Andre Breton

Andre Breton

Yazar
8.2/10
61 Kişi
·
183
Okunma
·
51
Beğeni
·
3.541
Gösterim
Adı:
Andre Breton
Unvan:
Fransız Yazar, Şair, ve Gerçeküstücü Kuramcı
Doğum:
Fransa/normandiya, 1896
Ölüm:
Fransa, 1966
André Breton (d. 19 Şubat[1] 1896 – ö. 28 Eylül 1966) Fransız yazar, şair, ve gerçeküstücü kuramcı, Gerçeküstücülüğün babası olarak tanınır. 1924 yılında yayınlanan Gerçeküstücü Manifesto'su ile psikolojik çözümlemeler içeren otonom yazı tekniğini edebiyat dünyasına tanıtmıştır.
Normandiya`da doğdu, tıp ve psikiyatri okudu. I. Dünya Savaşı sırasında bir nöroloji koğuşunda çalıştı. Burada antisosyal davranışlarıyla geleneksel sanat anlayışlarına karşı çıkan Alfred Jarry ve Jacques Vaché ile tanıştı. Onların düşüncelerinden etkilendi. Jacques Vaché 24 yaşında kendini Seine nehrine atarak intihar etti. Vaché`nin savaş sırasında Breton ve başkalarına yazdığı mektuplar Savaş Mektupları adı altında 1919`da yayınlandı. Bu kitap üzerine Breton`un yazdığı dört adet deneme bulunmaktadır.
1919 yılında Louis Aragon ve Philippe Soupault ile birlikte Edebiyat(Littérature) adlı dergiyi kurdu . Bu yıllarda Dadaist Tristan Tzara ile bağlantıya geçti. 1924 yılında Gerçeküstücü Araştırma Bürosunu`nun kurucu öncülerinden oldu.
Manyetik Çayırlar (Les Champs Magnétiques) kitabı ile otomatik yazı tekniği`ni pratiğe döktü. 1924 yılında Gerçeküstücü Manifesto`yu yazdı ve Gerçeküstü Devrim dergisinin editörü oldu. Etrafında — Philippe Soupault, Louis Aragon, Paul Éluard, René Crevel, Michel Leiris, Benjamin Peret, Antonin Artaud ve Robert Desnos gibi genç yazarlardan bir topluluk oluşması zaman almadı.
Arthur Rimbaud`nun özgür sanat anlayışını ve Karl Marx`ın politik düşüncelerini birleştirmek için sabırsızlanan Breton 1927`de Fransız Komünist Partisi`ne katıldı. 1933`te partiden atıldı. Bu süre içerisinde geçimini kendi sanat galerisinde sattığı tablolarla sağladı.
Breton`un öncülüğünde gerçeküstücülük tüm Avrupa`da ses getiren bir sanat anlayışı oldu ve döneminin tüm sanat dallarını etkiledi. Bu dönemin ürünü olan eserlerde insanın algısının kökenleri ve insanın etrafındaki olaylara bakış açısı sorgulandı.
1938 yılında Fransız hükümetinden aldığı kültürel komisyon ile Meksika`ya gitti. Bu Breton`a Troçki ile tanışma fırsatı sağladı ve beraber Devrimci, Özgür Bir Sanat İçin (Pour un art révolutionnaire indépendent) adlı manifestoyu yazdılar. Manifesto Breton ve Diego Rivera`nın isimleriyle yayınlandı ve o dönemlerde imkânsız gibi gözüken sanatta tam özgürlük çağrısı yapıldı.
Fransız hükümetinin çalışmalarından memnun olmayan Breton 1941`de Amerika Birleşik Devletleri`ne ve Karayip`e sığındı. Burada yazar Aimé Césaire ile tanıştı. Césaire'in Memleket`e Dönüş Defteri(Cahier d'un retour au pays natal) adlı kitabının 1947 baskısının özsözünü yazdı. Breton Paris`e 1946`de geri döndü ve Fransız sömürgeciliğine karşı 121`in Manifestosu`nu yazdı. Bu manifestoda Cezayir Kurtuluş Savaşı`nı ele aldı ve ölene kadar bu konuda çalışmalarını sürdürdü. 1961-1965 yılları arasında ikinci bir gerçeküstücü grubun öncüsü olarak çeşitli sergi ve incelemelerde bulundu. 1959 yılında İspanya`da Gerçeküstücülüğe Saygı adlı bir sergi düzenledi. Bu sergide Salvador Dalí, Joan Miró, Enrique Tábara ve Eugenio Granell gibi ünlü sanatçıların eserlerine yer verildi.
Kitapları arasında durum öyküleri olan Nadja (1928) ve Çılgın Aşk(L`Amour Fou) (1937) bulunmaktadır.
Breton üç kere evlendi;
İlk eşi Simone Kahn.
İkinci eşi Jacqueline Lamba.
Üçüncü ve son eşi Elisa Claro.
André Breton 1966`da, 70 yaşındayken öldü. Mezarı Paris`tedir.
Hem incelikle hem de zalimce bakan şahane gözler, sade ve koyu renk bir elbise, siyah ipek çoraplar, ve üzerinde alabildiğine hayran olduğum bir parça ‘toplumdışılık’
İşte Tüm yalnızlığımın ortasında, akıl sır ermez bir suç ortaklığı keşfederim onda..
Giden bir daha hiç geri dönmeyecekti. Geri döneceğine dair yalan haberler, bir günlük bağışlamalar, gerçek manevi düşkünlükler ve uçurumlar, kehanetin tüm görkemiyle hüzünlü kuşunun kendini attığı uçurumlar olabilirdi.
SÜRREALİZM, (isim). Kişinin, düşüncenin gerçek işleyişini sözel, yazılı ya da başka herhangi bir şekilde ifade etmeyi seçtiği katıksız ruhsal otomatizm. (felsefe, özdevim). Estetik veya ahlaki kaygılardan arınmış olarak, mantık tarafından uygulanan hiçbir kontrolün geçerli olmadığı, düşüncenin kendini ortaya koyduğu bir düzlem.
Andre Breton
Sayfa 31 - Altıkırkbeş yayın.
Benim için en yakın biçimlerle özdeşleştin sen ama isteyerek değil, önsezimin birçok imgesiyle de özdeşleştin.
Kendisine duyduğum bir çeşit ilgi konusunda ona güvence vermezsem, benim için bir merak konusundan başka bir şey olduğuna inandıramazsam, bağışlanmaz bir şey olurdu bu, kendi başına, o kararsızlığı içinde nasıl inanırdı?
152 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
*Gerçeklerin Üstüne *

