--SPOİLER ALERT----SPOİLER ALERT----SPOİLER ALERT----SPOİLER ALERT--
George Orwell, ''1984'' romanıyla, İspanya, Almanya ve Sovyetler Birliği gibi bölgelerde tanık olduğu mutlak politik otoriteyi, gelişmiş bir teknoloji ile harmanlayarak gözler önüne sermektedir.. Bu roman, her ne kadar yazıldığı döneme göre geleceği ele alsa da aslında o dönemin totaliter rejiminin de betimleyicisi niteliktedir. Aynı zamanda, en başta belirttiğimiz George Orwell'in bu romanı yazarken kullandığı izlenimlerinin kaynakları da göz önünde bulundurulursa, ''1984'' romanının bir komünist distopyası olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz.
Romanın baş kahramanı Winston, iktidarı elinde tutan Büyük Birader ve Parti'nin, insanların düşüncelerine kadar kontrol ettiği bir dönemde yaşamaktadır. Dışarıdan bakıldığında, Winston da diğer herkes gibi Parti'ye bağlı, kurallara uyan örnek bir vatandaş gibi gözükmektedir ancak, aslında zihninin derinliklerinde Parti'yi sorgulayan ve ondan nefret eden biridir. Ancak Winston, bu düşünce ve duygularını tam anlamıyla dışarıya yansıtamamaktadır. Bunun sebebiyse Parti'nin saldığı korku ve sürekli izledikleri düşüncesidir. Ancak Winston gibi örnek bir vatandaş bile zaman zaman ufak da olsa bazı hareketlerle bu nefretini ve sorgulayışını eyleme dökmektedir. Bu dışa vurum başlarda bir eskici dükkanı aracılığıyla gerçekleşirken ilerleyen dönemlerde bu isyan Julia isimli karakterin hayatına girmesi ve onunla beraber yaşadığı kaçamaklar aracılığıyla olmuştur. Zamanla Winston kafasındaki bu nefreti daha büyük bir şekilde somut hale getirmek, gerçek bir isyana dönüştürmek ister. Bu fikrini kendine en yakın gördüğü Julia ile paylaşır ancak Julia, Winston'a göre daha bireysel, bencil ve kendi hazlarına yönelik bir isyanın peşindedir.
Winston ile Juila her