• Ruhunuzu iyleştirmek için çocuklarla vakit geçirin.
  • Sen vakit kaybetmeden bir baltaya sap olmaya çalış. Bir baltaya sap olmak demek, millete hizmet edecek bir yer, bir su başına geçmek demektir. Makamlar, mevkiler ancak Türk milletine yararlı olabilmek içindir.
  • Ciddi yağmurlar başlamadı henüz
    Gayet yavşakça geçiyor bu kış, kırıta kırıta
    Takvimlerde bile manasız bir laubalilik hâkim
    Şöyle çeksen var gücünle, kopmuyor yine de yapraklar
    Günlerin birbirine kenetlendiğini düşünme, iyimser olma
    Aslında ayırt edilemiyor artık bir an bir ötekinden
    Vakit meleklerinin kafaları hayli karışık
    Ciddi yağmurlar da başlamadı henüz
    Üzerimizde hep kara bulutlar, hep bir talihsizlik
    Kış ikimizi de ıskalamadan geçecek, tedbirli ol
    Tedbirli ol sevgilim, bizi zaaflarımızdan tanıyacaklar
    Bu denli sevince, galiba yakayı ele verdik!

    Seninle aramızda centilmenlik dışı hareketler var! 
    Cezalıyız süresiz, her şeye seyirci kalmak hükmüyle
    Boş tribünlere karşı sürekli kontrpiyedeyiz
    “Ruhumuz yeter! ” yazılı pankart dikkatimizi çekiyor birden
    Sonra hep bir ağızdan milli marşımızı susuyoruz
    Başlama düdüğüyle birlikte bitiyor müsabaka
    Tüm spor camiası şaşkın, hakem kararlı
    Hadi formanı çıkar da rakip takımın oyuncusuna ver
    Ona daha fazla yakışınca kim bilir
    Hırsından patlayacak belki de fair-play balonumuz
    Yahu kolay mı, sırtından soğuk terler aksın senin
    Elin oğlu gelsin tebrikleri kabul etsin pişkinlikle
    Alkışı gördüm, kıyameti duydum
    Ya da tam tersi şuan tam anımsamıyorum
    Sesim de oldu, sessizliğim de şarkıdaki gibi
    Fakat benimki harbiden sitem! 
    Lan şapşallar demeli, onların takımı hükmen galip! 
    Yok anacım kime dert anlatıyorsun ki
    Kulum sana söylüyorum, tanrım sen işit! 
    Bunlarınki de o hesap, bunlara her halt münasip!

    Sevgilim; seninle aramızda karındeşen hatıralar var! 
    İptal edilmeyi adet haline getirmiş otobüs biletleri
    Telaffuzu yaraya dönüşen şehirler
    Mecburi yollar, yol ayrımı tabelalarının halet-i ruhiyesi
    Oluk oluk meydanlar, alçak gönüllü sokaklar
    Yüksek kaldırımlar! 
    Malulen emekli edilmiş sinemalarda
    Daha da yakınlaşma gayesiyle izlenen korku filmleri
    Ölülerle iletişim kulübünün katı kuralları nedeniyle
    Kendi ecellerine bir türlü randevu alamayan
    Azrail’i türlü oyunlarla atlatan tüm o zombilere
    Sarılmamıza sebep olduklarından ötürü can borcu
    Aramızda Newton’un dahi aklının ermeyeceği bir çekim var! 
    Gökten üç elma kurdu düşüyor tepemize mesela
    Fakat etrafımızda hiçbir mutluluk yanlısı yok, kerevete çıkacak kadar!

    Bizim aramızda; dudak uçuklatan şikeler var! 
    At hırsızları çetesinden tüyolar almışsın sen
    Tenimde at koştur diye sırf
    Lakin tozu dumana katarak geçmiş benden tüm o kervanlar
    Kazasız belasız atlatılmış bir hendek
    Ve deve; ya güdersin
    Ya da bu dimağdan tamamen gidersin tek avazda
    Dörtnala koşuşturan bir terkin tam da ortasında
    Ayağından vurulmuş sözlerimiz var! 
    Belki kör topal idare edeceğimiz sanılıyor
    Yılkıya bırakılmış onca sevdalığa
    Bir de o meşhur saraydan kız kaçırma hadisesine
    Nal toplatmışız hikâyemizle, anlıyor musun? 
    Masalların bile fazlaca deforme olduğu günümüzde
    Tutup küçük bir prensi öpüyorsun şapadanak
    Hay aksi işte, o da ucube bir sürüngene dönüşüyor
    Anlatıcıların da hormonel dengeleriyle oynanmış sanki
    Nedir bu genetik zırvalığı, almış yürümüş
    Bir Allah’ın kulu çıkıp da bir dur demiyor
    Ve ben tüm bu uykusu iğfal edilmiş gecelerin karasularında
    Seni pek de seviyorum…
    Pusulam çocukluk! 
    Yol haritalarını hükümetler belirliyor, ben anlamam
    Gözü pek davranıyorum yokluğun mevzu bahis olunca
    Ne münasebet bunun masalla hiçbir ilgisi yok
    İçinden gelince söyledim, için benim meskenim…
    Hani dilden dile dolaşır da pelesenk olur ya, tüm olmaz’lar! 
    Burnundan kıl yoldurmayan Pinokyo
    Ölümle burun buruna geldiğinde
    “Yalan! ” diye haykırmak ister anlatıcı hani, bilirim
    Bana hiç anlatmasınlar, benim aldanmaya ehliyetim var!

