• Kitabın önsözünü yazan, Nilgün'ün eşi Kağan, böyle başlamış söze. Bu kitabın istemeye istemeye yayımlanmasına aracı olmuş. Hem de niye? Bir kadının (Gülseli İnal), Nilgün'ün günlüğünü Nilgün'ün annesinden alarak 'seçtiği' kısımları izinsiz yayımlattığı ve sonu gelmez dedikodulara Nilgün'ü yem yaptığı için.
    Gülseli'nin başlamasına sebep olduğu bu dedikoduların haddi hesabı yoktu. Nilgün'ün intiharını ele alarak bir o yana bir bu yana çamur atıp duruyorlardı. Ece Ayhan ile mi dersiniz, Kaan İnce mi dersiniz, Mina Urgan'ın oğlu Mustafa Irgat mı dersiniz... Elaleme göre herkes Nilgün'e aşık ve Nilgün de herkese aşık.
    Hayatla küsmüş, yaşamaktan -yirmi yaşından beri- zevk almayan bir kadının bu hissiyattan kurtulma umudu ile başvurduğu bir psikiyatri varmış. Manip depresyon tanısı koyulan şairimize taciz girişiminde bulunmuş ve şairimizi iyice nefes kesen bir bunalımın ortasına atmış.
    Bunların yanı sıra, eşi Kağan'ın mesleği yüzünden Arap topraklarında yaşamak zorunda kalmış ve Arapların kültürlerinin (ne kültür ama...) baskısı altında boğulmuş. Defterler adlı kitapta da sık sık "kıroluklarından" yakındığını görmek mümkün.
    Cemal Süreya ile de dost olan Nilgün'ün ölümünün ardından Süreya şu cümleleri yazmış:

    “Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel, ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım, otuzuna değmemişti daha. Ece ile gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan şöyle söz ettim: Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor.”

    Cemal Süreya / Günler (841. Gün)

    Beni en çok Haydar Ergülen'in "Dünyayla Yaralı: Nilgün Marmara" isimli yazısı etkilemişti.
    "Çok yalnızdım ve başka yalnızlar gibi, başka yalnızlarla birlikte sık sık Kızıltoprak’taki eve gidiyordum ben de. O yalnızların başında elbette Ece Ayhan gelir. Cemal Süreya gelir, birbirinden iki yalnız gelir. İlhan Berk, Tomris Uyar, Tevfik Akdağ’ı da görmüşümdür orada. Sonra Nilgün’ün arkadaşları gelir, öyleyse şimdi onlara ‘Nilgün yalnızları’ ya da ‘Nilgün’ün yalnız bıraktıkları’ demek gerekir: Gülseli İnal, Ahmet Soysal, Lale Müldür, Seyhan Erözçelik, Orhan Alkaya, Cezmi Ersöz, ben, bazen Akif Kurtuluş, Mustafa Irgat, Boğaziçi’nden Cemal.”

    En çok bu etkiledi, çünkü bu evin balkonundan atmış kendini Nilgün.

    İntiharından üç ay önce Bahariye'de karşılaştığı Cezmi Ersöz'e söylediği "Çok hastayım." cümlesi, bana çok ağır anlamlı gelir. İçinde bulunduğu durumu hissederim ve ağırlık çöker üzerime.

    Aşk dedikoduları dışında cinayet iddialarına da bulunanlara Cezmi Ersöz şunları söyleyerek tepki vermiş:
    "Nilgün’ün birtakım dedikodularla yıpratılmasına göz yumamam. Nilgün olayında Ece Ayhan’a büyük haksızlık yapıldı. Nilgün, Ayhan’ı çok severdi ve dostlukları büyüktü. 20’li yaşlardan itibaren intiharı düşünüyordu. Bir ara İskenderiye’ye gitti ama mutlu olamadı. Döndüğünde bana dedi ki: ‘Cezmi, düşlerimin İskenderiyesi’ni bulamadım.’ Yüzünde ölüm ifadesi vardı son zamanlarda. Tedavi için gittiği psikiyatrisi taciz etti onu; o durum daha çok yıktı. Alkol ile birlikte antidepresan alıyordu. Bahariye’de karşılaştık; yanında eşi vardı. Kulağıma ‘Cezmi çok hastayım’ dedi. Biyolojik hastalık algıladım. Ama çökmüş vaziyetteydi. 3-4 ay sonra intihar etti. İnsanlar komplo teorilerine meraklı, Nilgün’ü kim atacaktı ki?”

