Her yerde satılıyor, Cervantes’i, Sofokles’i, Sait Faik’i, Shakespeare’ı okuyun. Siyasilerin ve medyanın sizlere sunmuş olduğu hayatı beğenmiyorsanız, kendinize Dostoyevski’den, Sartre’dan, Camus’den, Rousseau’dan oluşan bir hayat kurun.
Kitapla ilgili yorum yapmadan önce kapağına kitabın değinmek istiyorum. Everest yayınlarından çıkan bu kitabın kapağı kadar içime işleyen başka bir kitap kapağı olmamıştı. Kitabı okurken ve hatta bitirdikten sonra kapağa bakarak köy hayatının içinde buldum kendimi; asma ve erik ağaçlarının hayalleriyle, bahçedeki araba parçalarına bakarak düşüncelere daldım. Ayrıca youtube'da kitapta bahsi geçen türkileri derleyerek çeşitli listeler oluşturulmuş. Okurken kimi zaman türküler de eşlik ettiler bana, inanılmaz keyif aldım.
Kitaba gelecek olursak; roman Ankara'a yazar olan ana karakterimizin ağzından son derece yalın ama mükemmel bir türkçe ile anlatılıyor. Yarım sayfa uzunluğunda cümleler yok ama buna rağmen her bir cümleden duygu ve his akıyor sanki.
Yazar kitabın başını ve sonunu çok güzel bağlıyor ve yüzlerde tatlı bir tebessüm oluşturuyor. Post modernizmin en önemli yazarlarından biri olan Hasan Ali Toptaş bu işi gerçekten çok iyi yapıyor.
İnsan hayatındaki hüzün, çağresizlik, baba-oğul ilişkisi, akrabalık-komşuluk ilişkileri, toplum yapısı, batıl inançlar, türküler, köyler, şehirler, çok hoş yöresel tabirler.. hepsinden bolca bulabilirsiniz bu 248 sayfalık romanın içerisinde...Kitabın büyüsünü bozmamak adına içeriği hakkında fazlaca bilgi vermek istemiyorum ancak genel olarak baba ve oğulunun bir takım hastalıklara, yaşlılığa, ölüme karşı omuz omuza mücadelesi anlatılıyor. Bu süreçte pişmanlıklar ve korkular gün yüzüne çıkıyor. Özellikle babasını kaybeden ya da ağır bir hastalık süreci atlatan ya da yaşayan herkese çok dokunacağına inandığım bir roman oldu Kuşlar Yasına Gider romanı. Eldeyken kıymetini bilmenin erdemini herkesin yaşayabilmesi dileğiyle...