle uğraşan Avrupalı bilginler birtakım zorunluluklarla karşılaşmış ve oryanta­lizm kelimesini uydurmuşlardır. Kendi toplumları öteki toplumların üzerinde egemen olduğu için bu isim yerleşmiş ve durum görüş açılarını ister istemez çarpıtmıştır.
1180'de İbn Sina'nın felsefi eserleri tamamlanmış ve Avrupa'da yayılmaya başlamıştı. Etkisi büyük oldu bu yayınların. Onu öteki filozofların tercümeleri takip etti. Böylece Batı mütefekkirleri arasında yeni bir Müslüman imajı doğdu. İslam dünyası, felsefenin heybetli bir beşiği idi. Halkın kafasında yaşayan gülünç ve iğrenç İslamiyet imajıyla, aydınların kafasındaki bu hürmetkar imajı bağdaştırmak pek güçtü. Filozof ilahiyatçılar İbn Sina'nın Müslüman dünyasına ait atıflarını Hristiyan dünyaya aktarır. Mesela Roger Bacon (1214-1292, İbn Sina'nın imamlar için söylediklerini papalık müessesesine uygulamaya çalışır.
..tarih ezeli bir yeniden başlayış değil. Bir asır başka bir asra göz kırpar boyuna, suç ortağı gibi. İdeolojilerin tarihi, oluşumları ve çözülüşleri, anlamlı benzerliklerle doludur.
1842'de Paris Asya Cemiyetine yıllık raporlarından birini sunan Jules Mohl şöyle diyordu: Geçen asrın sonlarına doğru, Doğu edebiyatının beklenmedik bir tarzda insan zekasının alanını genişleteceği, dinler, kanunlar, siyasi müesseseler ve edebiyatlar tarihinin şark edebiyatından hesap edilemeyecek faydalar sağlayacağı anlaşılınca, herkes oryantalizme merak saldı. Ne var ki ilim, kendisinden yeni ifşalar bekleyenlerin isteği kadar hızlı yürüyemezdi. Bu çalışmalara sağlam bir temel ancak metinlerin yayımlanması ve tercümeler sayesinde kurulabilirdi. Ama bu iş ağır gidiyordu. Hareketi takip eden ve çabucak genel sonuçlar isteyen kimseler birtakım parçalar elde edebiliyor, bunların önemini kestirmek de çok güç, çünkü genişliklerini değerlendiremeyecekleri bir bütün içinde yer alıyorlar..
..her ülkede sosyal ihtiyaçlar başka başkadır; eğitim ve araştırma müesseseleri ve topyekun ilmi zihniyet milletten millete farklı gelişmeler gösterir; her ülkede zihniyet ve duyarlılığın kendine göre eğilimleri vardır; Müslüman Doğu karşısında, her ülkenin ayrı bir durumu olmuştur (siyasi veya ticari ve sair münasebetler bakımından)
İnsan sadece ekmekle yaşamaz. Yaşayabilmesi için insana, hiç olmazsa dünyadaki yeri ve rolü hakkında birkaç yönetici düşünce, yaşayışım düzenleyecek birkaç kural gereklidir, insan kitlelerine işte bu düşünce ve kurallardan kurulu doyurucu bir sistemi, modern ideologlardan çok daha önce din reformcuları ve peygamberler sunmuş- bulunmaktadır.
Herkes bilir ki ilerlemiş kapitalist bir toplumun çok işlek bir sindirim mekanizması vardır. Bu mekanizma, yoldan çıkanları ödüllendirir çok defa, ve yoldan çıkışı moda haline getirir.
1914-1918 savaşı, başka alanlarda olduğu gibi, bu alanda da, Avrupa medeniyetinin kendi kendine olan güvenini, ayni çizgiler üzerinde sonsuz bir gelişme olacağı inancını sarstı. Böylece Avrupa-merkezcilik tarihe karıştı. Doğuda kanalize edilmiş de olsa, arap isyanı,kemalist hareket, eski Rus imparatorluğu içinde yaşayan milletlerin alt üst oluşu, Hindistan'daki, Endonezya'daki başkaldırmalar, 1905..1914 arası Jöntürk ve İran ihtilallerinin bir çeşit uzantısı olan bütün bu meddi cezirler, Avrupa hakimiyetinin tehlikeye düşebileceğini ihtar ediyordu. Geçerli bir izah arandı ve bulundu da: hayra karşı şeytani bir ittifak. Rusya'da ortaya çıkan Bolşeviklik de bu iddiayı destekliyor, Masonların iblisliğini, durumun icabına göre, yahudi katolik veya protestan melanetlerini güçlendiriyordu.
