Peygamberimiz (a.s.m), durumu amcası Ebû Tâlib’e anlattı; ama o ücretin belli olmamasından duyduğu rahatsızlığı ifade etti ve Peygamberimizin ücreti de netleştirmesini istedi. Peygamberimiz ise bu duruma olumlu bakmadı. Bunun üzerine Ebû Tâlib, ücreti konuşmak üzere Hz. Hatice’nin yanına kendisi gitti:
– Ey Hatice! Biz işittik ki sen yeğenim Muhammed (s.a.v)’i iki erkek deve vermek üzere ticaret mallarının başında göndermek istiyormuşsun. Biz Muhammed (s.a.v) için dört deveden daha aşağısına asla razı olmayız.
Hz. Hatice:
– Ey Ebû Tâlib! Şüphesiz ki sen çok kolay ve hoşa gidecek bir ücret talep etmiş oldun. Bundan çok daha fazlasını isteseydin de yine ben kabul ederdim.
Peygamberimizin (a.s.m) ticaret kervanının başında gitmek istediğini öğrenen Hz. Hatice hemen Peygamberimiz (a.s.m)’ı yanına çağırttı: “Ben seni Şam tarafına gidecek kervandaki ticaret mallarımın başında göndermek istiyorum. Senin güzel ahlâklı, doğru sözlü ve güvenilir biri olduğunu biliyorum. Ve sana kavmimden hiç kimseye vermediğim büyük bir ücret vereceğim.” dedi.
Amca Ebû Tâlib şöyle dedi: “İşittim ki kavmin ticaret için Şam civarına bir kervan oluşturmuş. Hüveylid kızı Hatice ise bu kervanda görevlendirmek üzere güvenilir bir adam arıyormuş. Her ne kadar Şam tarafına gitmeni istemesem de orada bazı hâsid Yahudilerin sana kötülük etmesinden endişe duysam da artık çaresizim. Hatice’ye bir gitsen, senin temiz ve güvenilir oluşun sebebiyle başkalarını değil de seni tercih eder.”
Peygamberimiz (a.s.m) yirmi beş yaşına gelmişti. Amcası Ebû Tâlib kendisine: “Ey yeğenim! Sen de biliyorsun ki ben malı mülkü olmayan biriyim. Her geçen gün sıkıntılarımız artıyor. Ne malımız kaldı, ne de bir ticaretimiz.” dedi. Bu konuşmadan sonra bir teklif, bir öneri gelmesi kaçınılmazdı. Ve öyle de oldu.