"En yüce iyi" nihaî hedef olarak erdemdir (virtus), düşünce ve davranışlarımızı doğru bir muhakemeyle şekillendirmemizi gerektirir. İyiyi ve kötüyü doğru bir muhakemeyle, yani aklını ölçüt alarak belirleyen, ahlâki doğruluğa önem veren, ölçüsüz hazları reddetmenin gerçek haz olduğunu bilen ve erdemli yaşayan insan gerçekten mutludur. Bu mutluluk, talihin sunduğu geçici lütuflara sırt çevirdiği ve kaynağını sadece bireyin kendi özüne dönmesinde bulduğu için, sarsılmaz ve değişmez bir niteliktedir. Bu bağlamda, mutlu yaşamak, doğayla uyumlu yaşamaktır. Doğaya aykırı ve erdemlerden uzak yaşamak ise yanlıs bir şekilde yaşamın kısa ve eksik olduğu algısını doğurur, oysa yaşam doğru değerlendirildiğinde insana yetecek kadar uzundur. Makam ve söhret peşinde koşmak, yarını düşünürken bugünü kaybetmek, başka deyişle anı yaşayamamak yaşamı kısaltır. Buna karşılık kusurlarımızla yüzleşmeli, erdemli bir yaşam için kendimize dönmeliyiz. İnsanın doğru bir sekilde kendine dönmesi, yaşamında yeterince vakit ayırdığı kamu görevlerinden uzaklaşarak inzivava (otium) cekilmesi, bu boş vaktinde kendini bilgeliğe, yani felsefeye adamasıyla mümkündür. Felsefeyle uğraşmak çağlar arasındaki mesafeyi kapatır, insanın sadece kendi çağında değil, aynı zamanda geçmişte yaşayan filozofların çağında da yaşamasını sağlar, onlarla tartışıp kuşku duymasına, huzur bulmasına, insan doğasına üstün gelmesine ve onu almasına olanak tanır.
İnsan, kaşla göz arasında, ne oldum demeye vakit bulamadan, öteki dünyayı boylayıverir. Ama ne çıkar bundan? Bana sorarsanız, biz bu yaşama ve ölme konusunda çok yanlış düşünüyoruz. Benim asıl özüm, yeryüzündeki gölgem dedikleri şeydir bence. Biz ruh işlerine bakarken, tıpkı güneşe suyun içinden bakan istiridyeler gibiyizdir bence; üstlerindeki ağır suyu, havaların en hafifi sanan istiridyeler gibi. Bence bedenim, asıl varlığımın tortusudur ancak. İsteyen alsın bedenimi, evet alsın, çünkü o, ben değilim. Böyle olunca, ver elini Nantucket! Varsın gemi de batsın, bedenim de batsın dilediği zaman. Ruhuma gelince, Jüpiter gelse batıramaz onu.
Şam'a döndüğümüz vakit birçok yeni şeyler öğrenmiş, yeni silah tecrübelerinde bulunmuş, Krupp'un kaynar demir ırmağını ve Kil'deki toprak istiflerini görmüş fakat bir şeyi, zafer ümidini son damlasına kadar kaybetmiştim.
Batıyorduk.
Her vakit ihtiyat, ihlas, tesanüd, sebat, sarsılmamak ve vazifemizi yapmak ve vazife-i İlahiyeye karışmamak "sırran tenevverat" düsturuna göre hareket etmek ve telaş ve meyus olmamak lâzım ve elzemdir.
RNK-Emirdağ Lâhikası 2
İnsanlar bir felakete, bir ümitsizliğe uğradıkları vakit olanca öfkelerine etrafındaki zayıflardan çıkarmak, güçleri erdiği yaratıkları o öfke ve hiddetle insafsızca ezmek yaratılışındadırlar.