16. asrın sonu ile 17. nin başları, bütün alanlarda ilmi bir teşkilâtın gelişmesine tanık olur. İdeolojik, siyasi veya iktisadi birtakım tasarıları gerçekleştirmek uğruna kullanılan, beslenen, desteklenen uzmanlaşmış bir teşkilat. Güçlü devletlerin himaye ettiği ve denetlediği iktisadi büyüme birçok alanlarda bilginin gelişmesini, lüzumlu hatta vazgeçilmez kılıyordu. Yukarıdan gelen itişin eseriydi bu nisbi örgütleniş, belli ölçüde bir uzmanlaşmayı gerektiriyordu. Rönesansın ferdiyetçi ansiklopedizmine ters düşen bir uzmanlaşma. Bu eğilimlere dayanarak bilginin elde edilmesi ve yazılması için devletler kendiliğinden kurulan bu teşkilat ağını koruyor ve finanse ediyordu.
376 syf.
·Beğendi·1/10
Kitap okurken fikir olarak aynı olsam da olmasam da yine de tarafsız bir gözle ve yazarın kaynaklarının bilimselliğine göre karar veririm. Ancak bu kitabı okurken yazarın objektif davranmaması ve kaynak göstermemesinden dolayı hiç beğenmedim. Tamamen bir kitleyi kendi düşüncesine göre etkilemek adına yapılmış. Bitlis'li eski bir milletvekili Kasım Küfrevi güzel bir cevap yazmış bu kitaba, bunu okuyanların onu da okumasını tavsiye ederim..
Baştan söyleyeyim eğer objektif bir eser istiyorsanız o eser bu değil. İlk öncelikle objektifliğin tanımı yapılmalı. Ne mesela (saydıklarımın hepsi eserin içinde var) hükümdarlara gönderilen mektupları reddedince, gönderilmedi deyince -üstelik sebep belirtmeksizin- objektif mi olunuyor? Veyahut ayın yarılması olayını ne senet tenkidi ne de metin tenkidi yapmadan reddetmek objektiflik midir? Bu mucize olayına geri döneceğim. Belki de, 1400 sene önce vefat etmiş büyük bir kişi hakkında “acaba aklından şunlar geçmiş midir, veya kesin şunlar geçmiştir, geçmemesi imkansız” gibi hiçbir ilmî değeri olmayan ve de hakaret içeren cümleler kurmak objektifliktir değil mi?

Eğer objektif bir eser istiyorsanız vallahi Kadı İyaz’ın Şifa’sı bundan daha objektiftir. Çünkü Kadı İyaz bir rivayeti ele alırken o rivayeti hem senet olarak hem Metin olarak tenkit etmiş ve hangisinin daha sahih olduğunu belirtmiş biridir.

Bakın burada kendisinin Peygamber olduğunu söyleyen birisinin -ki doğru söylemiştir- hayatından bahsediyoruz. Bu hayatın içinde mucize olması çok normal. Önemli olan bu iddiaların doğruluğudur. Objektif dediğiniz kişiler bu iddiaları objektif bir şekilde değerlendirmiyor, önceden kabullenilmiş inançlarına veya inançsızlıklarını göre yorumluyor veya reddediyor. Sizin objektif dediğiniz Maxime Rodinson’un eseri bu inançsızlık ve ideoloji üzerine bina edilmiş. Buna binaen bu adam, mevcut rivayetleri metin ve senet dolayısı ile reddetmiyor ideolojik sebepleri yüzünden reddediyor. İşte bu yüzden Kadı İyaz, Rodinson’dan daha objektiftir. Onun yapamadığı kritiği Kadı İyaz yapmıştır.

