Bu yazdıklarımın tek amacı yıllar ya da belki de sadece günler sonra kitap hakkında bir şeyler hatırlamak içindir.Bazı kitapların başına bu gelir,unutulup giderler,bazı çok iyi kitapların başına da gelir bu.Ne zamandır söyleyecektim,hazır konuyu açmışken söyleyeyim.Tatar Çölü kıtabı hakkında aklımda hiçbir şey kalmamış durumda oysa zevkle okuduğumu hatırlıyorum.Bu kitabı da zevkle okudum fakat az sonra yazacaklarımı yazmasam kısa sürede aklımda hiçbir şey kalmazdı.
Bize yabancı bir tarz gerçeküstücülük.Breton'da bu akımın kurucusu,ölene kadarda zerre sapmamış yolundan,bir zamanlar Aragon'da ona eşlik etmiş fakat Aragon başka bambaşka bir adam,ele avuca sığmamış ve hiç rahat durmamış gerçeküstücülüğün en iyi örneklerini o yazmış Anicet ve Paris Köylüsü.Anicet'i okudum Paris Köylüsü'nü henüz okumadım ama Anicet gibi bir roman yazabilen biri kötü bir şey yazamaz. Breton'a olan ilgimin sebebi Arogon'dur diyebilirim.Nadja'ya gelirsek,bir türe girmiyor,roman değil,hikaye değil,şiirde değil,anı olmadığını kendisi söylüyor,bence bir ispat kitabı.Gerçeküstünün ispatı.Nadja diye biri var mı,bir simge mi? Aragon'un Mirabellesi gibi güzellik arayışı mı,hayal edilen kadın mı? Breton canlı kanlı olarak (Anicet romanının kahramanlarından biri Breton'dur)Mirabelle'nin gerçek olduğuna beni inandırmıştı.Nadja da ise gerçek olmayan bir kadının gerçek olduğuna beni inandırdı,Nadja'yı hayal ederken aklıma sigara dumanı geliyor,bir görünür bir görünmez,sisli ama hemen kaybolan...Varoluşu ,varolmadığına kendini inandırmışlıktan türüyor.Mirabelle ve Nadja hangisi daha gerçek,bana göre benzerlikleri var ama Breton'a göre hiç benzemezler,Valery'in gözündeki Mirabelle ile Breton'un gözündeki Nadja ise birbirinden ayırt edilemeyecek kadar benzeşirler.Valery nerden çıktı? (Valery de Anicet'in
kısa cümlelerle büyük anlatımlar yapmak belki bi inceleme yazısı için çok önemli olmayabilir, ancak Nadja gibi öyküyü, kısa romanı gerçeküstücülük teması içerinde bu denli uzun uzadıya anlatım ve öznel bi dayatım(sanat-sanatçı eleştirisi ve herhangi bi durumu değerlendirdikten sonra içses ile yorum yapıp bu yorumu bile hala örneklendirmeye çalışmak)yaparak okuyucuya sunmak fazlasıyla yorucu ve manasız. Ve bu öznelliğin içindeki kibir ve ben bilirimciliğin her sayfada kendini hissettirmesi kitaba odaklanmayı, öykünün içinde kaybolmayı, akıcılığı yok edip, kitap-okuyucu bütünleşmesine engel oluyor
NadjaAndre Breton · Dost Kitapevi · 2002452 okunma
Benim efendimsin sen. Dudaklarının kıyıcığında nefes alan yada son nefesini veren bir atomdan başka bir şey değilim ben. Gözyaşlarıyla ıslanan bir parmağımla huzura dokunmak istiyorum ben.
NadjaAndre Breton · Dost Kitapevi · 2002452 okunma
Sürrealizmin babası olan ve “Sürrealizm Manifestosu”nu yazan Breton’ın çok bilinen bu eserini yıllar önce aldım, yanımda taşıdım ama bu zamana kadar elim hep geri gitti. Zira pozitif bilimleri yücelten bir hayat akışım oldu benim; pozitif bilim okudum, böyle para kazandım; çevremde -ailem ve arkadaşlarım dahil- başka bir yöne gönül veren kimse olmadı. Dolayısıyla hem sanat alanında yetersizim, hem de “gerçeküstücülük” benim gibi fazla pozitif bilim odaklı düşünen insanlar için çekince ve korku yaratıyor. Hem ilgimi çekmeyeceğini, hem de vakıf olamayacağımı düşündüğüm için Breton’u okumayı hep beklettim.
