Andre Breton

Andre Breton

Yazar
7.9/10
82 Kişi
·
262
Okunma
·
63
Beğeni
·
3.853
Gösterim
Adı:
Andre Breton
Unvan:
Fransız Yazar, Şair, ve Gerçeküstücü Kuramcı
Doğum:
Fransa/normandiya, 1896
Ölüm:
Fransa, 1966
André Breton (d. 19 Şubat[1] 1896 – ö. 28 Eylül 1966) Fransız yazar, şair, ve gerçeküstücü kuramcı, Gerçeküstücülüğün babası olarak tanınır. 1924 yılında yayınlanan Gerçeküstücü Manifesto'su ile psikolojik çözümlemeler içeren otonom yazı tekniğini edebiyat dünyasına tanıtmıştır.
Normandiya`da doğdu, tıp ve psikiyatri okudu. I. Dünya Savaşı sırasında bir nöroloji koğuşunda çalıştı. Burada antisosyal davranışlarıyla geleneksel sanat anlayışlarına karşı çıkan Alfred Jarry ve Jacques Vaché ile tanıştı. Onların düşüncelerinden etkilendi. Jacques Vaché 24 yaşında kendini Seine nehrine atarak intihar etti. Vaché`nin savaş sırasında Breton ve başkalarına yazdığı mektuplar Savaş Mektupları adı altında 1919`da yayınlandı. Bu kitap üzerine Breton`un yazdığı dört adet deneme bulunmaktadır.
1919 yılında Louis Aragon ve Philippe Soupault ile birlikte Edebiyat(Littérature) adlı dergiyi kurdu . Bu yıllarda Dadaist Tristan Tzara ile bağlantıya geçti. 1924 yılında Gerçeküstücü Araştırma Bürosunu`nun kurucu öncülerinden oldu.
Manyetik Çayırlar (Les Champs Magnétiques) kitabı ile otomatik yazı tekniği`ni pratiğe döktü. 1924 yılında Gerçeküstücü Manifesto`yu yazdı ve Gerçeküstü Devrim dergisinin editörü oldu. Etrafında — Philippe Soupault, Louis Aragon, Paul Éluard, René Crevel, Michel Leiris, Benjamin Peret, Antonin Artaud ve Robert Desnos gibi genç yazarlardan bir topluluk oluşması zaman almadı.
Arthur Rimbaud`nun özgür sanat anlayışını ve Karl Marx`ın politik düşüncelerini birleştirmek için sabırsızlanan Breton 1927`de Fransız Komünist Partisi`ne katıldı. 1933`te partiden atıldı. Bu süre içerisinde geçimini kendi sanat galerisinde sattığı tablolarla sağladı.
Breton`un öncülüğünde gerçeküstücülük tüm Avrupa`da ses getiren bir sanat anlayışı oldu ve döneminin tüm sanat dallarını etkiledi. Bu dönemin ürünü olan eserlerde insanın algısının kökenleri ve insanın etrafındaki olaylara bakış açısı sorgulandı.
1938 yılında Fransız hükümetinden aldığı kültürel komisyon ile Meksika`ya gitti. Bu Breton`a Troçki ile tanışma fırsatı sağladı ve beraber Devrimci, Özgür Bir Sanat İçin (Pour un art révolutionnaire indépendent) adlı manifestoyu yazdılar. Manifesto Breton ve Diego Rivera`nın isimleriyle yayınlandı ve o dönemlerde imkânsız gibi gözüken sanatta tam özgürlük çağrısı yapıldı.
Fransız hükümetinin çalışmalarından memnun olmayan Breton 1941`de Amerika Birleşik Devletleri`ne ve Karayip`e sığındı. Burada yazar Aimé Césaire ile tanıştı. Césaire'in Memleket`e Dönüş Defteri(Cahier d'un retour au pays natal) adlı kitabının 1947 baskısının özsözünü yazdı. Breton Paris`e 1946`de geri döndü ve Fransız sömürgeciliğine karşı 121`in Manifestosu`nu yazdı. Bu manifestoda Cezayir Kurtuluş Savaşı`nı ele aldı ve ölene kadar bu konuda çalışmalarını sürdürdü. 1961-1965 yılları arasında ikinci bir gerçeküstücü grubun öncüsü olarak çeşitli sergi ve incelemelerde bulundu. 1959 yılında İspanya`da Gerçeküstücülüğe Saygı adlı bir sergi düzenledi. Bu sergide Salvador Dalí, Joan Miró, Enrique Tábara ve Eugenio Granell gibi ünlü sanatçıların eserlerine yer verildi.
Kitapları arasında durum öyküleri olan Nadja (1928) ve Çılgın Aşk(L`Amour Fou) (1937) bulunmaktadır.
Breton üç kere evlendi;
İlk eşi Simone Kahn.
İkinci eşi Jacqueline Lamba.
Üçüncü ve son eşi Elisa Claro.
André Breton 1966`da, 70 yaşındayken öldü. Mezarı Paris`tedir.
Hem incelikle hem de zalimce bakan şahane gözler, sade ve koyu renk bir elbise, siyah ipek çoraplar, ve üzerinde alabildiğine hayran olduğum bir parça ‘toplumdışılık’
İşte Tüm yalnızlığımın ortasında, akıl sır ermez bir suç ortaklığı keşfederim onda..
Yaşlanıyorum ve belki de beni yaşlandıran, tabi olduğuma inandığım gerçeklikten çok, rüyalar ve rüyaları ele alırken gözettiğim ayrımdır.
152 syf.
Sürrealizm'in gereği olarak manifesto formatına muhalefet ederek hazırlanmış gerçek bir sürrealist kitap.

