Selin Kaymaz

Selin Kaymaz
@cellinkaymaz
…o notanın çalınmasında başka bir şey daha vardı, her şeyle eşit olduğuna dair bir his ki bu his aynı zamanda bu şeyleri atlatabilerek hayatta kalma yeteneği olduğu anlamına geliyordu. Kendisi ölümcül bir darbe alamazdı ya da hep buna inanmıştı: Yok edilmeye tanık olmuş olsa da kendisi yok edilemezdi. Hayatta kalabilmiş olmasını özgürlük olarak kabul etmişti ve özgürlüğünü alıp kaçmıştı.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bütün bu güzellik, eğer tahrip edilebilir bir şeyse hiçbir işe yaramazmış gibi gelmişti bana: Ona ben zarar verebiliyorsam eğer, herkes zarar verebilirdi. Benim gücüm ne kadar büyük olursa olsun, aptallığın gücünün yanında sıfırdır. (…) Homeros İlyada’da savaşta parça parça edilen adamların süslü püslü savaş kıyafetlerini, el yapımı savaş arabalarını ve zırhlarını hatırlayarak hoş evlerinden ve işlerinden söz ederken böyle söyler. Bütün o güzel ekim dikim ve inşaat, bütün o mal mülk tek bir kılıç darbesiyle tarumar olur, bir karıncayı ezmeye yetecek olan birkaç saniye içinde ayaklar altında kalır.
-“Kalmanı en çok istediğim anda neden hep gidiyorsun Lina?” -“Çünkü kaybedeceğini düşündüğün anda daha fazlasını istiyorsun.”
Sayfa 703·Kitabı okudu
“Umut edebilirim, evet… ama umut yanıltıcıdır. Rüzgarı ya da akıntıyı kontrol edemezsin. Seyrüseferini sürekli sıkıntıya sokan fırtına ve boralar yüzünden, denizciler felaket beklentisini akıllarından çıkarmaya cesaret edemez.”
Sayfa 300·Kitabı okudu
On sekizimize geldiğimizde yanıltıcı ve boş düşlerin sınırına yaklaşırken Elf diyarı ardımızda kalır, Gerçeklik kıyıları önümüze açılır. Kıyı henüz uzaktır; öylesine mavi, öylesine yumuşak, öylesine zarif görünür ki bir an önce oraya ulaşmak için yanıp tutuşuruz. Güneş ışıldarken mavi gökyüzünün altında yemyeşil bahar kırları görürüz, gümüş çizgiler gözümüze çarptığında coşkun suları hayal ederiz. O topraklara ulaştığımızda bir daha ne açlık ne de susuzluk çekeceğimizi düşünürüz. Oysa o topraklar vahşiliklerle doludur, o topraklarda gerçek mutluluğun tadına varamadan sık sık ölümün ya da neredeyse ölüm kadar karanlık ve soğuk bir kederin seli yürekleri basar. Hayatın bütün sevinçleri hak edilmelidir. Kazanmanın ne kadar zor olduğunu ancak büyük ödüller için savaşanlar bilir. Yüreğin kanı, savaşçının alnını kırmızı boncuklar gibi süslemelidir; ancak o zaman zafer tacı başa takılabilir.
Sayfa 119·Kitabı okudu