Ama görüyorum ki -vakıf olabildim mi bilinmez- ama garip bir biçimde ilgimi çekti Breton.
Kendini hiçbir standarda sokmadan aklına gelen sırayla kelimelerini kağıda dökmüş Breton, buna “kendiliğinden yazın” deniyormuş. Anlatısı sürrealizmin ilkesel duruşu ile başlıyor, kitabın ortalarına doğru ise Nadja ile tanışıyoruz. Nadja, Breton’un çok etkilendiği gerçek bir kişilik (gerçek adı Leona Camile Ghislaine Delacourt imiş). Breton kitabının kalan kısmında “düşsel düzlemde” Nadja’yı anlatıyor ve bu “deli” kadın ile anılarını ve Nadja’nın akıl hastanesine kaldırılmasının onda yarattığı hisleri kaleme alıyor.
“Varolduğuna göre ve varolmayı bir tek sen bildiğine göre bu kitabın varlığı pek gerekli değildi belki de." diyor kitapta Nadja'ya hitaben. Nesnelerin gerçek yüzleriyle işi yok Breton’un, o yüzden Nadja’ya da düşlerin, rüyaların gözleri ile bakıyor; Nadja’nın sürrealist resimlerini de aynı şekilde yorumluyor.
Nadja akıl hastanesine kaldırıldığında bir kırılma yaşıyor Breton. Aslında ona göre “dünyaya düşlemin gözleri ile bakmaya cesaret ettiğinde insan, akıl hastanesinin içi ile dışı arasında pek fark yok.”. Ancak toplumun bariz olanın dışındakileri “görmeyen”
"GÜZELLİK YA 'ÇIRPINMALI' OLACAKTIR YA DA HİÇ OLMAYACAKTIR." .
Nadja, Andre Breton'un en çok okunan kitabı. Sürrealist Manifesto'nun yazarı, sürrealizmin babası Breton. Nadja kitabı öncelikle deneme tarzında başlıyor, birinci tekil şahıs ağzıyla Breton düşüncelerini anlatıyor, ilerleyen sayfalarda (Nadja'nın da kendini göstermesiyle) otobiyografik bir hâl alıyor. 'Ben kimim?' sorusu ile başlayan kitap; devam eden sayfalarda 'Gerçek Nadja kimdi?', 'Ben kendim miyim?' sorularını sormaya devam ediyor. 1928'de yayınlanan bu kitap 20.yy'ın en önemli eserlerinden biri, bir akımın başlangıç kitabı ve yazılmış en güzel aşk hikayelerinden biri. Aşk hikayesi dediysem öyle sıradan bir şey beklemeyin. Nadja özgürlük ve umudun simgesi bir kadındır; kimseye bağlanamaz ve hayat onun için diğer tüm insanlardan farklı ilerler. Nadja'nın başındaki "Nad", Rusça'da "umut" sözcüğünün başlangıcıdır. (Nadeus:Umut) Breton'un da Nadja'yı umudu olarak gördüğünü farkediyoruz, aşkı ve hayatı ve varoluşunu bu kadın üzerinden ispatlamaya çabalıyor. Breton'un Nadja'ya olan aşkında da sanata olan aşkını da görürüz; aynı özgürlük ihtiyacı ve aynı ilham verici yaratıcılık. Tüm bunlar Fransa'nın sokaklarında, kitapevinlerinde, kafelerinde gerçekleşiyor ve biz Breton'la beraber ülkeyi turluyoruz.
.