Endüstri Devrimiyle birlikte değişen insanın iç dünyasını, düşünce yapısını sosyo-psikolojik alanda yeniden yorumlayan ve Freud gibi, Nietzsche gibi bu alana katkı sağlamış olan düşünürlerin yorumlarıyla birlikte 20. ve 21. yüzyılın ana akımını oluşturacak olan Sürrealizm'in ortaya çıkışını subjektif yorumlarla kaleme almış Andre Breton. Normalde bir manifesto nasıl yazılması gerekiyorsa ona uyma-maya özen gösterilmiş diyebilirim. -ki Sürrealizm'in doğası da tam olarak bu. Yazdığı üç manifestonun toplanarak derlendiği bu tek kitap akımın bel kemiğini oluşturuyor diyebilirim. Dili oldukça alegorik olduğu için su gibi akmıyor ama simgesel düşünebilen için hayli zevkli gelebilir.

Sürrealizm, ''herşeye karşı'' bir düşünce yapısı altında gösteriyor kendisini. Burjuva sınıfının dayanağı olan maddiyatçılık, akılcılık, işlevselcilik gibi olgulara kökten karşı çıkarken, felsefeye de, edebiyatın normsal doğasına da karşı çıkmakta. Kitap özelinde Breton'un kendi yorumlarıyla yapmış olduğu karşı çıkışları görmek mümkün.

