Aldığı nefes, ince bir cam çivisine dönüşür de ciğerinin duvarını boydan boya çizer mi insanın? Çizermiş. Harbiden çizilmiş gibi acır mı insanın canı? Acırmış.
İnsan, her ölümlünün ömrünün bir yerlerinde sert virajları olduğunu bilir; bilir bilmesine de ölüm, bu kadar yakınından birini alıp götürmeden ne kadar savrulacağını kestiremezmişsin meğer. Ölüm başkalarına gelen bir hâl, bizimle ne ilgisi var? Uzak ülkelerden birinde bir dağ köyü, daha çok erken ne de olsa. Bir gazete haberi ya da birilerinin yanan canı… Bizimle ne ilgisi var?
Değilmiş… Bir anmış… Yaşa başa bakmazmış… Çok yakınlardaymış… Eyvallah…
Üzerinden vakit geçince özlem daha belirginleşiyor. Öyle olur demişti bilenler. Kalın ve koyu bir duygu özlemek bu defa; bildiğimiz umutlu bekleyişlerden farklı… Giden sevdiğine ulaşabilme ihtiyacı haddinden fazla bir hâl alıyor. Elin defalarca telefona gidiyor. İki, üç saniyelik bir bilinç kaybı ile olan biteni ona anlatma isteği ağır basıyor. Sonrası yeniden hatırlamak. Zor olan, eskisi gibi olsun isteğinin, bir daha eskisi gibi olmayacak duvarına toslayıp durması…
Kesin olarak anladım ki bir kimse herhangi bir ilmin yanlışlığını o ilmi son noktasına kadar kavramadıkça bilemez. Hatta bu ilmin özünü en iyi bilenin düzeyine gelip sonra onu aşmalı ve derecesine geçmelidir. Böylece o ilimde otorite sayılan kişinin farkına varmadığı derinliğin ve tehlikenin farkına varır. İşte o vakit bir şeyin yanlışlığı ile ilgili iddiası gerçekçi olur...
Pekiyi, saltanat-ı ilâhiyyede aklın aman diyerek acz içinde kıvrandığı bu düğümler çözülmeyecek midir?
Hay hay, çözülecek. Her şey meydana çıkacak. İnsan da bu hakikati görüp başını secdeden secdeye vuracak!
Evet, numara kâğıtlarının resmen okunacağı bir gün vardır. Bütün içlerin, dışına vuracağı bir zaman vardır.. Hiç bir kuvvet, hiç bir yardımcı bulunamadığı bir anda, bütün serâir-i saltanat-ı ilâhînin meydana çıkacağı bir dîvan vardır.
Zâlimin eyvâh, mazlûmun oh diyeceği bir mekân vardır.
Çünkü öyle bir gün kabûl etmezsek o vakit Allah'ın adl ü mağfiret sıfatlarını kabûl etmemiş ve noksan sıfatlı Allah tanımış oluruz ki, o zaman Allah, Allah olmaz!
Dert varsa Allah da var. Ve derdi veren dahi O. Yani ki dert de O'ndan derman da... O vakit durmadan hem derde şükretmek hem de o derdin dermanını yine O'ndan istemek gerek.
Yine dikkat olunacak en mühim şey: Koca karısının hatâsından hiç bir vakit haricde bahsetmemeli, kezâ kadın da kocasının hatâsını hâricde söylememelidir. Söztohumdur, vücud bulur, evin yıkımına sebeb olur.
Yine hiç bir erkek, kendi karısının yanında başka bir kadını medhetmemeli, kadın da kocasının yanında başka bir erkekden bahsetmemelidir.