Rodinson, her ne kadar Rasulullah’a (sav) devrimci diyerek övse de büyüklüğünü kabul ediyoruz dese de eseri tamamen bu önceden kabullenilmiş ideoloji üzerine bina edilmiştir.

Ayrıca kitapta Rasulullah’a (sav) ve Kur’an’ı Azimüşşan’a da hakaretler vardır. Sanıldığı kadar saygıdeğer değildir.

Bu yazdıklarımın sebebi bu eserin bir objektiflik abidesi olarak sunulması ve bazı insanların Müslümanları bu eserin içinde yazılan her şeyi kabul etme zorunluluğu gibi bir fikri alttan alta vermeleridir. Eğer kabul etmezseniz siz objektif bir insan olamazsınız. Hayır, böyle değil. Yeter ki objektifliğin ne olduğunu iyi bir şekilde kavrayabilelim.
Vesselam.
376 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Aslında kitabı ilk okumaya karar vermem 11 Temmuz 2015 tarihinde Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde Ataol Behramoğlu’nun köşe yazısını okuduktan sonra karar vermiştim. Ancak okumak bugüne kısmetmiş. Okuduktan sonra Ataol Behramoğlu’na hak verdim. Tavsiyem eğer dini konular doğrultusunda okuyacaksanız hiç zaman harcamayın. Ancak olabilecek kadar tarafsız yamaya çalışan yazar kitabında 342 sf. da şöyle ifade ediyor. “Aslında herkes Muhammed'de kendisinin ve kendi zamanının kaygı ve sorunlarının bir yankısını aramış, anlamadığı yanını yok saymış ve O'nu kendi tutkularına, fikirlerine ya da hayallerine göre biçimlendirmiştir. Bu genel kuraldan sıyrılabilmiş olduğum iddiasında değilim. Fakat tam nesnellik nasıl ulaşılması imkânsız bir şeyse, bile bile yanlı olmak gereğini öne sürmek de bir o kadar saçmadır.”
Bence bu kitabı en iyi anlatan Ataol Behramoğlu’nun yazısına bırakalım.
*****
İslam’ın kutsal kitabında da varlıkları onaylanan peygamberler içinde bizler gibi etiyle, canıyla, kanıyla, belli bir zaman diliminde yaşadığı kesin olan tek peygamber, Muhammed’dir.
Zamanımızdan 1400 yıl önce yaşamış olan İslam peygamberi Muhammed bin Abdullah’ın (Abdullah oğlu Muhammed’in) bir insan, bir kişi olarak özellikleri konusunda bildiklerimiz nelerdir?
Böyle bir konuyu “Müminlerle konuşmaya çalışmak boşuna bir çaba olur.
İnanmayanlar için ise genellikle birkaç önyargıyla geçiştirilen, pek de önemli olmayan bir konudur bu.
Bir başka deyişle, bir yanda, tartışmak şurada dursun üzerinde konuşulması bile günah sayılan inanç ve efsane öğeleri; öte yanda dedikodu türünde yakıştırmalar, söylenceler, yüzeysel eleştiri ve küçümsemeler…
Marksist Fransız düşünürü Maxime Rodinson’un “Hazreti Muhammed”i, bu konuda benim kafamdaki dağınık taşları da yerli yerine oturttu…
***
Attila Tokatlı çevirisiyle yıllar önce Sosyal Yayınlarca basılmış, sonrasında yeni bir basımının yapıldığını anımsamadığım ve sanmadığım kitap, yine uzun zamandır ilk fırsatta okumak üzere ayırdığım kitaplar arasında beklemekteydi.
Birkaç kez başlamış, araya başka işler, başka okumalar girdiği için bırakmıştım.
Bu kez üstelik ayrıntılı notlar alarak okuduğum gibi, yazarı Maxime Robinson’un da (1915 - 2004) önemli bir çağdaş düşünür olduğunu öğrenmiş oldum.