Sürrealizm psikolojide tam anlamıyla bilinçdışı alana hitap eden bir akım diyebilirim. Rüya merkezli bilinçdışı alan üzerinden başlayan akım; resme, edebiyata, felsefeye, sosyolojiye, heykele, müziğe, sinemaya damgasını vurmayı başarmıştır. Hayal ile gerçeğin kaynaştırıldığı bu akımda yazar Breton, karşı kültürün izlerini Sürrealizm potasında eritip önümüze sunuyor. Ve son olarak, Sürrealizm kesinlikle okunarak bırakılmaması gereken bir akım. Aksi taktirde hiçbir şey ifade etmeyecektir. Düşün dünyanızda ne var ise onu tuale, notaya, yazıya dökerek yaşayın derim. Ancak öyle kavranabilir Sürrealizm. Bu eyleme teşvik dünyanın en güzel suçu olabilir. Keyifli okumalar.
146 syf.
·Puan vermedi
Bu yazdıklarımın tek amacı yıllar ya da belki de sadece günler sonra kitap hakkında bir şeyler hatırlamak içindir.Bazı kitapların başına bu gelir,unutulup giderler,bazı çok iyi kitapların başına da gelir bu.Ne zamandır söyleyecektim,hazır konuyu açmışken söyleyeyim.Tatar Çölü kıtabı hakkında aklımda hiçbir şey kalmamış durumda oysa zevkle okuduğumu hatırlıyorum.Bu kitabı da zevkle okudum fakat az sonra yazacaklarımı yazmasam kısa sürede aklımda hiçbir şey kalmazdı.
Bize yabancı bir tarz gerçeküstücülük.Breton'da bu akımın kurucusu,ölene kadarda zerre sapmamış yolundan,bir zamanlar Aragon'da ona eşlik etmiş fakat Aragon başka bambaşka bir adam,ele avuca sığmamış ve hiç rahat durmamış gerçeküstücülüğün en iyi örneklerini o yazmış Anicet ve Paris Köylüsü.Anicet'i okudum Paris Köylüsü'nü henüz okumadım ama Anicet gibi bir roman yazabilen biri kötü bir şey yazamaz. Breton'a olan ilgimin sebebi Arogon'dur diyebilirim.Nadja'ya gelirsek,bir türe girmiyor,roman değil,hikaye değil,şiirde değil,anı olmadığını kendisi söylüyor,bence bir ispat kitabı.Gerçeküstünün ispatı.Nadja diye biri var mı,bir simge mi? Aragon'un Mirabellesi gibi güzellik arayışı mı,hayal edilen kadın mı? Breton canlı kanlı olarak (Anicet romanının kahramanlarından biri Breton'dur)Mirabelle'nin gerçek olduğuna beni inandırmıştı.Nadja da ise gerçek olmayan bir kadının gerçek olduğuna beni inandırdı,Nadja'yı hayal ederken aklıma sigara dumanı geliyor,bir görünür bir görünmez,sisli ama hemen kaybolan...Varoluşu ,varolmadığına kendini inandırmışlıktan türüyor.Mirabelle ve Nadja hangisi daha gerçek,bana göre benzerlikleri var ama Breton'a göre hiç benzemezler,Valery'in gözündeki Mirabelle ile Breton'un gözündeki Nadja ise birbirinden ayırt edilemeyecek kadar benzeşirler.Valery nerden çıktı? (Valery de Anicet'in kahramanlarından biridir) Diyeceğim Anicet adlı harika kitabı okuyun sonra Nadja'yı okuyun karşılaştırmayı siz yapın.Son bir şey sadece, kitaptan, unutulmamasını istediğim bir tespit.
Kitabın sonlarına doğru Breton suçluları diğer suçluların yanına koymanın ne salak bir şey olduğunu söylüyor,bir suçlu yüzlerce suçlunun arasına koyulursa suç konusunda kendisini geliştirir,suçun her türlüsünü öğrenir.Olağan Şüphelileri birlikte hapsedersen olacağı Dean Keaton'un eski günlerine dönüşü olur.Deliren birinide tımarhaneye koyarsan iyice delirmekten başka çaresi kalmaz.
143 syf.
·Puan vermedi
