Uyku, insana diriliş hakikatinin bir tecrübesini yaşatır. Her sabah, akıl sahipleri açısından bir tür kıyamet provası niteliği taşır. İnsan için yaşayacağı günler uzun görünürken, yaşadığı günlerin bir an kadar kısa olduğu fark edilir. Akıl, Allah’ı andıkça dengeye ve sükûnete kavuşur. İnsanın “ahsen-i takvim” üzere yaratılmış olma iddiası dahi kalbin ve ahlâkın tahakkukunu beklemektedir; bunun dışındaki hâller ise idraksizliktir.
Ahlak toplumun temel kuvvetlerinden biridir. Toplum, faaliyetlerin, teşebbüslerin, icadarın boyuna değişen bütünü. Güçlerin, sınıfların, maddi ve manevi ehliyetlerin karşılaştığı yer. Ahlak ne bir Tanrı kelamı, ne değişmez bir ilke, ne tecrübeüstü bir kural. Ahlak toplumun nazari ve arneli unsur larından biri. Her ahlak belli bir sosyal çerçeve içinde geçerli. Ahlakı incelemek için ya toplumun bütününe, yahut belli içtimai sınıflara eğilmek zorundayız.
Mesnevi’den Sermayesi Tükenen Buz Satıcısının hikayesi, Bağdat’ta Ağustos sıcağı ortalığı yakıp kavurmaktaydı. Herkes, serinleyeceği gölge bir yer, ferahlatacak bir rüzgâr arıyordu. Çarşı-pazar kurulmuş, alışveriş başlamıştı.
Bu arada bir adam, yüksek dağların mağaralarından getirdiği buzları satıyordu. Buz kalıpları eriyip ziyan olmadan bir an önce onları satmalıydı. Gel gör ki, ekonomik durgunluk sebebiyle fazla buz satılmıyordu.
Öğle sıcağı bastırınca buzlar yavaş yavaş erimeye başladı. “Mal canın yongasıdır!” ya; tek sermayesi olan buzlarının gözü önünde eridiğini görmek, adamın içini de eritiyordu.
Erimenin hızlanmasıyla içi yanan adam şöyle bağırmaya başladı: “Sermayesi sürekli tükenen bu fakirden buz alan yok mu?”
O sırada talebeleriyle oradan geçmekte olan büyük veli Cüneyd-i Bağdadî bu sözleri duyunca birden durdu ve olduğu yere çöktü. Başını ellerinin araşma aldı. Talebeler telaşlandılar ve “Ne oldu hocam?” diye sordular.
Cüneyd-i Bağdadî, “Şu adamın söylediklerine dikkat edin!” diyerek, buz satıcısının tarafına baktı. Adam, içinin yandığı sesinden belli olacak şekilde sürekli bağırıyordu: “Sermayesi tükenen buzcudan alışveriş yapan yok mu?”
Büyük veli, o durumun, “Fırsat eğitimi” için iyi bir vesile olduğunu düşünerek şunları söyledi talebelerine:
“Bu sözler beni sarstı. Eriyenin sadece buzlar değil, aynı zamanda ömrüm olduğunu farkettim. Sıcak, adamın maddî sermayesi olan buzları eritip tükettiği gibi, zaman da asıl sermayemiz olan ömrümüzü tüketiyor. Saniye saniye, dakika dakika ömür buzumuz eriyor, hissedebiliyor musunuz? Sahip olduğunuz en değerli sermaye ömürdür. Onun ne kadarını Allah’a satabilirsek yani Onun yolunda değerlendirirsek elimizde o kâr kalacak. Gerisi, satılmadan eriyip toprağa damlayan buzlar gibi boşu boşuna ziyan olup