Herkesin kendine yakın gördüğü bir akım vardır yada görüşlerini az buçuk beğendiği de diyebiliriz.Ve tabi kendi nezhimde ben Sürrealist takılan biriyim.

Peki nedir bu Sürrealizm?

Kelime anlamı olarak gerçeküstücülük demektir.Gerçeküstücülük akımı, gerçek dışı anlamında değil aksine gerçeğin insandaki iz düşümü şeklinde bir yaklaşımdır. André Breton öyle bir manifesto hazırlamış ki kitaba ilk sayfalarından itibaren hayran olmamak elde değil. Andre Breton'a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur.  Andre Breton'un yanısıra P. J. Jouve, Pierre Reverdy, Robert Desnos, Louis Aragon, Paul Eluard, Antonin Arnaud, Raymond Queneau, Philippe Soupault, Arthur Cravan, Rene Char gerçeküstücülük akımının önemli isimleridir. Ve tabiki ünlü tabloları ile tanıdığımız müthiş Salvador Dali.

Ve yazarımız Breton der ki:

"Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazı ile ya da başka bir yolla, düşüncenin gerçek işleyişini ortaya çıkarmak içim başvurulan, içinden geldiği gibi yazma yöntemidir. Bu, aklın denetimi olmaksızın (rüyada olduğu gibi) her türlü estetik ve ahlak kaygısı dışında düşüncenin yazılışıdır". 

Mutlaka okunması gereken bir bildirge ve sitede az okunmasına üzüldüm.
Sınırları hayal gücümüzle zorlamak onu layık olduğu yere getirecektir. Ve bunu yapmalıyız. Eminim içimizde bir Dali vardır.
152 syf.
Sürrealizm'in gereği olarak manifesto formatına muhalefet ederek hazırlanmış gerçek bir sürrealist kitap.