"GÜZELLİK YA 'ÇIRPINMALI' OLACAKTIR YA DA HİÇ OLMAYACAKTIR." .
Nadja, Andre Breton'un en çok okunan kitabı. Sürrealist Manifesto'nun yazarı, sürrealizmin babası Breton. Nadja kitabı öncelikle deneme tarzında başlıyor, birinci tekil şahıs ağzıyla Breton düşüncelerini anlatıyor, ilerleyen sayfalarda (Nadja'nın da kendini göstermesiyle) otobiyografik bir hâl alıyor. 'Ben kimim?' sorusu ile başlayan kitap; devam eden sayfalarda 'Gerçek Nadja kimdi?', 'Ben kendim miyim?' sorularını sormaya devam ediyor. 1928'de yayınlanan bu kitap 20.yy'ın en önemli eserlerinden biri, bir akımın başlangıç kitabı ve yazılmış en güzel aşk hikayelerinden biri. Aşk hikayesi dediysem öyle sıradan bir şey beklemeyin. Nadja özgürlük ve umudun simgesi bir kadındır; kimseye bağlanamaz ve hayat onun için diğer tüm insanlardan farklı ilerler. Nadja'nın başındaki "Nad", Rusça'da "umut" sözcüğünün başlangıcıdır. (Nadeus:Umut) Breton'un da Nadja'yı umudu olarak gördüğünü farkediyoruz, aşkı ve hayatı ve varoluşunu bu kadın üzerinden ispatlamaya çabalıyor. Breton'un Nadja'ya olan aşkında da sanata olan aşkını da görürüz; aynı özgürlük ihtiyacı ve aynı ilham verici yaratıcılık. Tüm bunlar Fransa'nın sokaklarında, kitapevinlerinde, kafelerinde gerçekleşiyor ve biz Breton'la beraber ülkeyi turluyoruz.
.
Nadja, 2 saatlik bir okuma ile başlayıp bitirdiğim bir kitap oldu ancak dili oldukça anlaşılmaz ve kurulan uzun cümleler tekrarlanan okumalar istiyor okuyucudan. O yüzden bu tarz kitaplar okumaya alışkın olmayanlar hem sıkılabilir hem de zorluk çekerek bu türden soğuyabilirler. Benim için bu zorluk oldukça iyiydi, sanki yazarın kendisiyle bir bağ kurmuş gibi hissettim ve kitabı elimden bırakamadım. .
142 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Sürrealizm'in öncülerinden biri olan Andre BRETON'un ; 'Kimin ben ?' diye başlayıp, uzun sorgulama yapan cümleleriyle, Nadja'nın hikayesine bağlanan kitaptır. Breton Fransa'da bir sokakta karşılaştığı Nadja'nın; özgürlüğünü, sürrealist hayal gücüyle yaptığı resimleri, herkesten farklı yaşam anlayışı ve düşüncelerini anlatıyor. Yazık ki Nadja'nın özgür ruhlu düşünceleri akıl hastanesine girmesiyle son buluyor. Benim bu akımda okuduğum ilk kitap olmasından mütevellit; çok uzun kurulan cümleler okurken bazı yerlerde yordu. Ancak bir akımın başlangıcı olan bu kitap mutlaka okunmalı ki cümlelerin içine sızmayı başarabilirseniz rahatlıkla kısa sürede okuyabilirsiniz.
.
.
.
#FeritEdgü : Nadja, Breton'un ve sürrealizmin ilk gençlik ürünlerinden biridir. Bu kitabı yazınsal türlerden (roman, öykü, anı...) birine sokmak güçtür. 20. Yy yazının kendine özgü, tür dışı bir metnidir Nadja. Sürrealizmin yalnızca sanatsal bir kuram olmadığını, yaşamın bir parçası olduğunu duyurmak istemektedir bu kitabıyla Breton. Günlük yaşamın içinde gerçeği aşan insanların, durumların varolduğunu belgelemek ister. Yaşam raslantılardan oluşur. Ama derinine indiğinizde, bu raslantıların kendi aralarında bir anlamları vardır.
152 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Tuva Semmingsen Vivaldi: Anderò, volerò, griderò
https://youtu.be/4R7BiPAlsF0

