cebrail davutoğlu

cebrail davutoğlu
@cebraildavutoglu
master
16 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Uyku, insana diriliş hakikatinin bir tecrübesini yaşatır. Her sabah, akıl sahipleri açısından bir tür kıyamet provası niteliği taşır. İnsan için yaşayacağı günler uzun görünürken, yaşadığı günlerin bir an kadar kısa olduğu fark edilir. Akıl, Allah’ı andıkça dengeye ve sükûnete kavuşur. İnsanın “ahsen-i takvim” üzere yaratılmış olma iddiası dahi kalbin ve ahlâkın tahakkukunu beklemektedir; bunun dışındaki hâller ise idraksizliktir.
Reklam
ne şeytan memnun, ne Allah razı..
Mesnevi’den Sermayesi Tükenen Buz Satıcısının hikayesi, Bağdat’ta Ağustos sıcağı ortalığı yakıp kavurmaktaydı. Herkes, serinleyeceği gölge bir yer, ferahlatacak bir rüzgâr arıyordu. Çarşı-pazar kurulmuş, alışveriş başlamıştı. Bu arada bir adam, yüksek dağların mağaralarından ge­tirdiği buzları satıyordu. Buz kalıpları eriyip ziyan olma­dan bir an önce onları satmalıydı. Gel gör ki, ekonomik durgunluk sebebiyle fazla buz satılmıyordu. Öğle sıcağı bastırınca buzlar yavaş yavaş erimeye başla­dı. “Mal canın yongasıdır!” ya; tek sermayesi olan buzları­nın gözü önünde eridiğini görmek, adamın içini de eriti­yordu. Erimenin hızlanmasıyla içi yanan adam şöyle bağırma­ya başladı: “Sermayesi sürekli tükenen bu fakirden buz alan yok mu?” O sırada talebeleriyle oradan geçmekte olan büyük veli Cüneyd-i Bağdadî bu sözleri duyunca birden durdu ve ol­duğu yere çöktü. Başını ellerinin araşma aldı. Talebeler te­laşlandılar ve “Ne oldu hocam?” diye sordular. Cüneyd-i Bağdadî, “Şu adamın söylediklerine dikkat edin!” diyerek, buz satıcısının tarafına baktı. Adam, içinin yandığı sesinden belli olacak şekilde sürekli bağırıyordu: “Sermayesi tükenen buzcudan alışveriş yapan yok mu?” Büyük veli, o durumun, “Fırsat eğitimi” için iyi bir vesi­le olduğunu düşünerek şunları söyledi talebelerine: “Bu sözler beni sarstı. Eriyenin sadece buzlar değil, aynı zamanda ömrüm olduğunu farkettim. Sıcak, adamın maddî sermayesi olan buzları eritip tükettiği gibi, zaman da asıl sermayemiz olan ömrümüzü tüketiyor. Saniye sa­niye, dakika dakika ömür buzumuz eriyor, hissedebiliyor musunuz? Sahip olduğunuz en değerli sermaye ömürdür. Onun ne kadarını Allah’a satabilirsek yani Onun yolunda değerlendirirsek elimizde o kâr kalacak. Gerisi, satılmadan eriyip toprağa damlayan buzlar gibi boşu boşuna ziyan olup
Saniyelerin birbirini izledigini, dakikalarin geçtigini hissediyor musun? Sabirlisin ama beklemiyorsun, özgürsün ama seçmiyorsun, müsaitsin ama hiçbir sey seni harekete geçirmiyor. Sana randevular veriyorlar ama sen gitmiyorsun. Kollarini ensende birlestirip, dizlerini büküp, dar sedirinin üzerinde uzanmis yatiyorsun. Tavana bakıyor,tavanda çatlaklar, kabarmalar, lekeler, süsler olduğunu keşfediyorsun. Ne kimseyi görme, ne de konuşma, düşünme, dışarı çıkma, yerinden kımıldama isteği duyuyorsun. Pek yaşadın denemez, oysa her şey çoktan söylendi, çoktan bitti. Topu topu yirmi beş yaşındasın, ama yolun çizilmis bile. Roller hazir, etiketlerde: bebekliğindeki oturaktan yaşlılığındaki tekerlekli sandalyeye varana kadar oturulacak tüm yerler orada durmuş sıralarını bekliyorlar. Keşke insan türüne ait olmak, bu dayanilmaz ve Sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi.
Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret Ve asıl biz biliriz kederi