Günaydın
Zaman sandığımızdan daha hızlı geçiyor. Bir bakıyorsun çocukluk geride kalmış, bir bakıyorsun yıllar sessizce akıp gitmiş. İnsan ömrünün kısa olduğunu bilir ama sanki sonsuza kadar vakti varmış gibi yaşar. Seneca şöyle der: “Hayat kısa değildir; onu boşa harcadığımız için kısa gelir.” Belki de iyi bir yaşam, daha çok şeye sahip olmak değil; gerçekten yaşadığını hissedebilmektir. Sevdiklerine vakit ayırmak, öğrenmeye devam etmek, sağlığına dikkat etmek ve her günün kıymetini bilmek... Çünkü günün sonunda önemli olan kaç yıl yaşadığın değil, yıllarının içinde ne kadar hayat olduğudur. ⏳🌿
Alıntı
Üçüncü Şahsın Şiiri
Gözlerin gözlerime değince felaketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım felaketim olurdu ağlardım… Atilla ilhan
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hiç ibadet etmeyen bir kimse, kırk gün geceleyin kendi halvetinde durup yalnızca ışığı da kapatıp, üç defa "Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi! Beni kulluğuna kabul et" dese, kırk güne kadar o kul beş vakit değil, elli vakit kılacak, o adam muhlis olacak. Bunu yap da sen, başka şey teklif etme. Bu, evliyaların ilminden olan bir kelâmdır. Kendi başına duruş da böyle "Ya Rabbi, ya Rabbi, ya Rabbi!" desin, o kalbinden çıksın. Kimse görmeden, onu yalnız Allah görür, kimse İşitmeden yalnız Allah'a işittirirsin, Allah işitir. Sonunda da "Ya Rabbi! Beni kulluğuna kabul et" desin..
Kitap Alıntısı
Ezginin Günlüğü Bugün hesap günü vakit tamam Son ışıklar söner biter akşam Dışında karanlıkların Dışında yalnızlıkların
Müzik
*🌹 Esselâmü Aleyküm Rahmân’ın Güzel Kulları 🌹* *Bu hafta sonu binlerce gencimiz sınav sıralarında ter dökecek. Kimi yıllardır kurduğu hayalin peşinde, kimi anne-babasını sevindirmek için, kimi de geleceğine güzel bir kapı açabilmek için emek verdi.* *Bugün gelin, yavrularımızı dualarımızda unutmayalım…* *🤲 Allah’ım!* *Sınava girecek bütün evlatlarımızın kalplerine huzur, zihinlerine açıklık, gönüllerine güven ver.* *Heyecanlarını hayra çevir, bildiklerini unutturma, emeklerini zayi etme.* *Gecelerini gündüzlerine katarak çalışan yavrularımızı mahcup eyleme.* *Anne-babalarının yüzünü güldür, gönüllerini ferahlat.* *Ya Rabbi!* *Evlatlarımızı sadece diploma sahibi değil; iman sahibi, ahlâk sahibi, merhamet sahibi kullarından eyle.* *Doktor olacaksa insanlara şifa dağıtan bir doktor,* *Öğretmen olacaksa nesillere örnek olan bir öğretmen,* *Mühendis olacaksa memleketine faydalı bir mühendis,* *Hangi mesleği yapacaksa yapsın; dürüst, vicdanlı ve Senin rızanı gözeten bir kul olmayı nasip eyle.* *Onlara beş vakit namazı sevdir*. *Kur’an ile gönüllerini nurlandır.* *Kötü arkadaşlardan, kötü alışkanlıklardan ve kötü yollardan muhafaza eyle.* *Ya Rabbi!*
Duygu ve Düşünce
Riya, Takva Gösterisi ve Dinin Araçsallaştırılması
İnsanın kendi vicdanını, etrafını çevreleyen dini formlarla uyutması; namazın, orucun, haccın getirdiği iç huzuru, gerçekte taşıdığı kul haklarının ağırlığını bastırmak için kullanması. Klasik tasavvuf geleneğinin “riya” başlığı altında en sert biçimde uyardığı durum budur. Muhâsibî’den Gazzâlî’ye, Mevlânâ’dan Bediüzzaman’a kadar uzanan bu damar, dindarın asıl tehlikesinin ihlassızlık olduğunu söyler; çünkü ihlassız kimse, dindarlık formunun arkasına gizlenerek hem kendini hem başkalarını aldatır. Klasik geleneğin “talbîs” olarak tanıdığı bu mekanizma, İbnü’l-Cevzî’nin Telbîsü İblîs’inde baştan sona haritalanır. Asıl mesele, dindarı kendi dindarlığı üzerinden aldatmak ve vicdanını ibadetlerinin gölgesinde uyutmaktır. Mekanizmanın üç katmanı vardır. İlki, sürekli iç teyit mekanizmasıdır. Beş vakit namaz, oruç, hac, sadaka kişiye gün içinde defalarca “Ben Allah’ın iyi kuluyum.” hissini tazeler; bu his, dışarıdaki haksız eylemin tartısı için zihinde bir karşı ağırlık olarak iş görür. Sabah namazını eda eden hâkim, öğleden sonra mesnetsiz tutuklama kararı imzaladığında, sabahki ibadetin getirdiği “kabul gören kul” duygusu, öğleden sonraki imzanın ahlaki yükünü taşımak için zihinde bir denkleştirici olarak işlemeye başlar. İkincisi parçalanmadır. Kişi kendini iki ayrı kişiliğe böler; ahlaki kimliğin taşıyıcısı olan dini kişilik ve sorumluluğu mevzuata, üst mercie ya da konjonktüre devreden mesleki kişilik. “Ben sadece görevimi yaptım.” cümlesinin altında yatan psikoloji budur. Klasik fıkıh, hâkimi tek bir bütün şahsiyet olarak kurguladığı için bu ayrılmayı baştan reddetmiştir. Üçüncüsü te’vildir. “Bu adam zaten zararlıdır”, “olağanüstü zamanda zorunludur”, “dış güçlerin adamıdır”, “devlet böyle istiyor”, “ben yapmasam başkası yapacak, daha kötüsü olur” gibi küçük dilsel
Alıntı