Anton Çehov, “İlk bölümde duvarda asılı bir tüfek olduğunu söylüyorsanız, ikinci ya da üçüncü bölümde o tüfek patlamalıdır. Eğer patlamayacaksa o tüfek orada asılı olmamalıdır.” der.
Oysa DADA bu tarz betimlemelerle uğraşmak yerine, komple seyircilerle birlikte o sahneyi havaya uçurabilir. Kafana bir silah dayadıktan sonra son söz olarak '' Penguenler artık üşümesin '' hassasiyeti gösterebilir. İnce bir çizgidir DADA !!!
Asla öğretici bir tarafı yoktur. Ve senin ne anladığınla ilgilenmek yerine Türk Tiyatrosunun Kurucusu Muhsin Ertuğrul' unda dediği gibi '' Dalağa değil, beyne düşünce lütfen ''
Gel, bu kitaba bak, iyi bak, tek satırını bile anlamayacaksın, ne sen ne de başkaları, ama bir gün orada kimsenin göremediğini göreceksin.
İyi hazırlanmış bir porno dergisi, Dostoyevski kitabı kadar etkili olabilir. Mevzu bahis bir boşalımdır. Fiziksel ve ya ruhsal.
Hayatın içinde yanınızdan geçen bir insanın parfüm kokusu kadar etkili ve gizemlidir. baş döndürür. O esnada yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatta kalamayabilirsin. DADA bunu ister.
Senin için, kıçı büyük sistemin ustaca hazırladığı büyük planlar eşliğinde denetlenen fikirlerin kendini sözüm ona ' ÖZGÜR ' hisettiğin yer küre bir gün unutma ki seni aynı hızla toprağın altına koyacaktır.
Tristan TZARA' nın o güzel '' DADA Şarkısıyla bitirelim
Bir dadacının şarkısı
yüreği dadayla dolu
fazlaca yordu motoru
yüreği dadayla dolu
Asansör bir kral taşıyordu
ağır çıtkırıldım özerk ayrıca
kırsın mı sana sağ kolunu
yollasın mı Roma'daki Papa'ya
Artık bu yüzden işte
Asansörcüğün yüreğinde
dada mada hak getire
Tıkınıp durun çikolata
yıkayıp beyninizi
dada
dada
su için üstüne sonra
143 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sürrealizmin babası olan ve “Sürrealizm Manifestosu”nu yazan Breton’ın çok bilinen bu eserini yıllar önce aldım, yanımda taşıdım ama bu zamana kadar elim hep geri gitti. Zira pozitif bilimleri yücelten bir hayat akışım oldu benim; pozitif bilim okudum, böyle para kazandım; çevremde -ailem ve arkadaşlarım dahil- başka bir yöne gönül veren kimse olmadı. Dolayısıyla hem sanat alanında yetersizim, hem de “gerçeküstücülük” benim gibi fazla pozitif bilim odaklı düşünen insanlar için çekince ve korku yaratıyor. Hem ilgimi çekmeyeceğini, hem de vakıf olamayacağımı düşündüğüm için Breton’u okumayı hep beklettim.