Nadja, 2 saatlik bir okuma ile başlayıp bitirdiğim bir kitap oldu ancak dili oldukça anlaşılmaz ve kurulan uzun cümleler tekrarlanan okumalar istiyor okuyucudan. O yüzden bu tarz kitaplar okumaya alışkın olmayanlar hem sıkılabilir hem de zorluk çekerek bu türden soğuyabilirler. Benim için bu zorluk oldukça iyiydi, sanki yazarın kendisiyle bir bağ kurmuş gibi hissettim ve kitabı elimden bırakamadım. .
"Kimim Ben?' ..., bana daha hayattayken hayalet rolü oynatıyor, kim isem o olmak için artık olmayı bıraktığım şeye açıkça göndermede bulunuyor..."
diyerek başlayan kitap, temelde 1arayışın romanı olup, gerçekle düş arasındaki durum için Nadja, "Rusça da "umut" kelimesinin başıdır, çünkü herşeyin başındayım..." der..
Tımarhane ile hapishane mantığını 1-1ine benzeterek 1eyin özgür olmasına dair sözlerle kitabi bitirir ki kendi benliğinin en karanlık köşelerini aydınlatarak...
... bana göre bütün kapatmalar keyfidir. 1insanin neden özgürlüğünden yoksun bırakılması gerektiğini hala anlamamaya devam ediyorum: Sade i hapsettiler; Nietzsche yi hapsettiler; Baudelaire i hapsettiler de ne oldu???
Gündelik hayattaki olguların gerçeküstü algılarıyla varoluşsal biçimde yaşamı ve kendi benliğini her türlü sorgular...
"... Madem ki sen varsın, varoluşu sadece sen nasıl biliyorsan öyle varsın..."
"Nadja" ölmeden önce okunması gereken #1001kitap arasındadır, gerçeküstü akımını sevenlere tavsiyemdir ama umarım #1001kitap listesinde bu akımdan başka kitap yoktur yoksa yine zorlu 1okuma beni bekler :-(((( (hepsini bitireceğim için), bu akımın benim tarzım olmadığının ispatını okuyarak yaşadım :-))) çok zorlu1okuma oldu benim için...
Selamlar. Yazarı ilk kez okuyorum. Açıkçası kitap için beklentim yüksekti ama umduğum gibi bir okuma keyfi yaşayamadım. Gerçeküstücülüğün kurucu metni kabul ediliyor. Bu tarz sevenler için keyifli bir okuma olacaktır ama ben ne yazık ki sevemedim.
Yazar kitapta varoluşsal bir sorgulamayla kendini ve hayatını sorguluyor. Altını çizdiğim çok fazla cümle olmasına rağmen tam anlamıyla kitabın içerisine giremedim. İçerisine giremediğim kitaplarda kendime bulamıyorum ve keyif alamıyorum ne yazık ki.
Yazarı merak edenler için veya bu tarzda kitap sevenler için şans verilebilir. Görsellerle de desteklenmiş bir kitap. Merak edenler için keyifli okumalar diliyorum.
“Kimim ben?”Başlarken
Birçok şeyin yanında, en temelde bir arayışın romanı olan Nadja bu unutulmaz soruyla başlıyor.
, Andre Breton Paris sokaklarında, gerçekle düş arasında gidip gelen, bir görünüp bir kaybolan ve hep biraz eksik görünen nadide bir “umut” kıvılcımını arıyor..
Yazar, bu kıvılcımın görünür olduğu anlarda, ezoterik bir aşkın yoğun melankolisine kapılmaya ve en mahrem hallerini bir günce berraklığıyla ortaya sermeye, böylece kendi benliğinin en karanlık köşelerini aydınlatmaya başlıyor.
. Bu açıklık, arayışının belki de en can alıcı kısmını oluşturuyor.
, Nadja gündelik hayata dair olguların gerçeküstü algılanışını sunmakla kalmıyor; gerçeküstücülüğün estetik bir kaygıdan daha fazlası, hatta politik tavrı ve varoluşsal sorgulamasıyla ne denli yaşamsal bir mesele olduğunu da gösteriyor.