Endüstri Devrimiyle birlikte değişen insanın iç dünyasını, düşünce yapısını sosyo-psikolojik alanda yeniden yorumlayan ve Freud gibi, Nietzsche gibi bu alana katkı sağlamış olan düşünürlerin yorumlarıyla birlikte 20. ve 21. yüzyılın ana akımını oluşturacak olan Sürrealizm'in ortaya çıkışını subjektif yorumlarla kaleme almış Andre Breton. Normalde bir manifesto nasıl yazılması gerekiyorsa ona uyma-maya özen gösterilmiş diyebilirim. -ki Sürrealizm'in doğası da tam olarak bu. Yazdığı üç manifestonun toplanarak derlendiği bu tek kitap akımın bel kemiğini oluşturuyor diyebilirim. Dili oldukça alegorik olduğu için su gibi akmıyor ama simgesel düşünebilen için hayli zevkli gelebilir.

Sürrealizm, ''herşeye karşı'' bir düşünce yapısı altında gösteriyor kendisini. Burjuva sınıfının dayanağı olan maddiyatçılık, akılcılık, işlevselcilik gibi olgulara kökten karşı çıkarken, felsefeye de, edebiyatın normsal doğasına da karşı çıkmakta. Kitap özelinde Breton'un kendi yorumlarıyla yapmış olduğu karşı çıkışları görmek mümkün.