Ama görüyorum ki -vakıf olabildim mi bilinmez- ama garip bir biçimde ilgimi çekti Breton.


Kendini hiçbir standarda sokmadan aklına gelen sırayla kelimelerini kağıda dökmüş Breton, buna “kendiliğinden yazın” deniyormuş. Anlatısı sürrealizmin ilkesel duruşu ile başlıyor, kitabın ortalarına doğru ise Nadja ile tanışıyoruz. Nadja, Breton’un çok etkilendiği gerçek bir kişilik (gerçek adı Leona Camile Ghislaine Delacourt imiş). Breton kitabının kalan kısmında “düşsel düzlemde” Nadja’yı anlatıyor ve bu “deli” kadın ile anılarını ve Nadja’nın akıl hastanesine kaldırılmasının onda yarattığı hisleri kaleme alıyor.

“Varolduğuna göre ve varolmayı bir tek sen bildiğine göre bu kitabın varlığı pek gerekli değildi belki de." diyor kitapta Nadja'ya hitaben. Nesnelerin gerçek yüzleriyle işi yok Breton’un, o yüzden Nadja’ya da düşlerin, rüyaların gözleri ile bakıyor; Nadja’nın sürrealist resimlerini de aynı şekilde yorumluyor.

Nadja akıl hastanesine kaldırıldığında bir kırılma yaşıyor Breton. Aslında ona göre “dünyaya düşlemin gözleri ile bakmaya cesaret ettiğinde insan, akıl hastanesinin içi ile dışı arasında pek fark yok.”. Ancak toplumun bariz olanın dışındakileri “görmeyen” gözlerinden nefret ediyor ve bu nedenle sürreal Nadja’sını anlamayan ve onu “deli” diye damgalayarak bir akıl hastanesine kapatan psikiyatriye, onun afrasına tafrasına tüm öfkesini kusuyor.

"Beni bir edebiyat nesnesi yaptın, ben gerçek bir kadın olmak isterdim.” diyor Nadja Breton’ın düşlerinde. Ya da gerçekte. Ya da her ikisinde. Kim bilir?

Gizemli bir çekiciliği var “Nadja”nın. Takip etmekte çok ama çok zorlansam da içimde yarattığı hisler tanıdık. Algıladığımın dışındaki dünyalara bakmaya cesaretim yok belki de, ama okuyunca anladım ki, ilgim var en azından…
152 syf.
·5 günde
Sürrealist Manifestolar'ın kelime anlamını açarak başlamak gerekirse, "SÜRREALİST=GERÇEK ÜSTÜ
MANİFESTO=BİLDİRİ"
anlamlarına gelmektedir. Kitap içerisinde, dün,bugün ve yarın anlatılıyor. İnsan yaş aldıkça bu kitabı tekrar okumalı çünkü geçirilen seneye göre asla değişmez dediğimiz fikirlerimiz bile değişiyor. Haliyle kitabın size vereceği mesajlarda farklılaşıyor.

Doğru bildiğimiz herşey aslında yanlışsa? Ya çevremizde "ben" merkezimize yerleştirdiğimiz herşey aslında birer hataysa?
Bu duruma kısaca tecrübe diyebiliriz. İyi veya kötü tecrübeler edinerek hayatımıza devam ediyoruz neticesinde.

Ama ya herşey birer kuramdan ibaretse?

Andre Breton bu kitabında tam olarak bu konulara değinmiş. Dün nasıldı,bugün ne değişti,yarın bize ne getirecek?

Başucu kitabınız olabilir, her cümlesi altı çizilesi değerde.