Tarihsel verilere, somut olgulara dayanmasının yanı sıra, günlük yaşama ilişkin bölümleriyle de akıcı, zevkle okunan bir kitap bu…
***
Peygamberlik konusu benim ilgi ve bilgi alanımın dışında…
Muhammed’in hayatında beni asıl ilgilendiren, öksüz, yetim bir çocuğun, yoksulluk çekmiş bir genç adamın, önce küçük bir inananlar topluluğunun, sonra bir kabilenin lideri, sonra bir devlet kurucusu olarak yükselişi oldu…
İnanlar bunu bir Tanrı buyruğu olarak görmekte kendilerince haklı olabilirler.
Beni ise bu yaşamöyküsündeki kişisel, toplumsal, tarihsel olgular ilgilendiriyor…
Rodinson’un da ısrarla belirttiği gibi Kuran’da zenginlere yönelik eleştiriler, gerçekten de Muhammed’in yoksulluğu kendi kişisel yaşamında fazlasıyla tatmış olmasıyla ilgili olmalıdır...
Aynı kitaptan Muhammed’in yaşça kendisinden epeyce büyük eşi Hatice ile evliyken başka kadınlarla olduğuna dair herhangi bir kanıt ya da söylenti bulunmadığı belirtiliyor.
O zaman Hatice’nin ölümünden sonraki yaşam sürecinde kadınlara karşı neredeyse doyumsuz arzusunu nasıl açıklayacağız?
(Ölümünde cariyeleri dışında on eşi olduğunu aynı kitaptan öğrendim.)
Bu doyumsuz arzu, gençlik yıllarını kendinden epeyce yaşlı bir eşe sadakatle geçirmiş olmasıyla açıklanamaz mı?
Kitapta, kadınlarının yarattığı kıskançlıklarla ilgili de epeyce bilgi ve anekdot var…
Yani sıradan ölümlülere hiç de yabancı gelmeyecek konular…
***
Tek Tanrı fikri İslam peygamberinin buluşu değil… Puta tapan Kureyş kabilesinin bir ferdi olan Muhammed, döneminin bu ilerici fikrini işittikleriyle, belki okuduklarıyla benimsemiş. (Robinson’un kitabında bu konuda ayrıntılı bilgiler var. “Ümmi”, yani okuryazar olmadığına ilişkin bilginin yanlışlığı, bir çeviri hatasının sonucu olduğu ayrıca belirtiliyor.)
Muhammed bin Abdullah’ın Hazreti Muhammed olarak gelişimiyle başka bir çağın, kendi çağımızın bir devrimcisinin yaşam süreçleri arasında neden benzerlikler, paralellikler kurulmasın?
Bunu söylemekle İslam peygamberinin önemini, değerini azaltmak gibi bir amacım yok.
Tam tersine, kendisinin de sözleriyle herkes gibi ölümlü bir insanın olağanüstü yazgısının kişisel ve toplumsal arka planlarını anlamaya çalışıyorum…
Robinson’un kitabında Muhammed’in sabırlı, cesur, kurnaz, merhametli, fakat yerine göre acımasız, kararlı bir lider, ideolog, komutan, devlet adamı olduğu, herkes gibi insani zaaflarının da bulunduğu olaylarla, kanıtlarla anlatılıyor…
Böyle bir kişinin ve getirdiği kitabın İslam adına işlenen cinayetlerle, alçaklıklarla ilgisinin olamayacağı yeterince açık değil mi?
Bu konuda yazmayı sürdüreceğim…
376 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
İslam ve Muhammed hakkında yazılmış çok sayıda kitaptan birisi, Batılı yazarlar dahi gerçeği yazmaktan çekinirler. Objektif bir bakış açısıyla yazamazlar. Çünkü yazdığı kitabın satılması gerekir. İnancını bilmeden inanan Müslümanların tepkisinden çekinir. Daha da ötesi kimse Müslümanları İslam uykusundan uyandırmak istemez. Çünkü İslam ile Müslümanları sömürmek daha kolay, Müslümanları birbirine kırdırmak daha kolay. Bu kitabında diğerlerinden çok da farkı yok. Zaten İslam hakkında kitap yazan herkesin belirli kaynakları var. Önemli olan bu kaynaklardaki detayları yakalayabilmek. İslam'ın temel kaynaklarını paylaşmak istiyorum. Kuran, Hadisler (Buhari, Müslim, Ebu Davut, İbn Mace, Tirmizi, Nesai), Erken dönem İslam tarihi (İbn İshak, İbn Hişam, Vakidi, Belazuri, Taberi, İbn Sad), Geç dönem İslam tarihi (İbn Kelbi, İbn Kesir) Gerçek İslam'ı öğrenmek isteyenler, Turan Dursun, İlhan Arsel, Arif Tekin, Erdoğan Aydın, Cafer Akkaya gibi yazarların kitaplarından okuyabilirler.
