Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm kitabını okurken beni en çok etkileyen şey ölüm değil, yalnızlık oldu. Kitap boyunca karakterlerin taşıdığı yükleri okurken kendi hayatımdan parçalar buldum. Bazı kitaplar size bir hikâye anlatır, bazıları ise farkında olmadan sizi kendi geçmişinizle baş başa bırakır. Bu kitap benim için ikinci türdendi.
Uzun yıllar boyunca etrafımda çok fazla insan vardı. Dost sandığım, beraber güldüğüm, beraber vakit geçirdiğim insanlar… Fakat zaman geçtikçe kalabalıkların insanı yalnızlıktan korumadığını anladım. İnsan bazen en büyük yalnızlığı, yanında olduğunu düşündüğü insanların aslında çoktan gitmiş olduğunu fark ettiğinde yaşıyor.
Kitaptaki karakterlerin geçmişleriyle hesaplaşma biçimi bana kendi hayatımı düşündürdü. Bazen insan bazı şeyleri geride bırakmak zorunda kalıyor. Fakat geride bırakılan şey sadece kötü alışkanlıklar veya hatalar olmuyor; beraberinde insanlar da gidiyor. Sonra dönüp baktığında doğru olanı yapmış olsan bile kendini sessiz bir boşluğun içinde bulabiliyorsun.
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm bana kaybetmenin sadece ölümle ilgili olmadığını hatırlattı. Bazen insan yıllarını kaybediyor, bazen dostluklarını, bazen de kendisinin eski bir parçasını. Bunun acısı da en az bir ölüm kadar ağır olabiliyor.
Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey hüzün değil, mücadeleydi. Çünkü hayat bazen insanı her şeyini yeniden kurmak zorunda bırakıyor. O noktada yanında çok kişi olmuyor. Ama yine de devam etmek gerekiyor. Bu yüzden kitap benim için bir ölüm hikâyesinden çok, geçmişini geride bırakırken yalnız kalan insanların hikâyesiydi.
Belki de bu yüzden kitap bittikten sonra karakterleri değil, kendi hayatımda kaybettiklerimi düşündüm. Ve bazen yalnızlığın, yanlış yolda olmanın değil; uzun bir mücadeleden sonra doğru yerde tek başına kalmanın