Keyifli okumalar dilerim.
143 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bir kitap kulübünün mutlaka okunması, okunmassa ölünmesi gerekenler listelerinden birinde rastlamıştım bu kitaba. Kıyıda köşede kalmış şaheserlerden biridir ümidiyle başladım ama başlamaz olaydım. O kulüpteki arkadaşların sivil hayatta karşıma çıkmamaları kendi menfaatlerine olur benden söylemesi.
Öncelikle kitap, çevirmenin önsözde de belirttiği gibi herhangi bir edebi klasmana ait değil. Anı desen anı değil, roman desen roman hiç değil. Öyle ortaya karışık bir şeyler yapılmış sanki. Anladığım kadarıyla yazar klasik anlamda roman kavramına da pek sıcak bakmıyor zaten.
Kitabın konusuna ve anlatımına gelecek olursak, en baştan şunu belirtmekte fayda var ki eser sürrealist akımın bütün özelliklerine sahip (içinden geldiği gibi yazma, akılcılığın reddi, aşırı derecede sembol, metafor kullanımı, bitmek tükenmek bilmeyen çağrışımlar...). Ortada kurgusal bir hikaye var ve bunun üzerinden sürrealist değerler ve kavramlar tanıtılmak istenmiş. Bu bakımdan kitap biraz sipariş hissi uyandırıyor okuyanda. Hikayenin anlatım biçimi ziyadesiyle savruk, üslup akıcılıktan fersah fersah uzak, az sayıdaki karakter derinlikten yoksun ve tutarsız, zaman düzlemini takip edebilene ise hak getire. Aranızdan "yazarın içinden böyle yazmak gelmiş demek ki, sana ne?" diyenleri duyar gibiyim. Tamam, eyvallah ama benim içimden de kitabı kaldırıp fırlatmak geldi sayfalar boyunca, onu ne yapıcaz? Okuduğu şeyi yarım bırakmaktan hastalık derecesinde rahatsız olan bünyemi bile sonunu getirme konusunda bir hayli zorladı Breton'un Nadja'sı. Ayrıca kaderciliğe ve müneccimliğe vardırılan(istemli veya istemsiz) bilinçaltı çağrışım fenomenleri de kitabın bir başka rahatsız edici noktasıydı şahsım adına.
Benim için yegane ilgi çekici kısım, deliliğin ve akıl hastanelerinin tartışıldığı bölümdü. Bu konunun üzerinde düşünülmeye, tartışılmaya değer olduğunu ve halihazırda çok göz ardı edilmiş bir mesele olduğunu düşünüyorum naçizane.
145 syf.
·Puan vermedi
✍DİPÇE:
Breton'un Nadja'sı psikanalist ve bilinçakışı yöntemlerinin bileşimiyle oluşan soyut anlatımlı bir eser. Ete kemiğe bürünen betimlemeler olsa da metne hakim olan bir semboller birikintisi söz konusu.Gerçeküstücülüğün zarif markası diyebiliriz Nadja için ve tabi ki yaratıcısı Breton kitabın ilk kısmında bu akımı ilgilendiren felsefe sanat ve edebiyata ilişkin yansımalarını deneme üslubuyla sunar. Sonra okurun karşısına güzel Nadja'yı çıkarır.Buradan itibaren gerçek diyebileceğimiz iki şey vardır: Zaman ve mekan.1926 yılı ve Paris sokakları.Bunun dışındakiler Nadja dahil bir nevi yazarın çağrışımları, onun belleğinden okura yansıyanlardır.Bu nedenle pürdikkat yazarla ortak bir his yakalama peşine düşer okur.Kitapta hoş olan bir şey de fotoğraflar, çizimler ve anekdotlardır bunlar yazarın sembolik dünyasına kapı aralar neyse ki.
Nadja, çerçeveli nedenli sonuçlu okumaya olanak vermeyen tutarlılık aramamamız gereken bir kitap.Anlatının hedefinde yaşamı zorlaştıran(kurallar, ahlaki normlar kültürel şemalar) algıları yıkmaya davet vardır.Yani gerçek sandığımızın perdesini kaldırarak bilinçaltını çıplak bırakmak ve oradaki gerçek ben' e ulaşmak.Yazar bunu Nadja adını verdiği -ki Rusça "UMUT" anlamı taşır, bu kadının varlığı ile gerçekleştirir. (Devamı var)⤵
https://www.instagram.com/...?igshid=bqx1tuh6yl7q

