Allah'ını seven ölümden Korkmaz ve sakınmaz. Devamlı olarak ölüme hazırlanır ve onun geleceğini (misafir bekler gibi) bekler. Çünkü sevenin sevgilisine, aşığın maşukuna, talibin matlubuna, yolcunun ülkesine kavuşması ancak ölümle mümkündür...
Sahabeler, bizim dünyaya olan düşkünlüğümüz kadar onlar, ölüme düşkün kimselerdir... İşte onlar hem ölümü hem de yaşamı gerçek manada anlamış kimselerdi, onun içindir ki hayatı değil, ölümü talep ettiler. Onların lisanı halini Arap şair şöyle ifade eder:
Geç kaldım.... Hayatı yaşıyorum ama kendime bir hayat bulamadım, geçen hayatlar gibi...
Abdullah b. Cahş (radıyallahu anh) dua etti: Allah'ım bugün benim karşıma güçlü, kuvvetli, zorba birisini çıkar. Onunla kıyasıya savaşayım. Sonra beni öldürsün. Bununla yetinmeyip karnımı yarsın. Kulaklarımı, burnumu kessin. Ve ben o halimle huzuruna çıkayım. Sen bana: kulum Abdullah! Sana verdiğim azaları ne yaptın? Bunlari kim böyle yaptı? Diye sorduğunda, ben de: ey Rabbim! Onları senin ve resulü'nün yoluna harcadım, diyeyim. Sen de bana: doğru söyledin, diyesin (ve beni affedesin.)
Sâd der ki: abdullah'ın duası benim duamdan daha hayırlı oldu. Şüphesiz akşama doğru onu gördüm. Burnu ve kulağı bir ipte sallanıyordu.
Bir kimse bela ve musibetlerden ancak teslim ve rıza ile emin olur. Kazaya razı olan da cihan'ın sultanı demektir. Teslim ve rıza gibi güzel huylar var mıdır? Teslim gibi İslam, Rıza gibi Safâ olmaz. Haktan razı olmayan onun rızasını nasıl isteyebilir? Kazadan evvelki Rıza azimet, sonraki rıza ise rıza'nın kendisidir...