Gerçeküstücülüğün kurucu metni Nadja, İsmet Birkan’ın Fransızca aslından çevirisiyle
Okura sunulmuş bızede okumk düşer Nadja
”Güzellik ya Çırpınmalı olacak ya da hiç olmayacak”
Herkese merhaba yazarın ana karakterle karşılaşmasının öyküsünü ve sonrasını anlatan sürrealist bir kitap Nadja.
Andre Breton1924 yılında sürrealist (gerçeküstücülük)manifestosunu kaleme almasıyla bu akımı başlatmış olan yazar,şair.
Kitap oldukça değişik ve zorlayıcıydı benim için sürrealist akımla tanışma kitabım oldu.
Sürrealist akımının da tanımını yapıp kitabın konusuna öyle geçmek istiyorum; Sürrealistler için düşlerin yadsınamaz bir önemi var. Görsel sanatlara ve yazın alanında eserler vermiş bir kültür hareketi de diyebiliriz.Daha çok sanat, edebiyat, felsefe, politika alanında olan akım zihni özgürleştirme yöntemlerini kendine amaç edinen bir sistem. Sanata inanan ve onu yücelten akım şiirsellik imgelerini tuvale yansıtırken katıksız ruhsal otomatizm olarak da tanımlanmış.
Kitabın konusu ise ; son derece özgün tarzıyla öne çıkıyor: otobiyografik ve romansı unsurların birleştirilmesinin yanında bir dizi fotoğraf ve çizim içeriyor.
Lafayette sokağındaki yoksul kadın Nadja , André Breton ile karşılaşmasından önce hiç resim yapmamıştır. Onun yanında ‘Aşıklar Çiçeği’ resmi Breton’un simgesel bir portresi olur. Breton onun aşkına karşılık veremez. Çünkü aşırı derecede şiirsel mucizeler gerçekleşmektedir onun etrafında. Akıl ve gerçek arasındaki çelişkileri hiç durmadan aşmaya çalışan bir sürrealist olmasına karşın Nadja’yı günden güne asosyal kılan ve ilişkilerini daha da çatışmalı hale getiren zihinsel yabancılaşmanın ilk belirtileri karşısında güçsüz bir durumdadır. Ve Nadja’dan ister istemez uzaklaşmaya başlar. Bu uzaklaşma okurda Breton’un gözden düşmesiyle son bulur. Yazar, Nadja’nın akıl hastanesine kapatılmış olması karşısında sadece psikiyatriyi ve akıl hastanesi kavramını eleştirmekten öteye
Gerçeküstücülerin kurucu metni olan bu eserde Andre Breton, Paris sokaklarında dolaşıyor. Kimi zaman bir tiyatro izliyor, kimi zaman insanları gözlemliyor. Gördüğü bir çok yeri, kişiyi veya eşyayı betimlemek yerine onların fotoğraflarını koymuş sayfalarca.
“Kimim ben?” sorusuyla başladığı için karmaşık bir eserle karşılaşmaya hazırdım ancak bu kadarını beklemiyordum. Bir günce gibi yazılsa da öyle sıradan birinin güncesi olmadığı için çoğu kısımda geçişleri fark etmekte bile zorlandım.
Ne diyor bu adam, ne anlatmaya çalışıyor?
Gündelik şeyleri anlatıyormuş gibi görünse de gerçeküstü bir dünyada buldum kendimi. Kitapta bahsi geçen bir çok şeye yabancı olduğum için de yazarın muhtemelen gönderme yaptığı, çağrışımsal öğeleri benim için anlamsız kaldı. Andre Breton
André Breton (d. 19 Şubat[1] 1896 ö. 28 Eylül 1966) Fransız yazar, şair, ve gerçeküstücü kuramcı, Gerçeküstücülüğün babası olarak tanınır. 1924 yılında yayınlanan Gerçeküstücü Manifesto'su ile psikolojik çözümlemeler içeren otonom yazı tekniğini edebiyat dünyasına tanıtmıştır.
