CAG yinelenmesini duymuş muydunuz? İnsanda bu DNA diziliminin 36’nın altında olması gerekiyormuş, yoksa genetik bir rahatsızlığa sebep oluyormuş. Başlangıçta bazı semptomlarla başlayıp sonrasında fiziksel hareketlerde bozukluk, ses kaybı ve sonrasında yazarın deyimiyle hayatın sıfırda titremesi... Bu bilgiyi niye mi verdim? Çünkü bu kitabın kaderini bu hastalık çiziyor.
Bu kitabın kapağını görenler belki sığ bir aşkı okuyacaklarını zannedebilirler ama burada kelimelerle tarif edemeyeceğim güzellikte bir akış, olaylar, kelimeler, cümleler, şarkılar var. (Dikkat edin aşk demedim!) Diyor ya yazar kitapta; bütün mümkünlerin kıyısındayız, gerçekten hayatta imkansız diyebileceğimiz şeyleri yaşarken veya bunlara şahit olurken görüyoruz ve böylece büyüyoruz.
Bu kitapta Umut ve Sanem’in yüreğinden geçenleri melankolik bir havada okuyorsunuz, okurken sizi sıkan yerler olabilir, size tavsiyem lütfen bırakmadan okuyun, sizi gerçekten içine alan bir kitap... Hele de sizi şaşırttıkça olayların içine girdikçe bana hak vereceksiniz.
Ve finali beni benden alan kitap; gözlerimin dolmasına sebep oldu, çok mu başkaydı bilemem ama o duygunun içine girerek okudum.(Bu söylediğim beklentinizi yükseltmez inşallah)
Ayfer Tunç’un okuduğum ikinci kitabıydı ama bu kitabında üslubuna hayran kaldım. Zamanda bir ileri bir geri gitse de, tekli bölümlerde Umut’un gözünden, çiftli bölümlerde Sanem’in gözünden okusakta her şeyi, kitap kapağındaki resimden, kitabın ismine kadar her şeyi bir bütün olmuş.
Başka kitaplardan, şarkılardan, sözlerden bahsedip, alıntılar yapması ayrıca hoşuma gitti. Mesela;
“Umut Tanpınar’dan söz etti, Huzur’da saadetin insan ruhunun en az tahammül edebildiği şey olduğunu yazdığından.”
“Dört duvar arasında aile sırları./Dört duvar arasında dünyanın kahırları.” (Bu şiirin