    Aramızdaki sistemde köklü değişiklikler var sevgilim! 
    Bütün olasılıkları resetle can sıkıntısından
    El bebek gül bebek büyüttüğün evrene format at
    İcabında hafızasını yitirsin yüreğim
    Sil baştan yaşanacak mı bakalım onca savaş
    No war ulan, no war! 
    Diyorum ya işte, Tanrının işi de çekilecek gibi değil
    Hadi yok say onca kan kaybını, sıfıra in bir anda
    Öncelikle aşk, mekanik sayılmaz bir kere
    Kadın ve erkek hukukunda
    Binyıllardır süren bir iktidar mücadelesi; Orgazm
    Faaliyete geçmez ki öyle düğmeye basılınca
    Ve sen “Benim iyiliğim için bir başkasının ol! ” diyorsun
    Sevişmek iki kişinin ömürlük kıyafetlerini takas etmesi biraz da
    Benim bağrı yanık deli gömleğim sana birkaç beden büyük
    Mantıklı bir can yeleğin mevcut senin, haliyle bana dar
    Gözlerinin çatlak topraklarında kış uykusuna hazırlanan
    Insomnia teşhisi konmuş yılan dahi
    Temas etmezdi bana, sana kana kana susarken...
    Ak pak gecelerimin ırzına geçtin, bari rüyalarıma dokunma
    Yoksa azap olacak yine bana tüm fikri yolculuklar!

    Bak orada, şu en sondaki pusla işaretlenmiş kapı
    Ya geçilecek eşikten beraber
    Veyahut dışında kalınacak her şeyin
    Anahtarını kilidin edep yerine sok ve hızla çevir
    O kurşuni bakışlarınla can evime adım attığında
    Sen, ben bir de kâinat olacağız yalnızca
    Big bang teorisinin temsili gösterimiyle son bulacak
    Varlığımdan doğduğuna kanaat ettiğin her ne mevcutsa!

    Tedbirli ol sevgilim, bak gözü kara bir kışla sınanacağız
    Ciddi yağmurlar başlamadı henüz
    Başlasın da gör, nasıl iliklerimize dek ıslanacağız!

    Seninle aramızda aynasız bir sır var! 
    Aman sus, söyleme bana bile…


    - Özgür Gümüşsoy
  • Ben çoktan kapadım o defteri...
    Lakin defter kapanmıyor... Mazi hiçbir vakit bizi büsbütün terk etmiyor. En umulmadık yerde birden karşımıza çıkıveriyor.
  • Ne fırtınalar koptu, benim hayat dallarımda.
    Hiç birinde vazgeçmedim umutlarımdan...
  • http://img509.yukle.tc/...80821_214028_206.jpg
    .
    .
    Ben herkesin birbirini tanıdığı, sıcak, içten coğrafyaları pek bilmiyorum bir metropol çocuğu olarak. Bugün, yüz haneli bir köye düştü yolumuz, beklemek durumundaydık. Büyükler beklerken biz gezelim dedik kardeşimle, Ahmet Dede ile de o vakit karşılaştık. Sadece onunla değil ha, Sevgi Teyze, Emine Nine, İmdat Emmi...
    Birbirini tanıyan köy halkı geçtiğimiz sokağın başında "hayırdır, birine mi baktınız evladım?" diye sesleniyor sonra da sohbet başlıyor, ben dinlemeyi özlemişim onlar da yeni gördükleri birilerine hayatlarını, köyü anlatmayı özlemişler. En çok Ahmet Dede anlattı, köyün geçmişini, torunlarını, bir vakitlerin İstanbul'unda çalıştığı zamanı, bahçelerini, İstanbul'dan dönünce ilk olarak gölgesinde oturduğumuz badem ağacını diktiğini, bir bademi dişiyle kırmak için iddiaya girdiğinde kırılan dişini, torununun çocuğu Melike'yi, hayat-ı refikası Nimet Teyze'yi ve daha bir sürü şeyi bir demli çayın buğusuna katarak anlattı da anlattı. O anlattıkça içimizi bir sıcak ekmek kokusu kapladı sanki, şöyle kuzineden yeni çıkmış bir somun ekmek... Ekmek gibi, su gibi mütevazı bir yaşam... Öyle güzel anlatıyordu ki telefonu elime almak bile gelmedi aklıma, bunun için fotoğraf ardından çekildi, o namaza giderken, kızı Saime Teyze bize nokul getirmek için bahçeden içeri girerken...
    İnsanların birbirini tanıdığı, komşuları evde yokken onların tarlalarını suladığı, pişen bir kap yemeğin dahi paylaşıldığı yerler varmış, iyi ki de varmış.
    Allah ömürlerine bereket versin.. 🌿