376 syf.
·Beğendi·10/10
sanırım muhammed'e din adamı, islam'a ise din olarak bakarak ortadoğu tarihini veya siyasal islamı anlamak güç.
bu kitap o eksikliği kapatıyor. oldukça titiz bir kaynak okuması ile islam öncesi arabistan'ı ve bir siyaset adamı olarak muhammed'i çok güzel anlatmış.
alabildiğine soğukkanlı, objektif, belki haddinden fazla “saygılı” bir yaşam öyküsü.
376 syf.
·53 günde·Puan vermedi
Olabildiğince objektif bir yaklaşımla yazılmış bir eser. Peygamberin hayatını, dönemin siyasal ve kültürel yapısını olması gerektiği gibi anlatıyor. Müslüman yazarların siyer kitaplarındaki doğduğunda ümmeti ümmeti diye ağladı, kütük konuştu, ay yarıldı, parmağından sular fışkırdı gibi saçmalıklar, abartılar, kutsamalar yok. Kötüleme, aşağılama, hakaret de yok. Saygın bir yahudi sosyalist tarihçinin örnek olabilecek bir tarafsızlıkla hazırladığı faydalı bir kaynak.
Peygamberin hakikat arayışını Freudcu bir zihniyetle ve şehvet duygusuyla açıklamaya çalışan Maxime Rodinson, tarafsızlığı, Batılı değer yargılarıyla analiz etme biçimi olarak algılamış ve bu yönde bir siyer örneği çıkarmıştır karşımıza. Peygamberin hakikat arayışı ve hakikat savunuculuğu sırasında içinde bulunduğu ruhsal durumu öfke, intikam hırsı ve eziklikle anlatmaya çalışan Rodinson'ın psikolojik analizleri sert ve gerçeği yansıtamayacak kadar karanlıktır bana göre. Yazar ve cesurca yansıttığı önyargılarını tarif etmeye kelime bulamıyorum dersem yerinde olur herhalde.
376 syf.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN İNSANLARA ALLAH'A İNANMALARINI ÖĞRETMEYE ÇALIŞMIŞTIR. BURADA PEYGAMBER EFENDİMİZİN BAŞINDAN GEÇEN MUCİZEVİ OLAYLAR VE SAVAŞLAR ÇIKTIĞINI ANLATMIŞTIR.
340 syf.
·Beğendi·9/10
Bir toplumun ,sosyal hayatının şartlarına sıkı sıkıya bağlı önceden varolan zihniyetinin ,kapitalist zihniyetin gelişmesine karşı koyması oldukça güçlüdür ve az çok bir etki yaratır.Fakat ,gelişmesini sağlayan ekonomik şartlar sayesinde kapitalist ekonominin ,bir toplumun bağrına çöreklenmesi bu toplumu zamanla,karşı konulmaz bir şekilde etkiler.Tanrı ve tanrılar ,hayatın kuralları,kutsal ya da kutsallaştırılmış ahlaklar,muzaffer mamnon'un önünde teker teker dize gelir.

~İyi Okumalar~

Yazarın biyografisi

Adı:
Maxime Rodinson
Unvan:
Fransız Tarihçi, Sosyolog ve Doğu Bilimci
Doğum:
Fransa, 26 Ocak 1915
Fransız tarihçi, sosyolog ve doğu bilimci. 1937'de Fransız Komünist Partisi'ne girdi. 1958'de ayrıldı. Stalinizme karşı çıktı, İslam araştırmalarının özgünlüğüyle tanındı.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 35 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 68 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.