Sürrealizm psikolojide tam anlamıyla bilinçdışı alana hitap eden bir akım diyebilirim. Rüya merkezli bilinçdışı alan üzerinden başlayan akım; resme, edebiyata, felsefeye, sosyolojiye, heykele, müziğe, sinemaya damgasını vurmayı başarmıştır. Hayal ile gerçeğin kaynaştırıldığı bu akımda yazar Breton, karşı kültürün izlerini Sürrealizm potasında eritip önümüze sunuyor. Ve son olarak, Sürrealizm kesinlikle okunarak bırakılmaması gereken bir akım. Aksi taktirde hiçbir şey ifade etmeyecektir. Düşün dünyanızda ne var ise onu tuale, notaya, yazıya dökerek yaşayın derim. Ancak öyle kavranabilir Sürrealizm. Bu eyleme teşvik dünyanın en güzel suçu olabilir. Keyifli okumalar.
146 syf.
·Puan vermedi
Bu yazdıklarımın tek amacı yıllar yada belki de sadece günler sonra kitap hakkında bir şeyler hatırlamak içindir.Bazı kitapların başına bu gelir,unutulup giderler,bazı çok iyi kitapların başınada gelir bu.Ne zamandır söyleyecektim,hazır konuyu açmışken söyleyeyim.Tatar Çölü kıtabı hakkında aklımda hiçbir şey kalmamış durumda oysa zevkle okuduğumu hatırlıyorum.Bu kitabıda zevkle okudum fakat az sonra yazacaklarımı yazmasam kısa sürede aklımda hiçbir şey kalmazdı.
Bize yabancı bir tarz gerçeküstücülük.Breton'da bu akımın kurucusu,ölene kadarda zerre sapmamış yolundan,bir zamanlar Aragon'da ona eşlik etmiş fakat Aragon başka bambaşka bir adam,ele avuca sığmamış ve hiç rahat durmamış gerçeküstücülüğün en iyi örneklerini o yazmış Anicet ve Paris Köylüsü.Anicet'i okudum Paris Köylüsü'nü henüz okumadım ama Anicet gibi bir roman yazabilen biri kötü bir şey yazamaz. Breton'a olan ilgimin sebebi Arogon'dur diyebilirim.Nadja'ya gelirsek,bir türe girmiyor,roman değil,hikaye değil,şiirde değil,anı olmadığını kendisi söylüyor,bence bir ispat kitabı.Gerçeküstünün ispatı.Nadja diye biri var mı,bir simge mi? Aragon'un Mirabellesi gibi güzellik arayışı mı,hayal edilen kadın mı? Breton canlı kanlı olarak (Anicet romanının kahramanlarından biri Breton'dur)Mirabelle'nin gerçek olduğuna beni inandırmıştı.Nadja da ise gerçek olmayan bir kadının gerçek olduğuna beni inandırdı,Nadja'yı hayal ederken aklıma sigara dumanı geliyor,bir görünür bir görünmez,sisli ama hemen kaybolan...Varoluşu ,varolmadığına kendini inandırmışlıktan türüyor.Mirabelle ve Nadja hangisi daha gerçek,bana göre benzerlikleri var ama Breton'a göre hiç benzemezler,Valery'in gözündeki Mirabelle ile Breton'un gözündeki Nadja ise birbirinden ayırt edilemeyecek kadar benzeşirler.Valery nerden çıktı? (Valery de Anicet'in kahramanlarından biridir) Diyeceğim Anicet adlı harika kitabı okuyun sonra Nadja'yı okuyun karşılaştırmayı siz yapın.Son bir şey sadece, kitaptan, unutulmamasını istediğim bir tespit.
Kitabın sonlarına doğru Breton suçluları diğer suçluların yanına koymanın ne salak bir şey olduğunu söylüyor,bir suçlu yüzlerce suçlunun arasına koyulursa suç konusunda kendisini geliştirir,suçun her türlüsünü öğrenir.Olağan Şüphelileri birlikte hapsedersen olacağı Dean Keaton'un eski günlerine dönüşü olur.Deliren birinide tımarhaneye koyarsan iyice delirmekten başka çaresi kalmaz.
142 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Sürrealizm'in öncülerinden biri olan Andre BRETON'un ; 'Kimin ben ?' diye başlayıp, uzun sorgulama yapan cümleleriyle, Nadja'nın hikayesine bağlanan kitaptır. Breton Fransa'da bir sokakta karşılaştığı Nadja'nın; özgürlüğünü, sürrealist hayal gücüyle yaptığı resimleri, herkesten farklı yaşam anlayışı ve düşüncelerini anlatıyor. Yazık ki Nadja'nın özgür ruhlu düşünceleri akıl hastanesine girmesiyle son buluyor. Benim bu akımda okuduğum ilk kitap olmasından mütevellit; çok uzun kurulan cümleler okurken bazı yerlerde yordu. Ancak bir akımın başlangıcı olan bu kitap mutlaka okunmalı ki cümlelerin içine sızmayı başarabilirseniz rahatlıkla kısa sürede okuyabilirsiniz.
.
.
.