Normandiya`da doğdu, tıp ve psikiyatri okudu. I. Dünya Savaşı sırasında bir nöroloji koğuşunda çalıştı. Burada antisosyal davranışlarıyla geleneksel sanat anlayışlarına karşı çıkan Alfred Jarry ve Jacques Vaché ile tanıştı. Onların düşüncelerinden etkilendi. Jacques Vaché 24 yaşında kendini Seine nehrine atarak intihar etti. Vaché`nin savaş sırasında Breton ve başkalarına yazdığı mektuplar Savaş Mektupları adı altında 1919`da yayınlandı. Bu kitap üzerine Breton`un yazdığı dört adet deneme bulunmaktadır.
1919 yılında Louis Aragon ve Philippe Soupault ile birlikte Edebiyat(Littérature) adlı dergiyi kurdu . Bu yıllarda Dadaist Tristan Tzara ile bağlantıya geçti. 1924 yılında Gerçeküstücü Araştırma Bürosunu`nun kurucu öncülerinden oldu.
Manyetik Çayırlar (Les Champs Magnétiques) kitabı ile otomatik yazı tekniği`ni pratiğe döktü. 1924 yılında Gerçeküstücü Manifesto`yu yazdı ve Gerçeküstü Devrim dergisinin editörü oldu. Etrafında Philippe Soupault, Louis Aragon, Paul Éluard, René Crevel, Michel Leiris, Benjamin Peret, Antonin Artaud ve Robert Desnos gibi genç yazarlardan bir topluluk oluşması zaman almadı.
Arthur Rimbaud`nun özgür sanat anlayışını ve Karl Marx`ın politik düşüncelerini birleştirmek için sabırsızlanan Breton 1927`de Fransız Komünist Partisi`ne katıldı. 1933`te partiden atıldı. Bu süre içerisinde geçimini kendi sanat galerisinde sattığı tablolarla sağladı.
Breton`un öncülüğünde gerçeküstücülük tüm Avrupa`da ses getiren bir sanat anlayışı oldu ve döneminin tüm sanat dallarını etkiledi. Bu dönemin ürünü olan eserlerde insanın algısının kökenleri ve insanın etrafındaki olaylara bakış açısı sorgulandı.
1938 yılında Fransız hükümetinden aldığı kültürel komisyon ile Meksika`ya gitti. Bu Breton`a Troçki ile tanışma fırsatı sağladı ve beraber Devrimci, Özgür Bir Sanat İçin (Pour un art révolutionnaire indépendent) adlı manifestoyu yazdılar. Manifesto Breton ve Diego Rivera`nın isimleriyle yayınlandı ve o dönemlerde imkânsız gibi gözüken sanatta tam özgürlük çağrısı yapıldı.
Fransız hükümetinin çalışmalarından memnun olmayan Breton 1941`de Amerika Birleşik Devletleri`ne ve Karayip`e sığındı. Burada yazar Aimé Césaire ile tanıştı. Césaire'in Memleket`e Dönüş Defteri(Cahier d'un retour au pays natal) adlı kitabının 1947 baskısının özsözünü yazdı. Breton Paris`e 1946`de geri döndü ve Fransız sömürgeciliğine karşı 121`in Manifestosu`nu yazdı. Bu manifestoda Cezayir Kurtuluş Savaşı`nı ele aldı ve ölene kadar bu konuda çalışmalarını sürdürdü. 1961-1965 yılları arasında ikinci bir gerçeküstücü grubun öncüsü olarak çeşitli sergi ve incelemelerde bulundu. 1959 yılında İspanya`da Gerçeküstücülüğe Saygı adlı bir sergi düzenledi. Bu sergide Salvador Dalí, Joan Miró, Enrique Tábara ve Eugenio Granell gibi ünlü sanatçıların eserlerine yer verildi.
Kitapları arasında durum öyküleri olan Nadja (1928) ve Çılgın Aşk(L`Amour Fou) (1937) bulunmaktadır.
Breton üç kere evlendi;
İlk eşi Simone Kahn.
İkinci eşi Jacqueline Lamba.
Üçüncü ve son eşi Elisa Claro.
André Breton 1966`da, 70 yaşındayken öldü. Mezarı Paris`tedir.