    Günlüğünde not düştüğü bazı kısımlardan yola çıkarak babası ile aralarında sorun olduğu çıkarımını da yapıyorum.

    "Ancak babam, benim hayır diye bağırmama son vermek için, parmaklarını, kısa, tıkız, sert parmaklarını gözlerime sokuyor: kör oldum, ama ilerlemek zorundayım." (Syf. 418)
    "Suyun üstünden gidiyorum ve babam peşimden gelemiyor." (Syf. 421)
    "Ben, babamın yuvarlağı çığın altında kaldım.
    Babamın çılgınlığı yüzünden yandım ve öldüm." (Syf. 426)

    Ve sonra şunu not düşmüş Marmara:

    "Benim üzerime pazarlık yapılamaz. Bana yabancı ve zararı dokunan adetleri kimse benimsetemez."


    Aslında alıntı değerinde çok cümlesi vardı şairin. Fakat o kadar "ben" gibi yazmış ki bencillik yapıp, kendime saklayıp burada paylaşmak istemedim çoğunu. Eminim bunu, siz de en azından bir kitap okurken yapmışsınızdır.

    Nilgün'ü size az çok tanıtmadan, onun günlüğü ve yazdıkları hakkında ne dersem hafif kalır diye düşündüm. Pek basit ve edebiyattan yoksun gibi algılansa da, gerçekten bu yaşadıklarını ele alıp tekrar okunduğunda o hissi yakalayacağınıza inanıyorum. Kitabın başından son sayfalarına doğru daha da yoğunlaşan bu intihar eğilimini farkedeceksiniz. Yaşadığı dönem boyunca ne yazdığı oyunları, ne de şiirleri yayımlatan Nilgün'ün gencecik ve çok güzelken ölmesi bende etki bırakıyor. Daha bir yakın geliyor. Daha bir başka bakmama neden oluyor ona.

    En başta Kağan'ın dediği gibi bu kitap yayımlanmamalıydı ve bu kitabi kimse okumamalıydı. Okurken suçluluk duydum. Sonuçta bir insanın günlüğünü okuyarak özel hayatına tecavüz ediyordum. Ama... İşte bu "ama" okumaya iten ve isimlendirilemeyen sebep...

    Okuyacaklara iyi okumalar diler ve Nilgün'ü anlayarak okumanızı umarak, bana bu şairi tanımama vesile olan Berkay 'a da teşekkürlerimi sunarım.
  • "Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da anormal dediler... "
  • büyük heveslerle aldığım ama tamamen hayal kırıklığı yaşadığım bir kitap oldu. hiç bir olay hiç bir konu hiç bir tema yok. bu kitabı okumak için vakit kaybedilmemeli
  • Bazı insanların ömrü vakit kazanmakla geçer... Ben zamana, kendi zamanıma çelme atmakla yaşıyordum.
  • “Bazı insanların ömrü vakit kazanmakla geçer… Ben zamana, kendi zamanıma çelme atmakla yaşıyordum.”
  • -Ya Resulallah, zerre miktar iman nedir?

    -Bir Müslüman vakit namazlarından birini elinde olmadan kaçırır, bir sonraki namazın vakti girdikten sonra hatırlar da, bundan dolayı kalbine şiş saplanmış gibi olursa, onda zerre miktar iman vardır.
  • İki düş arasında geçiyorum
    Günler hep aynı işte,
    mevsimler de öyle
    Sokaklar çıkmaz sokak,
    hep sana çıkıyor
    Değişmiyor, hep aynı ilhamla yazdığım
    şiirlerim
    Ben değişiyorum, iki çentik daha atılmış yüzüme
    Sabahım ve gecem değişiyor bir de!
    Hangi düşünle uyanıp
    Hangi düşünle uyursam artık.

    Toprağın kokusunu vermiyor
    yağmurlar
    Gökkuşağı da sermiyor griliklere.
    Bulutlar Ay’ı esirgiyor,
    ağaçlar gölgelerini
    Duyularım, tek sana duyuyor özlemini
    ya da
    Başka güzelliklere günahkar.

    Ezanlar bile seni çağırıyor
    Ben yüz vakit seni düşünüyorum.
    Seni Tanrı’dan dilemiyorum sonra,
    Ya verirse diyorum,
    Sana beni sormadan!
    Senin beni dilemeni diliyorum,
    azıcık da olsa
    Tut iplerimden artık
    Oynat beni sevdana...

    /Ş.Korkmaz/