Kadınların “hüzünlü prenses” olmayı bırakıp “bilge kadın” olmaya ihtiyaçları vardır. Okumak, düşünmek, fikirleriyle var olmak, günümüzün kadınlarının temel görevi olmalıdır.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini.
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür,
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
Ebeveyninden şiddet gören çocuk, bunu bir davranış biçimi olarak benimsiyor ve ileride bu şiddeti başkasına yöneltemediği zaman kendi bedenine uyguluyor. Yani sorun, çocukluk yaralarıdır. Çocuğun ana babasından aldığı psikolojik yaralanmalar zamanlar kabuk bağlar, fakat bu yaralar evlilik esnasında yeniden kaşınır ve sorun tekrar ortaya çıkar. Onun için insan, sürekli değişim ve yenilenme talebi içinde olmalıdır. Böyle yapılırsa, kişi yeni sorunlarla karşılaştığında çocukken öğrendiği zihni şartlanmaları ve düşünce kalıplarını sorgulayıp değiştirir.
Depresyondaki kadınların en büyük sıkıntısı, "anlaşılamamak”tır. Şeklen bakıldığında organları yerindedir. Hayatları gayet muntazam, maddi ve manevi refahları yerinde olduğundan âdeta rahatlığın onları sıktığı düşünülür. Depresyondaki bir kadının yakınları ona "Gez, dolaş, kafanı dağıt, takma kafana, kendi kendinin doktoru ol," gibi telkinlerde bulunurlar. Oysa hasta zaten bunları yapmaya çalışıyor, ama başaramıyordur. Çevresi rahatsızlığın istem dışı olduğunu bilmediği için depresyondaki kadının hastalığı daha da ağırlaşır.