"Bizim memlekette her şey liderle ilgilidir. Lider her şeydir. Parti içi demokrasi falan derler ya kulak asma. Hatta şu demokrasi lafına hiç kulak asma. Ne idüğü belirsiz kaypak bir kavramdır yani. Ağızlarda sakız olmuş o kadar." (...) "Lideri sana anlatayım Şemsettin. Lider nedir? Bir kere hastalıklı bir şekilde misyon sahibi olduğuna inanır. İkincisi, herhangi bir meselede karşısındakinin haklı olabileceğine inanmaz. Bunu aklının köşesinden geçirmez. Hak vermiş gibi davranır, ama kendi bildiğini işler. O her zaman haklıdır, her zaman doğrudur. "Doğru" onun söylediği şeydir. Bunun sübjektif şey olduğunu yer yarılsa kabul etmez. Kabul edecek olsa kalesi de, kuleleri de, hakimiyet tepesi de yıkılır. Bu bakış, bu inanç, bu yaklaşım "vicdan"ı yok eder. Liderde vicdan "ayakbağı" sayılır. Lider kendi tayin ettiği “mutlak doğru"lar istikametinde ilerler. Çelişkiye düştüğü her noktada tevil yapabilir. Peki, bu nasıl bir adam, diyeceksin. Bunun içinde çınlayan bir ses yok mu? "Zalimsin, alçaksın, vicdansızsın, sevgisizsin, bilgisizsin. yanlıştasın" diyen bir ses. Belki vardır. Bilemem. Ama bunu katiyyen açık etmez. Bu tür düşünce ve duygularını bastırır, hapseder. Böylece yüzüne aşınmaz ve aşılmaz bir maske geçirmiş olur. Maskeli adamın hiçbir vakit gerçek bir dostu olamaz. Olsa bile o buna imkân vermez. Kendine yaklaşanı hep belli bir mesafede tutar. Etrafına âdeta bir duvar örer. Bu duvarın içinde, bu mahbeste öylesine bir riyazete girer ki, artık onunla bütünleşir. Ailesine, çocuklarına, herkese karşı bile oradan seslenir. Çünkü lider için gerçek bir paylaşım, bir yerde "zaaf" demektir. Mutlak iktidarın delinmesi demektir. Tehlike demektir. Çünkü siyaset meydanında acımaya rastlanılmaz. En yakın dostu insanı ardından vurabilir. Açtığı sırları, gösterdiği zaafı icabında