Takvimlerden korkardım eskiden,
Saman kağıdından, paslı is kokulu takvimlerden.
Yaprak yaprak koparırdım sahifelerini,
Yaprak yaprak geçerdim 1959'u, 70'i,
Ama atamaz biriktirirdim, küflenmesinler elbet.
Dedem öldüğünde korktum ayın 24'ünden.
O günü silseler ne iyi olurdu çocukluğuma,
Tanışmasaydım taze ölümle, yıkamasalardı onu,
Cenaze yıkama arabasında,
Öyle sokak ortasında, öyle ahalinin ah vahında.
Babannnemde 17siyken takvim, güneş soldu hissettim.
O günü silseler ne iyi olurdu gençliğime,
Tanışmasaydım tekerlekli sandalyeyle, yaşlı beziyle,
Mavi gözleri cam gibi kırılmasaydı tavana bakarken,
Öyle hastane odasında, hemşirenin of pofunda.
Amcam gittiğinde ayın 14'ü hep yarım kaldı.
O günü silseler ne iyi olurdu tadıma tuzuma,
Tanışmasaydım kanlı balgam dolu kara poşetlerle,
Neşesi, gülüşü eksilmeseydi kızının omuzlarından,
Öyle yatak divan nefes nefese, ciğerlerinin öhü öhünde.
Şimdilerde takvimlerde kalan günlere kızıyorum.
Ve yine korkuyorum da kalan günlerden.
Kimi hangi gününe sığdıracak götürürken?
Her doğan güne başım avuçlarımda uyandığımda,
"Bir sessizlik olsun ve takvimler dursun" diyorum.
Durduramadığım takvimlerin suçsuzuyum ama