Yazarın biyografisi

Adı:
Andre Breton
Unvan:
Fransız Yazar, Şair, ve Gerçeküstücü Kuramcı
Doğum:
Fransa/normandiya, 1896
Ölüm:
Fransa, 1966
André Breton (d. 19 Şubat[1] 1896 – ö. 28 Eylül 1966) Fransız yazar, şair, ve gerçeküstücü kuramcı, Gerçeküstücülüğün babası olarak tanınır. 1924 yılında yayınlanan Gerçeküstücü Manifesto'su ile psikolojik çözümlemeler içeren otonom yazı tekniğini edebiyat dünyasına tanıtmıştır.
Normandiya`da doğdu, tıp ve psikiyatri okudu. I. Dünya Savaşı sırasında bir nöroloji koğuşunda çalıştı. Burada antisosyal davranışlarıyla geleneksel sanat anlayışlarına karşı çıkan Alfred Jarry ve Jacques Vaché ile tanıştı. Onların düşüncelerinden etkilendi. Jacques Vaché 24 yaşında kendini Seine nehrine atarak intihar etti. Vaché`nin savaş sırasında Breton ve başkalarına yazdığı mektuplar Savaş Mektupları adı altında 1919`da yayınlandı. Bu kitap üzerine Breton`un yazdığı dört adet deneme bulunmaktadır.
1919 yılında Louis Aragon ve Philippe Soupault ile birlikte Edebiyat(Littérature) adlı dergiyi kurdu . Bu yıllarda Dadaist Tristan Tzara ile bağlantıya geçti. 1924 yılında Gerçeküstücü Araştırma Bürosunu`nun kurucu öncülerinden oldu.
Manyetik Çayırlar (Les Champs Magnétiques) kitabı ile otomatik yazı tekniği`ni pratiğe döktü. 1924 yılında Gerçeküstücü Manifesto`yu yazdı ve Gerçeküstü Devrim dergisinin editörü oldu. Etrafında — Philippe Soupault, Louis Aragon, Paul Éluard, René Crevel, Michel Leiris, Benjamin Peret, Antonin Artaud ve Robert Desnos gibi genç yazarlardan bir topluluk oluşması zaman almadı.
Arthur Rimbaud`nun özgür sanat anlayışını ve Karl Marx`ın politik düşüncelerini birleştirmek için sabırsızlanan Breton 1927`de Fransız Komünist Partisi`ne katıldı. 1933`te partiden atıldı. Bu süre içerisinde geçimini kendi sanat galerisinde sattığı tablolarla sağladı.
Breton`un öncülüğünde gerçeküstücülük tüm Avrupa`da ses getiren bir sanat anlayışı oldu ve döneminin tüm sanat dallarını etkiledi. Bu dönemin ürünü olan eserlerde insanın algısının kökenleri ve insanın etrafındaki olaylara bakış açısı sorgulandı.
1938 yılında Fransız hükümetinden aldığı kültürel komisyon ile Meksika`ya gitti. Bu Breton`a Troçki ile tanışma fırsatı sağladı ve beraber Devrimci, Özgür Bir Sanat İçin (Pour un art révolutionnaire indépendent) adlı manifestoyu yazdılar. Manifesto Breton ve Diego Rivera`nın isimleriyle yayınlandı ve o dönemlerde imkânsız gibi gözüken sanatta tam özgürlük çağrısı yapıldı.
Fransız hükümetinin çalışmalarından memnun olmayan Breton 1941`de Amerika Birleşik Devletleri`ne ve Karayip`e sığındı. Burada yazar Aimé Césaire ile tanıştı. Césaire'in Memleket`e Dönüş Defteri(Cahier d'un retour au pays natal) adlı kitabının 1947 baskısının özsözünü yazdı. Breton Paris`e 1946`de geri döndü ve Fransız sömürgeciliğine karşı 121`in Manifestosu`nu yazdı. Bu manifestoda Cezayir Kurtuluş Savaşı`nı ele aldı ve ölene kadar bu konuda çalışmalarını sürdürdü. 1961-1965 yılları arasında ikinci bir gerçeküstücü grubun öncüsü olarak çeşitli sergi ve incelemelerde bulundu. 1959 yılında İspanya`da Gerçeküstücülüğe Saygı adlı bir sergi düzenledi. Bu sergide Salvador Dalí, Joan Miró, Enrique Tábara ve Eugenio Granell gibi ünlü sanatçıların eserlerine yer verildi.
Kitapları arasında durum öyküleri olan Nadja (1928) ve Çılgın Aşk(L`Amour Fou) (1937) bulunmaktadır.
Breton üç kere evlendi;
İlk eşi Simone Kahn.
İkinci eşi Jacqueline Lamba.
Üçüncü ve son eşi Elisa Claro.
André Breton 1966`da, 70 yaşındayken öldü. Mezarı Paris`tedir.

Yazar istatistikleri

  • 63 okur beğendi.
  • 262 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 327 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.