s e v i y o r s u n b e n i , anladım:
güneş tutulması gibi gülümsemen çünkü;
ö z l ü y o r s u n b e n i , anladım:
öpmesen, hemen baban ölecek çünkü;
g i z l i y o r s u n b e n i , anladım:
ne vakit seni düşünsem,
yeryüzü evinden kaçıyor çünkü..
«- Bütün zaman ve mekânın Peygamberi, zaman ölçüsüyle sonuncuyken, O'nun her şeyden ve herkesten evvel nebîlikle sıfatlandırılmış olması, takdir bakımındandır; icap bakımından değil... Zira, kimse dünyaya gelmedikçe mahlûk ve mevcut olmaz. Böyleyken, O, Allah'ın takdirinde bütün Peygamberlerin başı, vücuttaysa sonudur. Nasıl ki, saray bina etmek isteyen mimar, yapıyı daha evvel kafasında çizgilendirir ve sonra onu dilediğı vakit dış âleme ve maddeye aksettirir. Allah'ın Sevgilisine ait nebîlik kıdemi de böyledir ve takdir yönündendir.»
kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimi gibi geliyordu bana.
yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikâye olmazmış gibi.
"İşitin ki nefsine uyan helak olur. Zira nefs üç köşeli dikendir, ne türlü koysanız batar, can yakar. Dilediğiniz bu kıymetsiz dünya ise biliniz ki nefsiniz size hepsini verir. Lakin dilediğiniz öte âlemse, asıl âlemse o vakit nefsinizle giremezsiniz o diyara.
Nefs bir eşkiyadir ki O'na giden bütün yolları keser. Yalnızca nefsini yenen bütün âlemi yener."
Aziz Mahmud Hüdayi
“Ya kahveler," diye düşündü. "Bundan böyle kaç kez bir şey içmeye bir yerlere gidebileceğimi de hesaplayabilirim: Diyelim ki günde iki kez uğruyorum ve bir yıl sonra da askere gideceğim, bu 730 kez demektir. 730 kez! Ne kadar az." Bu gerçek birden bir bıçak gibi saplandı içine, ama çok şaşmamıştı: Genç öleceğini çok eskiden beri bilirdi hep. Kendi kendine, veremden öleceğini ya da Lola tarafından öldürüleceğini söyler dururdu. Ama her zaman, için için, bir savaşta vurulup öleceğine inanmıştı. Çalışıyordu, bakaloryasını ya da lisansını hazırlıyordu, ama bütün bunları vakit geçirmek için yapıyordu, koca buluncaya kadar oyalanmak için Sorbonne'a devam eden kızlar gibi. Kendi kendine, "Boktan iş," dedi.