#FeritEdgü : Nadja, Breton'un ve sürrealizmin ilk gençlik ürünlerinden biridir. Bu kitabı yazınsal türlerden (roman, öykü, anı...) birine sokmak güçtür. 20. Yy yazının kendine özgü, tür dışı bir metnidir Nadja. Sürrealizmin yalnızca sanatsal bir kuram olmadığını, yaşamın bir parçası olduğunu duyurmak istemektedir bu kitabıyla Breton. Günlük yaşamın içinde gerçeği aşan insanların, durumların varolduğunu belgelemek ister. Yaşam raslantılardan oluşur. Ama derinine indiğinizde, bu raslantıların kendi aralarında bir anlamları vardır.
143 syf.
·Puan vermedi
"GÜZELLİK YA 'ÇIRPINMALI' OLACAKTIR YA DA HİÇ OLMAYACAKTIR." .
Nadja, Andre Breton'un en çok okunan kitabı. Sürrealist Manifesto'nun yazarı, sürrealizmin babası Breton. Nadja kitabı öncelikle deneme tarzında başlıyor, birinci tekil şahıs ağzıyla Breton düşüncelerini anlatıyor, ilerleyen sayfalarda (Nadja'nın da kendini göstermesiyle) otobiyografik bir hâl alıyor. 'Ben kimim?' sorusu ile başlayan kitap; devam eden sayfalarda 'Gerçek Nadja kimdi?', 'Ben kendim miyim?' sorularını sormaya devam ediyor. 1928'de yayınlanan bu kitap 20.yy'ın en önemli eserlerinden biri, bir akımın başlangıç kitabı ve yazılmış en güzel aşk hikayelerinden biri. Aşk hikayesi dediysem öyle sıradan bir şey beklemeyin. Nadja özgürlük ve umudun simgesi bir kadındır; kimseye bağlanamaz ve hayat onun için diğer tüm insanlardan farklı ilerler. Nadja'nın başındaki "Nad", Rusça'da "umut" sözcüğünün başlangıcıdır. (Nadeus:Umut) Breton'un da Nadja'yı umudu olarak gördüğünü farkediyoruz, aşkı ve hayatı ve varoluşunu bu kadın üzerinden ispatlamaya çabalıyor. Breton'un Nadja'ya olan aşkında da sanata olan aşkını da görürüz; aynı özgürlük ihtiyacı ve aynı ilham verici yaratıcılık. Tüm bunlar Fransa'nın sokaklarında, kitapevinlerinde, kafelerinde gerçekleşiyor ve biz Breton'la beraber ülkeyi turluyoruz.
.
Nadja, 2 saatlik bir okuma ile başlayıp bitirdiğim bir kitap oldu ancak dili oldukça anlaşılmaz ve kurulan uzun cümleler tekrarlanan okumalar istiyor okuyucudan. O yüzden bu tarz kitaplar okumaya alışkın olmayanlar hem sıkılabilir hem de zorluk çekerek bu türden soğuyabilirler. Benim için bu zorluk oldukça iyiydi, sanki yazarın kendisiyle bir bağ kurmuş gibi hissettim ve kitabı elimden bırakamadım. .
143 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bir kitap kulübünün mutlaka okunması, okunmassa ölünmesi gerekenler listelerinden birinde rastlamıştım bu kitaba. Kıyıda köşede kalmış şaheserlerden biridir ümidiyle başladım ama başlamaz olaydım. O kulüpteki arkadaşların sivil hayatta karşıma çıkmamaları kendi menfaatlerine olur benden söylemesi.
Öncelikle kitap, çevirmenin önsözde de belirttiği gibi herhangi bir edebi klasmana ait değil. Anı desen anı değil, roman desen roman hiç değil. Öyle ortaya karışık bir şeyler yapılmış sanki. Anladığım kadarıyla yazar klasik anlamda roman kavramına da pek sıcak bakmıyor zaten.
Kitabın konusuna ve anlatımına gelecek olursak, en baştan şunu belirtmekte fayda var ki eser sürrealist akımın bütün özelliklerine sahip (içinden geldiği gibi yazma, akılcılığın reddi, aşırı derecede sembol, metafor kullanımı, bitmek tükenmek bilmeyen çağrışımlar...). Ortada kurgusal bir hikaye var ve bunun üzerinden sürrealist değerler ve kavramlar tanıtılmak istenmiş. Bu bakımdan kitap biraz sipariş hissi uyandırıyor okuyanda. Hikayenin anlatım biçimi ziyadesiyle savruk, üslup akıcılıktan fersah fersah uzak, az sayıdaki karakter derinlikten yoksun ve tutarsız, zaman düzlemini takip edebilene ise hak getire. Aranızdan "yazarın içinden böyle yazmak gelmiş demek ki, sana ne?" diyenleri duyar gibiyim. Tamam, eyvallah ama benim içimden de kitabı kaldırıp fırlatmak geldi sayfalar boyunca, onu ne yapıcaz? Okuduğu şeyi yarım bırakmaktan hastalık derecesinde rahatsız olan bünyemi bile sonunu getirme konusunda bir hayli zorladı Breton'un Nadja'sı. Ayrıca kaderciliğe ve müneccimliğe vardırılan(istemli veya istemsiz) bilinçaltı çağrışım fenomenleri de kitabın bir başka rahatsız edici noktasıydı şahsım adına.
Benim için yegane ilgi çekici kısım, deliliğin ve akıl hastanelerinin tartışıldığı bölümdü. Bu konunun üzerinde düşünülmeye, tartışılmaya değer olduğunu ve halihazırda çok göz ardı edilmiş bir mesele olduğunu düşünüyorum naçizane.
320 syf.
·1 günde·6/10
3/5 Stars.

I enjoy Surrealist paintings and this book explains the values and aims of Surrealism in detail. Breton's writing style is really good and even though Surrealism is a very difficult thing to grasp, some things make more sense after reading this. However, I got bored from time to time because it is very tiring to read and it is long in general. This book allows you to enjoy Surrealist paintings and texts more than before.
145 syf.
·Beğendi·10/10
Varlığının ve tüm var olmuş şeylerin ötesinde muazzam bir karma örneği. Çizimleri incelerken sağdan ve soldan aynı anda rüzgar esiyormuş ve beyninizde uğultular kol geziyormuş gibi hissediyorsunuz. Nadja olmak ya da Nadja’ya hazırlayan kadın olmak. Bunu uzun bir süre düşünüyorsunuz.
152 syf.
·15 günde·8/10
İkinci kez okuduğum iyi oldu dediğim kitabe. Sanırım bazı kitaplar ikinci kez okunmalı mutlaka. Güzelliklerin nadir olduğu bir ülkede, (doğal olarak) güzelliklere alışık olmayan aciz insan beyni hatırlayamıyor çünkü böylesine güzel bir kitabı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Andre Breton
Unvan:
Fransız Yazar, Şair, ve Gerçeküstücü Kuramcı
Doğum:
Fransa/normandiya, 1896
Ölüm:
Fransa, 1966
André Breton (d. 19 Şubat[1] 1896 – ö. 28 Eylül 1966) Fransız yazar, şair, ve gerçeküstücü kuramcı, Gerçeküstücülüğün babası olarak tanınır. 1924 yılında yayınlanan Gerçeküstücü Manifesto'su ile psikolojik çözümlemeler içeren otonom yazı tekniğini edebiyat dünyasına tanıtmıştır.
Normandiya`da doğdu, tıp ve psikiyatri okudu. I. Dünya Savaşı sırasında bir nöroloji koğuşunda çalıştı. Burada antisosyal davranışlarıyla geleneksel sanat anlayışlarına karşı çıkan Alfred Jarry ve Jacques Vaché ile tanıştı. Onların düşüncelerinden etkilendi. Jacques Vaché 24 yaşında kendini Seine nehrine atarak intihar etti. Vaché`nin savaş sırasında Breton ve başkalarına yazdığı mektuplar Savaş Mektupları adı altında 1919`da yayınlandı. Bu kitap üzerine Breton`un yazdığı dört adet deneme bulunmaktadır.
1919 yılında Louis Aragon ve Philippe Soupault ile birlikte Edebiyat(Littérature) adlı dergiyi kurdu . Bu yıllarda Dadaist Tristan Tzara ile bağlantıya geçti. 1924 yılında Gerçeküstücü Araştırma Bürosunu`nun kurucu öncülerinden oldu.
Manyetik Çayırlar (Les Champs Magnétiques) kitabı ile otomatik yazı tekniği`ni pratiğe döktü. 1924 yılında Gerçeküstücü Manifesto`yu yazdı ve Gerçeküstü Devrim dergisinin editörü oldu. Etrafında — Philippe Soupault, Louis Aragon, Paul Éluard, René Crevel, Michel Leiris, Benjamin Peret, Antonin Artaud ve Robert Desnos gibi genç yazarlardan bir topluluk oluşması zaman almadı.
Arthur Rimbaud`nun özgür sanat anlayışını ve Karl Marx`ın politik düşüncelerini birleştirmek için sabırsızlanan Breton 1927`de Fransız Komünist Partisi`ne katıldı. 1933`te partiden atıldı. Bu süre içerisinde geçimini kendi sanat galerisinde sattığı tablolarla sağladı.
Breton`un öncülüğünde gerçeküstücülük tüm Avrupa`da ses getiren bir sanat anlayışı oldu ve döneminin tüm sanat dallarını etkiledi. Bu dönemin ürünü olan eserlerde insanın algısının kökenleri ve insanın etrafındaki olaylara bakış açısı sorgulandı.
1938 yılında Fransız hükümetinden aldığı kültürel komisyon ile Meksika`ya gitti. Bu Breton`a Troçki ile tanışma fırsatı sağladı ve beraber Devrimci, Özgür Bir Sanat İçin (Pour un art révolutionnaire indépendent) adlı manifestoyu yazdılar. Manifesto Breton ve Diego Rivera`nın isimleriyle yayınlandı ve o dönemlerde imkânsız gibi gözüken sanatta tam özgürlük çağrısı yapıldı.
Fransız hükümetinin çalışmalarından memnun olmayan Breton 1941`de Amerika Birleşik Devletleri`ne ve Karayip`e sığındı. Burada yazar Aimé Césaire ile tanıştı. Césaire'in Memleket`e Dönüş Defteri(Cahier d'un retour au pays natal) adlı kitabının 1947 baskısının özsözünü yazdı. Breton Paris`e 1946`de geri döndü ve Fransız sömürgeciliğine karşı 121`in Manifestosu`nu yazdı. Bu manifestoda Cezayir Kurtuluş Savaşı`nı ele aldı ve ölene kadar bu konuda çalışmalarını sürdürdü. 1961-1965 yılları arasında ikinci bir gerçeküstücü grubun öncüsü olarak çeşitli sergi ve incelemelerde bulundu. 1959 yılında İspanya`da Gerçeküstücülüğe Saygı adlı bir sergi düzenledi. Bu sergide Salvador Dalí, Joan Miró, Enrique Tábara ve Eugenio Granell gibi ünlü sanatçıların eserlerine yer verildi.
Kitapları arasında durum öyküleri olan Nadja (1928) ve Çılgın Aşk(L`Amour Fou) (1937) bulunmaktadır.
Breton üç kere evlendi;
İlk eşi Simone Kahn.
İkinci eşi Jacqueline Lamba.
Üçüncü ve son eşi Elisa Claro.
André Breton 1966`da, 70 yaşındayken öldü. Mezarı Paris`tedir.

Yazar istatistikleri

  • 51 okur beğendi.
  • 183 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 235 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.